Андрей Смирнов
Время чтения: ~50 мин.
Просмотров: 0

Nükleer Tıpta Görüntülemede ve Tedavide Kullanılan Radyofarmasötikler

Koma derin bir bilinçsizlik durumudur. Bazı enfeksiyon türleri gibi tıbbi bir durum sonucunda veya kafaya darbe alındığında, travmatik bir kaza sonucu ortaya çıkabilmektedir. Koma uykudan farklıdır çünkü kişi bu durumdan uyanamamaktadır. Beyin ölümü ile aynı şey değildir çünkü kişi yaşamaya devam etmektedir, ancak çevrelerine normal şekilde cevap verememektedir. Koma sırasındaki bilinçli olunup olunmadığı, bilinç düzeyi, kaç kişinin bilinçli olup olmadığı gibi durumlar bilim insanları tarafından günümüzde araştırılan bir sorudur. Bilinç ve duyarlılık düzeyleri beynin ne kadarının çalıştığına bağlı olmaktadır. Koma genellikle birkaç gün veya haftalarca ve nadiren, birkaç yıl sürmektedir. Kişi komaya girdiğinde bu tıbbi bir acil durumdur. Yaşamı ve beyin fonksiyonunu korumak için hızlı eylem gerekmektedir.

Koma Anındaki Durum

Koma Tanımı

Koma, derin bir bilinçsizlik durumudur. Komaya giren kişi uyanamamaktadır ve çevredeki olup bitene tepki vermemektedir. Acıya, ışığa veya sese normal şekilde cevap verememektedir ve gönüllü eylemler yapmamaktadır. Uyanmasalar da, vücutları normal uyku düzenlerini takip etmektedir. Solunum ve dolaşım gibi otomatik işlevler normalde çalışmaya devam etmektedir, ancak kişinin düşünme yeteneği bastırılmaktadır. imageUlusal Nörolojik Bozukluklar ve İnme Enstitüleri’ne (NINDS) göre, kişi bazen refleks olarak yüz buruşturma, gülme veya ağlama gibi refleksler yapabilmektedir. Koma zehirlenme, merkezi sinir sistemini (CNS) etkileyen hastalık, enfeksiyon, ciddi yaralanma, hipoksi veya oksijen yoksunluğu gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Bazen doktor, örneğin iyileşme süreci sırasında hastayı yoğun ağrıdan korumak veya başka beyin travması formundan sonra daha yüksek beyin fonksiyonunu korumak için ilaçlar kullanarak koma halinin devamını sağlamaktadır. Koma genellikle birkaç haftadan fazla sürmemektedir. Hastanın durumu uzun bir süre sonra değişmezse, kalıcı vejetatif bir durum olarak yeniden sınıflandırılmaktadır. Kişinin kalıcı bir bitkisel durum aylarca sürerse, uyanması olasığı bulunmamaktadır.

Belirtileri

Semptomları Tanıma

İlk yanıtlayıcı AVPU ölçeğini kullanarak başlanmalıdır ve bilinç düzeyini ölçmeye çalışılmalıdır. AVPU ölçeği aşağıdaki alanları kapsamaktadır: • Uyanıklık: Kişi tarafından uyarılır, nasıl uyandığına bakılır • Vokal uyaranlar: Başka birinin sesine tepki veriyor mu? • Ağrılı uyaranlar: Acıya cevap veriyor mu? • Bilinçsiz: Bilinci yerinde mi? Uyarıya verilen tepki çok bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde cevap verilebilir. Bu, sağlık çalışanının bunun acil durum olup olmadığını değerlendirmesine yardımcı olmaktadır. Şayet kişi uyanıksa, koma riski bulunmamaktadır. Hastanede, doktorlar kişinin durumunu daha ayrıntılı olarak değerlendirmek için Glasgow koma skalasını (GCS) uygulamaktadır. Derin bilinç kaybı olan hastalar boğulma riski altında olabilmektedir. Hava yollarını korumak ve nefes almaya devam etmelerini sağlamak için tıbbi yardıma ihtiyaçları olmaktadır. Bu, burun veya ağızdan akciğerlere geçen bir tüpü içermektedir.

Kişi Komada Olduğunda Duyup Düşünebilir mi?

Nedenleri

Nedenler veya koma değişiklik göstermektedir, ancak hepsi beyin veya CNS’de bir miktar yaralanmayı içermektedir. Koma nedenleri şunlardır: Diyabet: Kişinin kan şekeri düzeyleri ise diyabet çok fazla yükselir, bu hiperglisemi olarak bilinmektedir. Çok düşük hale geldiğinde, bu hipoglisemidir. Hiperglisemi veya hipoglisemi çok uzun süre devam ettiğinde koma ortaya çıkmaktadır. Hipoksi veya oksijen eksikliği: Beyne oksijen verilmesi azalır veya kesilirse, örneğin kalp krizi, felç veya boğulma sırasında koma meydana gelebilmektedir. Enfeksiyonlar: Beynin, omuriliğin veya beyni çevreleyen dokuların şiddetli iltihabı komaya neden olabilmektedir. Örnekler arasında ensefalit veya menenjit bulunur. Toksinler ve aşırı dozda ilaç: Karbon monoksite maruz kalmak, bazı aşırı doz ilaçlarında olduğu gibi beyin hasarına ve komaya neden olabilmektedir. Travmatik beyin yaralanmaları: Trafik kazaları, spor yaralanmaları ve kafaya darbe içeren şiddetli saldırılar komaya neden olabilmektedir.

Teşhisi

Tıbbi ve yakın geçmiş, kan testleri, fiziksel testler ve görüntüleme taramaları komanın nedenini bulmaya ve bu hangi tedavinin uygulanacağına karar vermeye yardımcı olmaktadır. teşhis yolları şu şekillerdir: Tıbbi geçmiş: Koma geçiren kişi hakkında mümkünse arkadaş, aile, polis ve tanıklar gibi kişilerden tıbbi geçmişi istenebilir. Tıbbi geçmişler ilgili şu sorular sorularak teşhis etmeye çalışılır. • Koma veya semptomların önceden yavaş mı yoksa aniden mi başladığı • Eğer kişi komadan önce herhangi bir görme problemi, baş dönmesi, sersemlik veya uyuşma varsa veya göründüyse • Hastanın diyabet, nöbet, inme öyküsü veya başka bir durum veya hastalık olup olmadığı • Hastanın hangi ilaçları veya diğer maddeleri almış olabileceği Fiziksel testler: Amaç, kişinin reflekslerini, acıya nasıl tepki verdiklerini ve gözbebeği büyüklüğünü kontrol etmektir. Testler, kulak kanallarına çok soğuk veya ılık su serpmeyi içermektedir. Bu testler değişen refleksif göz hareketlerini tetiklemektedir. Yanıt türü komanın nedenine göre değişmektedir. Kan testleri: Koma geçiren kişiye uygulanan kan testlerinde aşağıdakileri durumlar belirlenmeye çalışılır: • Kan sayımı • Karbonmonoksit zehirlenmesi belirtilerin olup olmadığı • Yasal veya yasa dışı uyuşturucuların ya da diğer maddelerin varlığı ve düzeyleri • Elektrolit seviyeleri • Glikoz seviyeleri • Karaciğer fonksiyonu Lomber ponksiyon (omurga musluğu) Bu, CNS’nin herhangi bir enfeksiyonunu veya bozukluğunu kontrol etmektedir. Doktor hastanın spinal kanalına iğne sokarak basıncı ölçmektedir ve testlere göndermek için sıvı alınmaktadır. Beynin görüntüleme taramaları: Bunlar herhangi bir beyin hasarı, hasarı olup olmadığını ve nerede olduğunu belirlemeye yardımcı olmaktadır. CT, CAT taraması ve MRI tıkanmaları veya diğer anormallikleri kontrol etmeye yardımcı olmaktadır. Ayrıca elektroensefalografi (EEG) beyindeki elektriksel aktiviteyi ölçmektedir.

Glasgow Koma Ölçeği

Glasgow Koma Ölçeği (GCS), kafa travması sonrası beyin hasarının şiddetini değerlendirmek için kullanılmaktadır. Sözlü yanıtlara, fiziksel yanıtlara ve gözlerini ne kadar kolay açabileceklerine göre hastalara puan vermektedir. • Gözler: Skorlar 1 ila 4 arasındadır, burada 1 kişi gözlerini açmazsa, 2 ağrıya tepki olarak imagegözlerini açtıklarında, 3 sese tepki olarak gözlerini açtıklarında ve 4 kendiliğinden açtıklarında değerlendirme yapılır. • Sözel: Skorlar 1 ila 5 arasındadır, burada 1 kişi ses çıkarmaz, 2 mırıltı vardır ama anlaşılamaz anlamına gelir, 3 uygun olmayan kelimeler söylediklerinde, 4 konuştuğunda ancak karıştığında ve 5 normal iletişimdir. • Motor veya fiziksel refleksler: Skorlar 1 ila 6 arasındadır ve 1 ila 5, bir kişinin ağrıya tepkisini tanımlar. 1 puan alan bir kişi hareket etmez, 2 ağrıya tepki olarak bir uzuv düzleştirdiği zamandır, 3 ağrıya alışılmadık bir şekilde tepki gösterdiği zamandır, 4 ağrıdan uzaklaştıklarında, 5 ise acının nerede olduğunu saptayabildiği zamandır. 6 puanı kişinin komutlara uyabileceği anlamına gelir. Toplamda 8 veya daha az bir puan bir komaya işaret etmektedir. Skor 9 ila 12 arasındaysa, koşul orta düzeydedir. Skor 13 veya daha fazla ise, bilincin bozulması küçüktür.

Tedavi

Koma ciddi bir tıbbi acil durumdur. Sağlık uzmanları, hastanın derhal hayatta kalmasını sağlayarak ve beyne ulaşan oksijen miktarını en üst düzeye çıkarmak için nefeslerini ve dolaşımlarını güvence altına alarak tedaviye başlamaktadır. Doktor, diyabetik şokta veya beyin enfeksiyonu olması durumunda, kan testleri sonuçları hazır olmadan önce bile glikoz veya antibiyotik vermektedir. Tedavi, komanın altta yatan nedenine, örneğin böbrek yetmezliği, karaciğer hastalığı, diyabet, zehirlenme vb. koşullara bağlı olarak değişmektedir. Beyin şişmesi varsa, basıncı hafifletmek için ameliyat gerekebilmektedir.

Hastalığın Görünümü

Koma nedeni başarılı bir şekilde tedavi edilebilirse, kişi sonunda kalıcı bir hasar olmadan uyanabilmektedir. İlk başta kafaları karışır, ancak daha sonra genellikle komadan önce ne olduğunu hatırlamaya başlarlar ve hayatlarına devam edebilirler. Tipik olarak, bazı rehabilitasyon tedavisi gerekebilmektedir. Beyin hasarı meydana gelirse, uzun süreli bozulma ortaya çıkabilmektedir. Kişi uyanırsa, temel becerileri yeniden öğrenmeleri gerekebilir ve ne olduğunu hatırlamayabilir. Bununla birlikte, fiziksel ve mesleki terapi gibi desteklerle, birçok kişi iyi bir yaşam kalitesinin tadını çıkarabilmektedir. Bazı durumlarda ise kişi uyanmayabilmektedir.

Yapılan Araştırmalar

Kaynakça: theguardian.com kidshealth.org nih.gov

Yazar: Özlem Güvenç Ağaoğlu

Anasayfa » Nükleer Tıp » Nükleer Tıp ve Moleküler Görüntüleme Uygulamaları İle İlgili Genel Bilgiler

  • Çok duyarlı ve amaca özgül yöntemlerdir.
  • Alerjisi ve yan etkisi yoktur.
  • Fizyolojik, metabolik düzeyde fonksiyonel bilgi sağlarlar.
  • Bilgilerin aynı zamanda sayısal olması nedeniyle tekrarlandıklarında birbiri ile kıyaslanabilme özelliğine sahiptirler.
  • Non-invazif olmalarından dolayı hastaya rahatsızlık ve zarar vermezler.
  • Nükleer Tıp uygulamalarında hasta çok düşük düzeyde radyasyon almaktadır.

Tanısal Nükleer Tıp Hizmetleri:

  1. PET/BT görüntüleme
  2. Akciğer perfüzyon ve ventilasyon sintigrafisi,
  3. Kantitatif akciğer perfüzyon sintigrafisi,
  4. Sağdan sola şant araştırılması,
  5. Radyonüklid venografi
  6. Miyokard perfüzyon sintigrafisi,
  7. Gated miyokard perfüzyon SPECT analizi,
  8. Radyonüklid Ventrikülografi (MUGA)
  9. Radyonüklid anjiokardiografi ve şant analizi
  10. Beyin perfüzyon sintigrafisi,
  11. Radyonüklid sisternografi,
  12. Ventriküler sıvı kaçağı ve şant araştırılması
  13. Tiroid sintigrafisi,
  14. Tiroid uptake testi,
  15. Perklorat washout testi,
  16. Tüm vücut iyot sintigrafisi
  17. Paratiroid sintigrafisi,
  18. Paratiroid SPECT
  19. İyot-131 MIBG sintigrafisi
  20. İyot-123 MIBG sintigrafisi
  21. Tükürük bezleri sintigrafisi,
  22. Özefagus sintigrafisi,
  23. Gastro-özefageal reflü sintigrafisi,
  24. Mide boşalma sintigrafisi,
  25. Safra yolları sintigrafisi,
  26. Karaciğer-dalak sintigrafisi,
  27. İşaretli dalak sintigrafisi,
  28. GİS kanama sintigrafisi,
  29. Meckel sintigrafisi,
  30. Karaciğer kan havuzu çalışması ( hemanjiom araştırılması)
  31. Tüm vücut kemik sintigrafisi,
  32. Üç fazlı kemik sintigrafisi,
  33. Kemik SPECT
  34. İşaretli lökosit sintigrafisi,
  35. Kemik iliği sintigrafisi,
  36. Dinamik böbrek sintigrafisi (diüretikli ve diüretiksiz),
  37. Statik böbrek sintigrafisi,
  38. Kaptoprilli böbrek sintigrafisi,
  39. Direkt ve indirekt voiding radyonüklid sistografi,
  40. Testis sintigrafisi
  41. İndium-111 Oktreotid sintigrafisi,
  42. Penta DMSA sintigrafisi
  43. Tüm vücut MİBİ sintigrafisi,
  44. Tüm vücut Tetrofosmin sintigrafisi
  45. Gözyaşı yolları sintigrafisi,
  46. Periton sintigrafisi
  47. Lenfosintigrafi,
  48. Sentinel lenf bezi sintigrafisi
  49. İntraoperatif gama prob uygulamaları,
  50. Karbon-14 Üre Nefes testi
  51. Tedavi ile İlişkili Nükleer Tıp Hizmetleri
  52. Radyonüklid tedavi
  53. Radyonüklid tedavi takibi
  54. Radyoaktif iyot ile Hipertiroidi tedavisi
  55. Radyoaktif iyot ile Tiroid kanseri tedavisi
  56. Hemofilik sinovit ve romatoid artritte radyonüklid sinovektomi
  57. Metastatik kemik ağrılarının radyonüklid tedavisi
  58. Lenfomalarda radyoimmünoterapi
  59. Karaciğer metastazlarının intraarteryel radyomikroküre tedavisi
  • Tetkik öncesi ön hazırlık gerekir mi? 

Nükleer Tıp Bölümü’nde bazı tetkikler için ön hazırlık gerekmektedir. Bu  tetkikler için randevu günü gelirken nasıl bir hazırlık yapmanız gerektiği ile ilgili bilgilendirme size hem sözlü olarak hem de yazılı bir form ile verilecektir.

  • Tanı için radyoaktif maddeler nasıl uygulanır? 

Nükleer Tıp Bölümü’nde tetkikler hastaya ya damar yolu ya da ağızdan düşük dozda radyoaktif madde verilerek yapılmaktadır.

  • Görüntüleme öncesi tahmini bekleme süresi ne kadardır?

Enjeksiyon yapıldıktan sonra verilen maddenin vücutta yeterli yayılabilmesi için belli bir süre beklenmesi gerekmektedir. Bekleme süresi yapılacak tetkike bağlı olarak değişmektedir.

  • Nükleer tıpta görüntüleme nasıl yapılır? 

Görüntüleme gama kamera veya PET-CT adı verilen cihazlarla yapılmaktadır. Cihazların dört yanı açık olup çekim süresi tetkike göre değişmektedir.

  • Nükleer tıp tetkikleri hangi sıklıklarla uygulanabilir?

İstenilen neticeye ulaşılamadığı durumlarda aynı tetkikin tekrarı gerektiğinde veya birkaç nükleer tıp tetkikinin art arda yapılması gereken durumlarda 2-3 günlük aralarla sintigrafi uygulanabilir.

  • Kullanılan radyoaktif maddelerin zararı var mıdır? 

Nükleer tıp uygulamalarında hastalar çok düşük düzeyde radyasyona maruz kalmaktadır. Uygulanan radyofarmasötikler düşük radyasyonlu, kısa ömürlü ve vücutta birikim yapmayan radyoaktif maddeler olup kendiliğinden fiziksel olarak yarılanarak azaldığı gibi, idrarla, terle ve bağırsaklar aracılığıyla da vücuttan atılmaktadır.  Bu maddeler her yaştaki hastada ve çocuklarda, yaşa ve kiloya göre değişen dozlarda güvenle kullanılabilmektedir.

  • Tetkik sonrası insanlardan uzak kalmak gerekir mi? 

Tetkiklerde kullanılan radyoaktif madde miktarları çok düşük düzeylerde olduğu için genel olarak insanlardan uzak kalmanıza gerek yoktur ancak enjeksiyondan sonra 24 saat süresince tedbir amacıyla çocuklardan ve hamilelerden uzak kalmanız önerilmektedir.

Nükleer Tıp ve Moleküler Görüntüleme Departmanında Tedavi İşlemleri;

Radyoaktif İyot Tedavisi

Tiroid hastalıklarının radyoaktif iyot I131 ile tedavisi yaklaşık 50 yıldan uzun bir süredir yapılmaktadır. En eski hedefe yönelik tedavi yöntemi olan I131 tedavisi tüm dünyada binlerce insana uygulanmıştır. Uzun süre takip edilen bu tedavi yönteminin radyasyona bağlı olumsuz etkileri ile ilgili tedavi dozları içinde anlamlı bulgu saptanmamıştır.

Tiroidektomi operasyonundan sonra hastalara geri kalan tiroid dokusunu ortadan kaldırmak ve/veya metastazların yok edilmesi amacıyla radyoaktif İyot I131 tedavisi (halk arasında sıkça kullanılan tanımı ile “Atom Tedavisi”) uygulanır.

Radyaktif iyot 131’in yaydığı beta ışınları tedavi amacıyla kullanılırken, daha uzun mesafeli gama ışınları, görüntü elde etmeye olanak sağlıyor.   Atom tedavisi kapsül veya sıvı şeklinde uygulanıp ağız yoluyla alınıyor. Sıvı şekli su tadında ve hastayı rahatsız etmiyor.

Tedavi kimlere uygulanır?

Atom tedavisi tiroit bezinin çok hızlı çalıştığı hipertiroidi durumunda (zehirli guatr) ve tiroit bezi kanserlerinin tedavisinde kullanılıyor. Hipertiroidi tedavisinde düşük dozlarda, tiroit kanserinde ise daha yüksek dozlarda uygulanıyor. Bu tedavinin hamile ve emziren hastalara uygulanması doğru değil.  Bunun dışında her yaşta ve cinsteki hastalara uygulanabilir, gerekirse tekrarlanabilir. İyi hesaplanmış bir dozla genellikle bir uygulama yeterli olur. Ancak bazı hastalarda hastalık daha dirençli veya yaygın olabilir ve birden çok uygulama gerekebilir.

Atom tedavisinin yan etkileri var mı?

Atom tedavisinin bazı minör yan etkileri olabilir. Geçici bir süre olmak koşuluyla, nadiren de olsa boyunda ağrı veya hassasiyet gözlenebilir. Tükürük bezlerinde şişlik görülebilir. Mide rahatsızlığı olan kişilerde tedaviden sonraki erken dönemde mide  bulantısı görülebilir. Ancak bu etkilerin önüne geçmek veya minimumda tutmak bazı basit öneriler ile mümkündür.

Atom tedavisinden sonra hastalar hamile kalabilir, doğum yapabilir ve emzirebilir. Ancak tedavi sonrası hastalara altı ay hamile kalmalarını önermiyoruz.

Atom tedavisinden sonraki süreç nedir?

Hastanın aldığı doz yatmasını gerektirecek düzeyde ise, izolasyon amacıyla özel olarak hazırlanmış odalarda bir süre kalıyorlar. Bu odalar genellikle aydınlık ve konforludur. Bu odaların duvarlarında ve kapılarında özel malzemeler vardır ancak dışarıdan fark edilmez. Hastanın üzerinde bulunan radyoiyottan yayılan ışınların miktarı azaldıktan ve halk arasına karışılabilecek yasal doz sınırının altına indikten  sonra hastalar taburcu edilebilir. Her hasta için farklı olmakla birlikte genellikle iki-üç gün içerisinde hastalar evlerine gönderilebilir.

Taburcu olduktan sonra hastaların nelere dikkat etmesi gerekir?

Atom tedavisinden sonra uyulması gereken üç önemli konu var. Mesafe, süre ve temizlik.

Hastanın aldığı doza göre değişmekle beraber yaklaşık 1-2 hafta kadar dikkat edilmesi gereken kurallar vardır. Kalabalık ortamlarda uzun süreli bulunmamak, ev halkı ile uzun süreli ve yakın mesafede bulunmamak gibi.

Hijyen diğer önemli bir faktör. Verilen radyoiyot idrarla atıldığından tuvalet temizliğine, çamaşır, çatal kaşık gibi eşyaların temizliğine özen gösterilmeli.

Radyoiyot tedavisi öncesinde iyottan fakir diyet önerisi

İyot içeren madde ve yiyecekleri tedavi öncesi  doktorunuzun önerdiği sürelerde kısıtlamanız önerilmektedir. Buradaki amaç tedavi öncesi  iyot açlığını artırmaktır.  Tedaviden sonra normal beslenmenize dönebilirsiniz.

Kısıtlanması önerilenler:

  • İyotlu tuz (iyotsuz tuz  kullanılabilir)
  • İyot içeren öksürük şurupları ve vitamin preparatları
  • İyot içeren vitamin ve mineral ilaçları
  • İyotlu pansuman ve gargaralar
  • Saç boyası yaptırılması
  • Tentürdiyot
  • Deniz ürünleri (Balık, karides, vb.)
  • Süt ve süt ürünleri (süt, yoğurt, ayran, vb.)
  • Soya sosları
  • Hazır konserveler,  hazır  şarküteri ürünleri (salam, sucuk vb.)

Turşu, cips  vb tuzlu gıdalar

MIBG tedavisi

I131 MIBG malign nöroektodermal tümörlerin (feokromasitoma, paraganglioma, karsinoid tümörler, medüller tiroid kanseri, nöroblastoma gibi) tedavisinde kullanılan radyoaktif bir maddedir. I131 tedavisi damar yolundan infüzyon şeklinde uygulanır.

Radyoimmunoterapi (Yitriyum-90 (Y90 )

Radyoimmunoterapi, ilacın radyoaktif maddeyle işaretlenerek enjeksiyon yoluyla hastaya verilip kanserli hücreyi bulup yok edebilen bir tedavi yöntemi olarak tanımlanıyor. Sadece kanser hücresini hedefleyen ve içerdiği radyasyonu tümör hücrelerine taşıyan yöntem, mevcut tedavilerin kan yoluyla ulaşmakta zorlandığı yerlerdeki kanser hücrelerinde de etkili oluyor Tümörlere çapraz ateş Tedavide kullanılan etken maddenin, nükleer tıp laboratuvarında bir radyoaktif maddeyle birleştirilerek hastaya enjeksiyon yoluyla uygulanması yöntemi.

Radyoembolizasyon (Y90 Mikroküre Tedavisi)

Karaciğer kanserlerinin ilk tedavisi, cerrahidir. Cerrahi tedavi uygulanamayan hastalara ise kemoterapi ve radyoterapi uygulanabilir. Bu tedavilerin etkin olmadığı hastalar kanserli dokunun içerisine konulan radyonüklid işaretli mikroküreler ile tedavi edilebilir. Radyoaktif mikroküre tedavisi, selektif olarak anjiografi yoluyla karaciğerdeki tümöre radyoaktif madde verilmesine dayalı bir tedavi yöntemidir. Mikroküreler Y90 denilen radyoaktif maddelerle işaretlenir. Radyoaktif madde (radyonüklit) doku içerisinde yaklaşık 0.5-1 cm mesafeyi ışınlar. Bu şekilde, normal dokular radyasyona ve radyasyonun olumsuz etkilerine maruz kalmaz.

Radyonüklid Sinovektomi

Hemofili ve Romatoid artrit hastalarında lokal radyonüklid uygulaması ile sinovektomi yapılması.

Metastatik Kemik Ağrılarının Radyonüklid Tedavisi

-Samaryum153 Tedavisi

Yaygın kemik metastazı olan hastalarda, ağrının geçmesi veya hafiflemesi için Samaryum-153 ile palyatif sistemik tedavi yapılabilmektedir. Analjeziğe ve morfine dirençli osteoblastik (sklerotik) ve mikst tipte ağrılı, çoklu kemik metastazları en sık; prostat, meme ve akciğer kanserlerinde (% 80’i), daha az sıklıkla; tiroid, mesane, melanom ve böbrek kanserlerinde görülmektedir. Bu hastalarda Samaryum-153 ile ağrının kontrolü sağlanabilmektedir.

Ra223 Tedavisi

Prostat kanserli hastalarda Amerika İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanan yeni bir farmasötik olan Ra223  diklorür  (Xofigo®), kemiğe yayılan metastatik hormon dirençli prostat kanserli hastalarda kullanılabilecek yeni bir tedavi yöntemidir. Damardan uygulanan bu radyofarmasötik ajan direk olarak kemik metastazlarına ulaşarak metastazlı bölgede minerallerle birleşerek radyasyon yayar. Böylece kemik metastazları olan hastada kemik metastazına bağlı ağrıyı azaltırken aynı zamanda hastalıkta gerilemeye de neden olur.  Normal dokulara zararı ise minimal düzeydedir.

Özel öğrenme güçlüğü:

  • Doğuştandır.
  • Görme işitme sorununa bağlı değildir.
  • Zeka sorununa bağlı değildir.
  • Eğitimdeki aksamalar, sık okul değişikliği gibi nedenlere bağlı değildir.
  • Beyindeki bazı farklılıklar nedeniyle öğrenme süreçlerinden bir ya da birkaçında aksama olur.
  • Her çocuğun iyi olduğu ya da zorlandığı alanlar farklıdır.
  • Her çocuk kendine özgüdür.

Öğrenme bozukluğu eğer düşünülmezse kolaylıkla atlanılabilecek bir bozukluktur. Eşlik eden bozuklukların başında Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukuluğu (DEHB) vardır. Okuma bozukluğu olan çocukların -25’inde DEHB olduğu, DEHB olan çocuklarda ise % 10-60 oranında öğrenme bozukluğu olduğu bildirilmektedir. ÖÖG olan olan çocuklar kliniklere çoğunlukla okul başarısızlığı nedeniyle getirilmekle birlikte çok farklı bir klinik görünüm de sergileyebilmektedirler. Okul korkusu, somatik yakınmalar,  sosyal fobi, gece korkuları, konuşma bozuklukları gibi nedenlerle gelen çocuklarda öğrenme bozukluğu da düşünülmeli ve ayırt edilmelidir.

Özgül Öğrenme Güçlüğü Neden Olur?

ÖÖG’nün nedeni kesin olarak bilinmiyor.  Olası nedenler:

Genetik / Kalıtım:

  • ÖÖG olan çocukların anne babalarında benzer sorunlar olma olasılığı normal popülasyondan 5-12 kat fazla.
  • İkizlerde ÖÖG olma ihtimali yüksek (tek yumurta ikizlerinde daha yüksek).
  • Kardeşlerde benzer sorunların olma olasılığı yüksek.
  • Tek bir genetik geçişten çok çok farklı genetik mekanizmalar sorumlu.

Beyindeki yapısal işlevsel farklılıklar:

Beyin her iki yanında işitsel algılama bölgesi (PT)var. Burada duyulan sesler görsel bilgiye dönüştürülüp anlamlandırılıyor. Bu bölge normal kişilerde solda daha büyük, disleksisi olanlarda her iki taraf eşit ya da sağda daha büyük. Okuma sırasında dil ve görsel algılama ile ilgili alanlarda daha az aktivasyon oluyor, kanlanma daha az. Okuma güçlüğü olan çocuklarda ses-harf ilişkisi bozuk. “c” harfini gördüğünde “c” sesini bulamıyor.

Özgül Öğrenme Güçlüğü Belirtileri Nelerdir?

Özel öğrenme güçlüğü okul öncesi dönemde bazı belirtilerle kendini göstermeye başlar. Ancak bu dönemde kesin tanı konulması güçtür. Okul öncesi dönem belirtileri:

  • Konuşmanın gecikmesi ve  diğer konuşma bozuklukları (kelimeleri doğru telaffuz etmekte güçlük, kelime dağarcığının yetersiz ve yavaş gelişmesi, bir şey anlatırken zorlanma, az konuşma)
  • Zayıf kavram gelişimi (Büyük-küçük, ince-kalın, üst-alt, iç-dış, önce-sonra gibi kavramları öğrenememe, karıştırma)
  • Yetersiz motor gelişim ( öz-bakım becerilerini öğrenmekte güçlük, düğme iliklemeyi öğrenememe, beceriksizlik (sakarlık), çizim veya kopyalamaya karşı isteksizlik

İlkokul dönemine ilişkin belirtiler:

  • Akademik başarı: Birçok alanda zeki görünmelerine karşın akademik açıdan başarısızlık yaşarlar. Başarı durumu değişkendir, bazı derslerde başarısı normal/normal üstü iken, bazı derslerde düşüktür) .
  • Okuma / Yazma Becerisi: Disleksisi olan çocuklar 1. sınıfta okumayı öğrenmede zorlanırlar ve gecikirler. Diğer sınıflarda ise okumaları hız ve nitelik açısından yaşıtlarından geridir. Bazı harflerin seslerini öğrenemez, harfin şekli ile sesini birleştiremez, kelimeleri hecelerken ya da harflerine ayırırken zorlanır, sınıf düzeyinde bir parçayı okuduğunda anlamakta zorlanır, başkasının okuduklarını daha iyi anlar. 1. sınıfta yazmayı öğrenmede zorlanırlar ve gecikirler. Bazı harf, sayı ve kelimeleri ters yazar ya da karıştırırlar. “Çok” yerine “koç”, “ev” yerine “ve”, “soba” yerine “sopa”,  b-d, m-n, ı-i, 2-5, d-t, ğ-g gibi.  Yazarken bazı harfleri, heceleri  atlar ya da harf/hece ekler, sınıf düzeyine göre yazılı imla ve noktalama hataları yapar, küçük-büyük harf, noktalama, hece bölme hataları, yazarken kelimeler arasında hiç boşluk bırakmaz ya da bir kelimeyi iki-üç parçaya  bölerek yazarlar. Yaşıtlarına oranla el yazıları okunaksız ve çirkindir, yavaş yazarlar, tahtadaki yazıyı defterine çekerken ya da öğretmenin okuduğunu defterine yazarken zorlanırlar.
  • Aritmetik Becerileri: Sayı ve matematik sembollerini öğrenmede güçlük çekerler. Bazı aritmetik sembolleri öğrenmekte zorlanır, karıştırırlar. Sınıf düzeyine göre çarpım tablosunu öğrenmekte geri kalırlar. Dört işlemi yaparken yavaştırlar. Problemi çözüme götürecek işleme karar veremezler, yaşına uygun seviyedeki matematik problemlerini yaparken otomatik olarak tepki vermekte zorlanırlar.
  • Diğer alanlar: Sağ-sol, doğu-batı,kuzey-güney kavramlarını öğrenmede zorlanırlar. Zamana ilişkin kavramları (dün-bugün, önce-sonra, gün, ay, yıl, mevsim gibi) kavramlarını karıştırırlar. Hangi aydayız denilince salı, hangi mevsimdeyiz denilince şubat diyebilirler. Saati öğrenmekte zorlanırlar.
  • Haftanın günlerini, ayları, mevsimleri doğru saysa bile aradan sorulduğunda (cumadan önce hangi gün gelir, marttan sonra hangi ay gelir, haftanın dördüncü günü hangisidir gibi) yanıtlamakta zorluk çeker ya da yanlış yanıtlarlar.
  • Top yakalama, ip atlama, ayakkabı-kravat bağlama gibi işlerde yaşıtlarına oranla beceriksizdirler.  Sakarlık vardır, sık sık düşer, yaralanır, istemeden  bir şeyler kırarlar
  • Kendi başlarına çalışma alışkanlığı gelişmemiştir.  Öğrenme stratejileri eksiktir, nasıl çalışacaklarını, nasıl daha fazla bilgi edineceklerini ve öğrendiklerini nasıl hatırlayacaklarını bilemezler.

Özel öğrenme güçlüğü olan çocuklarda yukarıda söz edilen belirtilerin hepsinin bulunması gerekmez. Her çocuğun kendine özgü bir profili vardır.

Özgül Öğrenme Güçlüğü Nasıl Tedavi Edilir?

ÖÖG yaşam boyu devam eden bir bozukluktur. Özgül Öğrenme Güçlüğünün tedavisi psikoeğitimdir. Bu eğitim okulda verilen eğitimden farklıdır. Çocuk normal bir okulda eğitimine devam ederken yanısıra bireysel ya da grup halinde özel bir eğitime alınır.

Bu uygulamalar içinde çocuğun gelişimini yetersiz kılan psikolojik sürecin ya da süreçlerin belirlenmesi ve düzeltilmesi gerekmektedir. Süreç öğretimi, görsel, işitsel, dokunma ve kinestetik algının geliştirilmesini, bu algılara ait ayrımlaştırma, dikkat ve bellek, ardışıklık yeteneklerinin arttırılmasını, motor koordinasyon becerilerinin geliştirilmesini içermektedir. Ayrıca fonetik farkındalığın arttırılması, dinleme, konuşma, okuma, yazma (dil) becerilerinin geliştirilmesi, kavram ve düşünme süreçlerinin gelişiminin desteklenmesi bu süreç eğitimi içinde yer almaktadır. Çeşitli algıları destekleyici ya da iyileştirici  bu çalışmalar, akademik becerilerin eğitimi ile birlikte verilmektedir.

Özgül öğrenme güçlüğünü ortadan kaldıracak bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Ancak bu sorunun yanısıra dikkat eksikliği aşırı hareketlilik, depresyon, kaygı bozukluğu gibi başka psikiyatrik bozukluklar eşlik ediyorsa bunların ilaçla tedavisi düşünülebilir.

Özel öğrenme güçlüğü olan çocukların anne babaları neler yapmalıdır?

  • Çocuğun güçlüğü kabul edin. Bunun beyindeki yapısal, işlevsel bir sorundan kaynaklandığını unutmayarak başarısızlığından dolayı çocuğu suçlamayın, yargılamayın.
  • Bu güçlüğü yenmesine yardımcı olarak terapötik eğitim ve psikiyatrik desteği sağlayın.
  • Eğitimde kazandığı becerileri evde çeşitli oyunlar ve etkinliklerle pekiştirin. Bu çocukların bir şeyi yaparak ve yaşayarak çok daha iyi öğrendiğini unutmayın.
  • Çocuğunuzun güçlüğü hakkında okulu ve öğretmenlerini bilgilendirin, işbirliği yapmaya çalışın. Özel öğrenme güçlüğünün eğitim yoluyla tedavisinin özel bir uzmanlık gerektirdiğini unutmayın. Bu yardımı sınıf öğretmeninden beklemeyin.
  • Yapacağı işler konusunda çocuğunuzu yüreklendirin, destekleyin. Kendini değerli bulması ve kendine güvenebilmesi için sizin ona bunu hissettirmeniz gereklidir.
  • Yapabileceği basit işlerden başlayarak onun zoru başarmada istekli olmasını sağlayabilirsiniz.
  • Başlangıçta çocuğunuz ile birlikte ders çalışmanız gerekebilir. Ona eşlik edin ama onun yerine ödevlerini yapmayın.
  • Evde ders çalışmak ebeveyn- çocuk ilişkisini yıpratmaya başladıysa yardımcı olabilecek lise mezunu ya da üniversite öğrencisi abla/ ağabeyden günlük ödevler için destek alabilirsiniz.
  • Okuması için ona örnek olun. Okuma saatleri planlayıp, başlangıçta 10 dakikalık oturumlar yapabilirsiniz.
  • Yüksek sesle okumasını isteyin. O okurken mutlaka siz de dinleyin.
  • Disiplin ve kurallar konusunda kararlı ve tutarlı olun. Çocuğun öğrenme güçlüğünün olması onun kuralları öğrenemeyeceği anlamına gelmez.
  • Eğitsel tedavi yavaş ilerleyen, uzun zaman sonra sonuçlarını alabileceğiniz bir tedavidir ( en az 6 ay). Bu nedenle sabırlı olun. Tedavi süresince halen yapamadığı şeylere odaklanmak yerine olumlu değişimleri görmeye çalışın ve çocuğunuzla bunları paylaşın.
  • Özel öğrenme güçlüğü olan çocukları diğer çocuklardan ayıran pek çok olumlu özellik vardır. Bunları keşfedin ve geliştirmelerine yardımcı olun. Einstein, Leonardo da Vinci, Edison, Mozart, Walt Disney, Robin Williams, Carl Lewis gibi özel öğrenme güçlükleri olan ama ilgi duydukları, yetenekli oldukları alanda başarıya ulşamış pek çok ünlü kişinin olduğunu hatırlayın.

İnsan gözü, çok sayıda farklı yapıyı içeren karmaşık bir organdır. Ve bu yapıların her biri bu veya görsel işlevden sorumludur.

Özellikle, sarı nokta (macula) – çapı yaklaşık 5 mm olan küçük bir element – merkezi görsel algıdan sorumlu.

unutmayın! göz hastalıkları ve yaralanma Çeşitli bu aşırı sıvı, ödem birikir olup, bu yapının bozulmasına yol açabilir.

Hastalığın özellikleri

Macula – retinanın orta kısmında bulunan gözün görsel yapısı.

Bu elemanın küçük boyutları vardır, özgül bir sarımsı renktir, çünkü oftalmolojide sarı bir nokta olarak adlandırmak gelenekseldir.

benek kullanılabilirlikten sorumludur ve normal merkezi görsel algının işleyişi.

Bazı durumlarda, maküla ödemi gibi yaygın bir fenomen vardır. Bu alandaki sıvı birikiminin bir sonucu olarak şişlik oluşur.

Bu patoloji bağımsız bir hastalık değildirGözleri etkileyen diğer rahatsızlıkların veya gözün belirli kısımlarındaki travmatik yaralanmaların bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Makula bölgesinde sıvılaşmanın patolojik birikimi, işlevlerinin bozulmasına ve sonuç olarak ödem gelişmesine ve merkezi vizyonun şiddetinde bir azalmaya yol açar.

Hastalık, bir kural olarak, geri dönüşümlüdür, çoğu durumda iyileşme prognozu, olumludur.

Dikkat edin! Düzgün seçilmiş tedavi ile, merkezi görüş tamamen restore edilir, ancak bu farklı bir süre gerektirebilir (2 aydan 1 yıla kadar).

Tedavinin yokluğunda, patoloji genellikle çok olumsuz etkilere yol açar.Tamamen ortadan kayboluncaya kadar, görme keskinliğinde kalıcı bir düşüş gibi.

Hastalığın nedenleri

Retinada maküla ödemi gelişimi için, aşağıdakiler dahil olmak üzere çeşitli dış ve iç olumsuz faktörler yol açabilir:

  1. Göz hastalıkları. Göz patolojileri maküler ödemlerin en sık nedenidir. Bu tür nearsightedness veya hipermetropluk gibi olayları neden olabilir makula aşırı sıvı birikimi, çeşitli enflamatuvar göz retinal dejenerasyon veya başka oküler yapıları yol açan bir metabolik bozukluk, işler;
  2. Gözlerin patolojileri ile doğrudan ilişkili olmayan hastalıklar. Örneğin, diyabet, böbrek hastalığı, kardiyovasküler sistem hastalıkları, beyin hasarı;
  3. Bulaşıcı ve viral doğa hastalıkları;
  4. Beyin sarsıntısı, beyin hasarı, özellikle görsel algıdan sorumlu bölümleri;
  5. sık stres ve duygusal yorgunluk;
  6. uzun sarhoşluk;
  7. Alerjik reaksiyonlara eğilimianafilaktik şokun hızlı gelişimi.

Patolojinin klinik belirtileri

Hastalığın gelişiminin ilk aşamasında, belirtilerinden herhangi biri olmayabilir, hasta hisseder kısa süreli akut merkezi görme kaybı.

Sadece birkaç saniye süren bu fenomen.

Kural olarak, bir kişi bu soruna özel önem vermez.

Zaman geçtikçe, hastalığın klinik belirtileri daha belirgin hale gelir.

Aklında tut! Gibi belirtiler vardır:

  1. Bulanık merkez vizyongörüntü netliği kaybı. Bu fenomen daha uzun bir süre devam eder. Çoğu zaman bu sorun sabahları fark edilebilir;
  2. Düz çizgilerin algılanması ihlal edildikavisli ve dalgalı görünürler;
  3. Görüntünün rengini değiştirmeResim giderek pembemsi bir renk kazanır. Gün boyunca renk algısı değişebilir;
  4. artar parlak ışığa duyarlılık.

Retinal ödem sınıflandırması

Makülanın ödemine, hastalığın seyrine ve semptomlarının bütünlüğüne yol açan nedene bağlı olarak, bu patolojinin aşağıdaki tiplerini ayırt etmek alışılmış bir durumdur:

diyabetik

Bu patoloji formu, diyabetik retinopatinin eşlik ettiği karmaşık diyabet mellitus seyrinin bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Uzun süreli diabetes mellitus seyrinde, gözlerin en küçük damarları etkilenir, bunun sonucunda geçirgenliği artar ve plazma, şişkinliği azaltarak, sarı noktanın alanına girebilir.

Bilmelisin! Etkilenen makülanın alanına bağlı olarak, bu tür hastalıkların 2 formu ayırt edilir:

  1. Odak ödemi nispeten küçük bir lezyon bölgesine sahiptir, retina merkezi kısmını etkilemez;
  2. Diffüz ödem Merkezi bölgeyi etkiler, daha büyük bir yıkım alanı vardır. Şişlik, görsel yapılarda metabolik süreçlerin ihlaline yol açarak distrofisine yol açtığından, bu formun en karmaşık olduğu düşünülmektedir.

kistik

Maküler ödemde kistik formda Lezyon bölgesinde, nihayetinde sıvı ile dolduran spesifik boşluklar oluşur..

Bunun bir sonucu olarak basınç bozuldu retina ve gözün koroidi alanında, inflamatuar sürecin gelişmesine ve maküla bölgesinde bir infiltrat birikmesine yol açar.

distrofik

Bu formda oluşur retinayı etkileyen distrofik süreçlerin sonucu. Unutmayın! Kural olarak, bu süreçler yaşa bağlı değişiklikler ile ilişkilidir, bu nedenle yaşlılarda distrofik şişkinlik şekli oluşur.

Retina bölgesinde, altında çimlenen yeni damarlar oluşur.Bu yapının bütünlüğünü ihlal eder (retinada, sıvının merkezi kısmına girdiği ve orada biriktiği patolojik membranlar oluşur.

tanılama

Doğru bir teşhis yapmak Doktor, onu ilgilendiren şikayetler için hastanın sorgulamasını yapar.yanı sıra gözün enstrümantal muayenesi.

Bugüne kadar, bilinen enstrümantal araştırma yöntemleri vardır:

  1. OCT (optik koherens tomografi). Bu inceleme yöntemi, retinanın kalınlığını, hacmini, diğer göz yapılarının büyüklüğü ile oranı belirlemenizi sağlar;
  2. Retinal tomografi ayrıca, şişkinliğin varlığını, gelişiminin evresini belirlemeye yardımcı olur;
  3. Floresan anjiyografi kontrast madde kullanımı ile. Göz kapilerlerinin durumunu değerlendirmek, geçirgenliklerini belirlemek ve bu nedenle sıvının macula alanına sızmasının nedenini belirlemek için izin verir;
  4. Fundusun görsel muayenesi (oftalmoskopi) ödemin gelişiminin ileri bir aşamasında ortaya çıkmasına izin verir.

Tedavi yöntemleri

Bilmen gerek! Maküla ödemi ile 3 tedavi seçeneği kullanılmaktadır.Birinin ya da diğerinin seçimi, hastalığın şiddetine bağlı olarak bir doktor tarafından gerçekleştirilir.

Yani, hastalığı ortadan kaldırmak için ilk aşamada kalkınma, konservatif tedavi uygulamak, yani ilaç kullanımı farklı yönler. Hasta reçete edilir:

  1. Hormonal ilaçlar kortikosteroid grubu. Bu tür ilaçların kabul edilmesi, sadece istenmeyen doza bağlı olarak, öngörülen dozajı olan bir doktorun tavsiyesi üzerine yapılmalıdır;
  2. Steroidal olmayan anti-inflamatuar ilaçlar.

Hastalıkların tedavisi ile tedavi, sadece hasarın henüz nispeten küçük olduğu zaman gelişiminin ilk aşamasında olabilir.

Beklenen terapötik etkinin yokluğunda, bu ilaçlar doğrudan gözün etkilenen bölgesine enjekte edilir.

Farkında olun! Şiddetli şişlik ile, ilaç alımı beklenen etkiyi vermediğinde, bir lazer pıhtılaşma prosedürü reçete edilir.

Lazerin yardımıyla, sıvının macula bölgesine nüfuz ettiği tüm etkilenen damarlar, infiltratın nüfuzunu önleyerek, birlikte lehimlenir.Bu durumda, makula’nın merkezine hiçbir etki uygulanmaz.

Şiddetli hastalığın tedavisi cerrahi müdahale gerektirir. Dolayısıyla, gözün vitröz gövdesinde geri dönüşü olmayan rahatsızlıklar varsa, tamamen çıkarılması gereklidir.

Bu video retina makula ödemi ayrıntıları:

Vizyon en önemli organlardan biridir. adam için hisler. İhlaller ve şiddetinde azalma, günlük hayatta önemli sorunlara yol açmaktadır.

Bu bozukluklar, gözlerin ve diğer organların çeşitli hastalıklarından kaynaklanabilir. Biri böyle Hastalıklar retina maküla ödemi olarak kabul edilir.

Bu sorun merkezi vizyonun bozulmasına, netliğin ve renkli görüntünün kaybolmasına yol açar.

Patolojiye bir dizi karakteristik semptom eşlik eder. Bulunduktan sonra bir doktora başvurmak gerekir – bir göz doktoru

Doktor muayeneyi yapacak ve tedaviyi reçete edecektir. ve ne kadar erken başlarsa, kısa zaman dilimlerinde vizyonun iyileşme olasılığı artar..

Videolar İlgili Problemler: Makula Dejenerasyonu Bitkisel Tedavisi (Şifa Market 0224 234 56 78).

‘Serviks’ olarak da bilinen rahim ağzında ortaya çıkan rahim ağzı kanseri, dünyada kadınlar arasında en fazla görülen jinekolojik kanser türüdür. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2020 yılında dünyada 604.127 kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konulmuştur. Bu rakam, tüm kanserler arasında yüzde 6.4’lük bir paya sahiptir. Ayrıca rahim ağzı kanserinden ölümlerin, tüm kanserlere bağlı ölümlere oranı yüzde 7.7’dir. Bu nedenle, düzenli jinekolojik muayene ve erken teşhis bu oranın azaltılmasında önemli bir paya sahiptir. Rahim ağzı kanseri şüphesiyle hastaneye gelen kişilerin kadın hastalıkları bölümü ya da jinekolojik onkoloji’ye başvurmaları gerekmektedir.

Üreme sisteminin bir parçası olan serviks; uterus ve vajinayı birleştiren boyun şeklinde bir yapıdır. Rahmin alt kısmında yer alır. İki bölümden oluşur. Serviksin rahme yakın olan iç bölümü Endoservisks, vajina tarafında yer alan dış bölümü ise Ektoserviks olarak isimlendirilir. Rahim ağzı kanseri, genellikle rahim ağzının yüzeyindeki hücrelerde başlar. Bu hücrelerin, dış etkenlere bağlı olarak değişime uğraması ve kontrolsüz bir şekilde büyüyüp çoğalmasıyla kitle yani tümör oluşur. Rahim ağzı kanserinin neden oluştuğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak yapılan araştırmalar sonucunda HPV virüsünün rahim ağzı kanserinin oluşumu ve yayılmasında büyük bir etkisi olduğu ortaya çıkmıştır.

image

Human Papilloma Virüs yani HPV, dünyada yaklaşık 10 kişiden birinde görülen bir enfeksiyondur. Vücuda girdiğinde genital bölge mukozalarında enfeksiyona yol açar; karnabahar görünümünde ve siğil şeklinde kitlelerin oluşmasına neden olur. Daha çok cinsel yolla olmak üzere dokunma gibi farklı yollarla da bulaşabilen HPV, hem erkekte hem de kadında görülür. HPV’nin, bilinen 100’den fazla çeşidi vardır. Bunlardan yaklaşık 14’ünün DNA hücrelerinde değişime yol açarak kansere neden olduğu ortaya çıkmıştır. Genellikle çok belirti vermeden sessiz seyreden HPV enfeksiyonu, vücut tarafından atılmazsa yıllar içinde rahim ağzı kanseri için tehdit oluşturabilmektedir. Bu nedenle rahim ağzı kanserinden korunmak için düzenli olarak pap smear testi ve HPV testi yaptırmak büyük önem taşımaktadır.

image

Yapılan tedavi ile siğilin bulunduğu dokunun tamamen temizlenmesi amaçlanmaktadır. Siğillerin yaygınlığına ve yerine göre hasta ile birlikte bir tedavi planı belirlenir. En çok tercih edilen tedavi, yakma yöntemidir. Öte yandan siğilleri dondurmak, lazer uygulaması, krem ile tedavi ya da cerrahi müdahale ile çıkarmak da tedavi seçenekleri arasındadır. Bu tedavilerin başarı şansları hemen hemen birbirlerine eş değerdir, hastaların özelliklerine ve siğillerin yerleştiği bölgelere göre seçilirler.

imageRahim Ağzı Kanserinin Çeşitleri Nelerdir?

Rahim ağzı kanseri kanserli hücrelerin türüne göre iki ana gruba ayrılır.

Rahim ağzı kanser vakalarının yüzde 80’i bu türdendir. Tümör, rahim ağzını kaplayan çok katlı hücrelerde yer alır. Skumaöz hücreli karsinom vakalarının çok büyük bir kısmı HPV ile ilişkilidir.

Tümör, rahim ağzından rahme kadar olan bölgede yer alan ve mukus salgılayan sütün şeklindeki hücrelerde bulunur. Oldukça saldırgan bir çeşittir.

image

Rahim ağzı kanseri, tümörün büyüklüğü ve yayılım gösterme durumuna göre evrelere ayrılır.

Tümör, 4 cm’den küçüktür, sadece rahim ağzında yer alır. Cerrahi müdahale için en uygun evredir.

Tümör, rahim ağzının çevresinde bulunan yumuşak dokuya ve vajina kubbesine ilerlemiştir.

Tümör; pelvik yan duvarları, vajinanın alt kısmına ve komşu lenf bezlerine ulaşmıştır.

Rahim ağzı kanserinin en ileri evresidir. Kanser; idrar torbası, rektum, kemikler ve karaciğer gibi diğer organlara da sıçramıştır (metastaz yapmıştır).

image

Rahim ağzı kanseri için bazı risk grupları ön plana çıkmaktadır.

  • HPV enfeksiyonu geçirenler

HPV enfeksiyonu, rahim ağzı kanserinin en önemli nedenlerinden biridir.

  • HIV virüsü taşıyıcıları

AIDS’e sebep olan HIV virüsünü taşıyanların, bağışıklık sistemleri zayıf olduğu için, rahim ağzı kanserine yakalanma riski daha yüksektir.

  • Chlamydia enfeksiyonu geçirenler

Chlamydia, fazla belirti göstermeden, kadın genital sisteminde sık enfeksiyona neden olan bir bakteridir. Cinsel yolla bulaşır. Bu enfeksiyonu geçiren kadınlarda rahim ağzı kanseri riskinin arttığı gözlenmiştir.

  • Erken yaşta cinsel ilişki yaşayanlar ya da birden fazla cinsel partneri olanlar
  • Cinsel ilişki sırasında korunma yöntemi kullanmayanlar
  • Çok sayıda doğum yapanlar
  • Genital bölge temizliğine dikkat etmeyenler
  • Sigara kullananlar
  • Aile geçmişinde rahim ağzı kanseri olanlar

imageRahim Ağzı Kanserinin Belirtileri Nelerdir?

  • Regl dönemi dışında ya da menopoz sonrası yaşanan anormal kanamalar
  • Kanlı ya da sarı ve kötü kokulu vajinal akıntı
  • Bel ve kasıkta görülen ağrı
  • Cinsel ilişki sonrası kanama ya da ağrı
  • İdrar sıklığında artış
  • İdrar sırasında ağrı
  • Kilo kaybı

Rahim ağzı kanseri, yıllar içinde yavaş ilerleyen bir hastalık olduğu için erken evrelerde fazla belirti göstermeyebilir. Ancak genel sağlık durumunda yaşanan bazı değişikleri dikkate alıp bir jinekoloğa başvurmakta fayda vardır.

imageRahim Ağzı Kanserinde Nasıl Tanı Konulur?

Rahim ağzı kanseri ilerlemiş safhadayken fizik muayene sırasında saptanabilir. Ancak yukarıdaki belirtilerle doktora başvuran kişilere uygulanan bazı tarama testleri mevcuttur.

Bunlar:

Rutin jinekolojik muayenede ilk yapılan testlerden biridir. Rahim ağzına sürülen küçük bir fırça yardımıyla dokulardan hücre örnekleri toplanır. Ağrısız ve kısa süren bir işlemdir. Alınan örnekler pataloji laboratuvarında mikroskop altında incelenir. Amaç, kanser olup olmadığını belirlemek ya da kansere dönüşebilme ihtimali olan ve tedavi edilebilen Prekanseröz lezyonları incelemektir. Yapılan test sonucunda anormal bulgular ortaya çıkarsa, hastaya HPV testi ve Kolposkopi uygulanabilir. Öte yandan Smear testinin adet zamanından yaklaşık 10-20 gün sonra yapılması tavsiye edilmektedir.

Pap Smear Testinden pozitif ve negatif olmak üzere iki farkı sonuç elde edilir. Sonucun pozitif gelmesi, örnek ile alınan hücrelerde anormallikler olması durumunu ifade eder. Bu anormallikler farklı şekillerde ifade edilir. Bunlar:

Tıp dilinde, önemi tanımlanamamış atipik skuamöz hücreleri ifade eder.  Rahim ağzında bulunan yassı hücrelerde nedeni bilinmeyen anormalliklerin görülmesidir. Ancak, yaşanan anormalliklerin kanser başlangıcı olup olmadığı net değildir. Bu durumun HPV’ye bağlı olduğu düşünülür. İleri araştırma istenir.

Tıp dilinde, yüksek dereceli atipik skuamöz hücreleri ifade eder. Böyle bir sonucun çıkması, rahim ağzında bulunan yassı hücrelerde bulunan anormallikleri ve bu durumun kansere dönüşme olasılığının yüksek olması anlamına gelir.

Tıp dilinde, düşük dereceli intaepitelial lezyon anlamına gelir. Sonuç, HPV etkisi ile oluşan kanser öncüsü lezyonların varlığını gösterir.

Tıp dilinde, yüksek dereceli intraepitelial lezyon anlamına gelir. HPV etkisi ile oluşan kanser öncüsü lezyonların daha belirgin olması durumunu ifade eder.

HPV DNA Testi ile rahim ağzında kansere neden olma olasılığı bulunan HPV virüsünün DNA parçalarının aranması amaçlamaktadır. Pap Smear testinde olduğu gibi rahim ağzından fırça yardımıyla sürüntü alınır ve alınan örnekler laboratuvar ortamında incelenir.

Kolposkopi, rahim ağzının dürbüne benzeyen bir büyüteç yardımıyla 6-40 kat daha büyük görüntülenerek incelenmesi işlemidir. Gerekli görülen durumlarda kanser öncüsü olduğu şüphelenilen lezyonlardan biyopsi işlemiyle doku örnekleri alınabilir.

Rahim ağzında görülen şüpheli dokulardan küçük örnekler alınması işlemidir. Kanser teşhisinde etkili bir yöntemdir. Genellikle ağrısız bir uygulama olmasına rağmen vajina ya da vulvanın alt kısmından alınan biyopsilerde biraz ağrı olabilmektedir. Böyle bir durumda, biyopsi alınacak bölgeye lokal anestezi uygulanabilir. Alınan biyopsi, laboratuvara gönderilip patolojik inceleme yapılır ve kanser olup olmadığı tespit edilir.

Tümörün büyüklüğü, çeşidi, yeri, evresi, büyüme hızı, varsa metastazlarını (diğer organlara yayılımı) tespit etmek ve detaylı bir şekilde incelemek amacıyla görüntüleme testlerinden faydalanılır. Bilgisayarlı Tomografi (BT), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI), Pozitron Emisyon Tomografisi (Pet Scan) ile PET-CT tercih edilen görüntüleme yöntemleridir.

imageRahim Ağzı Kanserinde Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Rahim ağzı kanseri tedavisinde en sık kullanılan yöntem cerrahidir. Özellikle erken evrelerde bulunan tümörün tamamının temizlenmesi amaçlanır. Birkaç farklı cerrahi yöntem ön plana çıkmaktadır.

Bunlar:

Kriyoterapi ile kanser hücrelerinin dondurularak öldürülmesi hedeflenmektedir. Aynı zamanda, müdahale edilmediğinde kansere dönüşme ihtimali olan anormal hücrelerin tedavisinde de tercih edilen bir yöntemdir.

Bu işlemde amaç, lazer kullanarak anormal hücrelerin yakılması ve ortadan kaldırılmasıdır. Daha çok kanser öncesi lezyon oluşumlarında tercih edilen bir yöntemdir.

Rahim ağzı kanserini kontrol altına almak ya da belirli koşulları tedavi etmek için tercih edilir. Koni biyopsisi olarak da bilinir. Bu işlem ile rahim ağzından kanserli ya da kansere meyilli olan koni şeklinde bir parça; neşter, lazer bıçağı veya elektrik akımıyla ısıtılan bir tel halkası yardımıyla kesilip çıkarılır.

Histerektomi ile rahim dokusu ve rahim boynu, cerrahi işlem ile dışarı çıkarılır. Bazı durumlarda, eğer kanser yayılımı gözlenmişse, yumurtalıklar ve yakın çevrede bulunan lenf nodülleri de alınabilmektedir.

Rahim ağzı kanseri tanısı almış ve çocuk doğurma yetisini korumak isteyen hastalarda, eğer hastanın özellikleri uygunsa yapılabilir. Tümörün pelvik lenf nodüllerine ya da çevre dokulara metastaz yapmaması durumunda, rahim boynunun cerrahi müdahale ile çıkarılması işlemidir. Erken evre kanserlerde tercih edilir. Trakelektomi işlemi ile rahim yerinde bırakıldığı için hasta ilerleyen zamanlarda tekrar hamile kalabilmektedir.

Işın tedavisi olarak da bilinen radyoterapi, rahim ağzı kanserinin her evresinde tercih edilebilen bir yöntemdir. Genellikle cerrahi müdahale sonrasında tümörün bulunduğu bölgeye vücut dışından yüksek enerjili x ışınlarının verilmesi ile uygulanır. Böylece kanserli hücrelerin öldürülmesi ya da büyümesinin yavaşlatılması amaçlanır. Tümörün boyutu ve yerine göre verilen radyoterapi dozu da değişebilmektedir.

Kemoterapi Radyasyon tedavisinin yanı sıra bazı hastalara, küçük dozlar halinde kemoterapi de uygulanabilmektedir. Ağızdan ya da damardan verilen ilaçlar ile kanserin durdurulması hedeflenir.

Rahim Ağzı Kanserinden Korunmak Mümkün mü?

Rahim ağzı kanseri, düzenli yapılan jinekolojik muayenelerle önüne geçilebilecek bir hastalıktır.

Bu sebeple,

  • 21-29 yaşı arasındaki her yetişkin kadının 3 yılda bir Pap Smear testi,
  • 30-65 yaş arasında bulunan her yetişkin kadının 3 yılda bir Pap Smear ve her 5 yılda bir HPV taraması yaptırması tavsiye edilmektedir.

Yapılan araştırmalar, son 50 yılda yapılan düzenli pap smear testleriyle ölüm oranlarının yüzde 70 düştüğünü ortaya koymuştur.

Rahim Ağzı Kanseri Aşısı (HPV Aşısı)

HPV aşısı olarak da bilinen rahim ağzı kanseri aşısıyla, kansere dönüşme ihtimali olan HPV virüsü riskini en aza indirmek mümkündür. Hem erkek hem kadınlara uygulanabilen aşılar, etkiledikleri HPV tiplerine göre farklılık gösterirler. Aşı, genellikle 3 doz halinde verilir. Ancak 9-14 yaş arasındaki kız ve erkek çocukları için 2 doz tavsiye edilmektedir. 2.doz aşılama, 1.dozdan 2 ay sonra; 3.doz aşılama ise 2.dozdan 6 ay sonra yapılmaktadır. Aşı ile vücudun bağışıklık sisteminin harekete geçirilmesiyle HPV virüsüne karşı bağışıklık kazandırılması amaçlanmaktadır.

Çok nadir olarak, gebelik sırasında rahim ağzı kanseri teşhisi konulmaktadır. Zira, gebelikte Pap Smear testi rutin bir işlem değildir. Bu nedenle tanıda gecikme yaşanabilmektedir. Pap Smear testi pozitif çıkan gebelerde ise 4-6 haftada bir test tekrarlanır ve kolposkopik incelemesi yapılır. Gebelik sırasında kanser tedavisi karışık bir süreç olabilmektedir. Teşhis edilen kanserin erken evrede olması durumunda, tedaviye başlamak için gebeliğin sona ermesi beklenebilir. Daha ileri seviye kanserlerde ise kanserin büyüklüğüne, gebeliğin haftasına ve hastanın gebeliğin devamını isteyip istememesine göre en uygun tedavi süreci belirlenir.

  • Kanserim ne kadar ciddi?
  • Hangi testleri yaptırmam gerekiyor?
  • Testleri nerede ve kimlere yaptırmam gerekiyor?
  • Test sonuçlarımı ne zaman alabilirim ve sonuçları bana kim açıklayabilir?
  • Tedavide nasıl bir planlama yapmalıyız?
  • Benim için en uygun tedavi yöntemi hangisi?
  • Alacağım tedavinin amacı nedir? (tümörü temizlemek mi, kanserin ilerlemesini durdurmak mı?)
  • Tedavide cerrahi müdahale olacak mı?
  • Bebek sahibi olmama engel bir durum var mı?
  • Tedaviye hazırlık sürecinde neler yapmam gerekiyor?
  • Tedaviye ne kadar sürede başlamamız gerekiyor?
  • Tedaviden sonra beni nasıl bir süreç bekliyor?
  • Tedavi sürecini en iyi şekilde geçirmem için neler yapmalıyım?
  • Tedaviden sonra herhangi bir yan etki olacak mı? Bu konuda neler yapabilirim?
  • Tedavi sonucunda erken menopoza girme ihtimalim var mı?
  • Yakınlarımın bana önerdiği vitamin ya da beslenme tavsiyelerini uygulayabilir miyim? Bu durum ne kadar güvenilir?
  • Tedavi edildikten sonra kanserin tekrarlama ihtimali var mı? 

Ссылка на основную публикацию
Похожие публикации