Андрей Смирнов
Время чтения: ~49 мин.
Просмотров: 0

Kolit Hastalığının Çeşitleri, Belirtileri, Tanı Ve Tedavi Yöntemleri

Hormon bozukluğu belirtileri, nedenleri ve hormon bozukluğu tedavisini sizler için açıkladım. Artık hormon bozukluğundan korkmanıza gerek yok!

Bedeninizin işleyişini hormonlarınız belirler ve hormonlarınızı doğru seviyelerde tutmak sağlıklı yaşamanız için oldukça önemlidir.

Ama ne yazık ki artık dünya değişiyor ve hormon bozukluğu yapan çok daha fazla sebep var. Bunu kız çocuklarının daha erken regl olması veya erkek çocuklarında sık görülen göğüs büyümesi problemini inceleyerek basit bir biçimde anlayabilirsiniz.

Ayrıca sevgili takipçilerim bana ulaşıp hormon bozukluğu ile ilgili bir yazı hazırlamamı rica etti. Madem bu konu merak ediliyor ve sürekli bir problem oluşturuyor, size açıklamanın zamanı geldi demektir.

Bu yazıda hormon bozukluğu belirtileri, hormon bozukluğu nedenleri ve hormon bozukluğu tedavisine değinecek, sorularınızı cevaplayacağım.

Hazırsanız başlıyoruz!

Hormon bozukluğu neden olur?

Hormon bozukluğu neden olur? sorusunu cevaplamadan önce hormonlar hakkında birkaç bilgi vermek istiyorum. Sonra asıl konumuza geri döneceğim.

Hormonlar bedeninizdeki dokuların birbirleriyle haberleşmesi, işlevini yerine getirebilmesi ve doğru çalışabilmesi için gerekli olan uyarıcı, sinyal iletici ve düzenleyici moleküllerdir.

Eğer sistemin bir noktasında bozukluk oluşursa zincirleme olarak hormonu kontrol eden diğer hormonlarda bozukluktan etkilenir ve vücutta genel işlev bozukluğu meydana gelir.

Örnek olarak erkeklerde, aşırı yağlanma testosteron hormonunun parçalanmasını ve östrojene dönüşmesini sağlayan aromataz aktivitesini arttırır. Dolayısıyla kan östrojen seviyesi artar, bu sebeple erkekte kadın tipi değişiklikler oluşur. Sonrasında östrojene bağlı yağlanma birçok farklı hormonun düzeyini değiştirir.

Yani hormonlar aslında kan değerlerini izlediğimiz, basit etkiler oluşturan moleküllerden çok bedeninizdeki birçok farklı yapıyı etkileyen ve işlevinin devam etmesini sağlayan önemli bir dişli çark sisteminin parçalarıdır.

Peki hormon bozukluğunun neden olduğunu biliyor musunuz?

Son zamanlarda artan bu bozukluğun sebeplerinden bahsetmek istiyorum. Çünkü bozukluğun sebeplerini öğrenmeniz hem belirtileri daha iyi anlamlandırmanıza hem de tedaviyi daha kolay uygulamanıza yardım edecek.

Endokrin sistem hastalıkları

Endokrin sistem hastalıkları hormon bozukluğunun en önemli sebebi. Direkt olarak hormon üretimi ile ilişkili olabilecek bu hastalıklar tek bir hormondan öte, zincirleme olarak birçok farklı hormonun dengesini bozar.

En önemli endokrin sistem bozuklukları,

  • Birçok farklı sistemin kanseri (bazı kanser tipleri ayrıca aşırı miktarda hormon üretilmesine sebep olur),
  • Polikistik over,
  • Hipotiroidi ve hipertiroidi,
  • Direkt endokrin organların hastalıkları (hipogonadizm gibi),

olarak sıralanabilir.

Hormonları bozan kimyasallar

Bazı kimyasalları, son zamanlarda hormon bozukluğu sıklığının artmasındaki en büyük sorumlular olarak nitelendirebilirim. Bu maddeler kaba olarak üç farklı şekilde etki eder.

İlk etki mekanizması bazı kimyasalların hormonları taklit etmesi ile sağlanır. Özellikle kozmetik ve kişisel bakım ürünlerindeki bu maddeler hormon gibi davranarak, alıcıları kandırır ve hormon etkisi oluşturur. Genç kızların erken ergenliğe girmesinin yegane sebebi budur.

İkinci etki mekanizması kimyasalların hormonları algılayan alıcıları etkisiz hale getirmesi ile ilgilidir. Bu durum bedeniniz tarafından kanda düşük hormon düzeyleri olarak yorumlanabilir. Dolayısıyla beden normalden çok daha fazla hormon salgılayabilir.

Üçüncü mekanizma ise kimyasalların hormon metabolizması üzerine etki etmesi ile alakalı. Hormon metabolizmasını değiştiren kimyasallar ile bedeniniz kandaki mevcut hormonları daha hızlı ve daha yavaş parçalayabilir. Uzun vadede bu durum normalden az veya fazla hormon sinyali oluşmasına neden olur.

Hormonları bozan kimyasallardan bazıları şunlar:

  • Tarım ilaçları: Tiroid hormonu düzeyleri ile yakından ilişkilidir. Çocuklarda dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu (ADHD) yapabilir.
  • Bisfenol A: Plastik ürünlerde bulunur. Östrojen gibi davranır. Diyabet, kadınsal özelliklerin artışı, bağışıklık sistemi zayıflaması, kadınlarda kanser riski artışı ve erkeklerde infertilite (kısırlık) ile yakından ilişkilidir.
  • Ftalatlar: Birçok kozmetik ve gıda paketinde bulunuyor. Erkek cinsiyet hormonları (testosteron) bloke edici etkileri mevcut. Bu sebeple ftalatlar erkek cinsiyette, sperm kalitesi azalmasına neden olur. Her iki cinsiyet için IGF-1 düzeylerini azaltabilir.
  • Dioksinler: Hayvansal gıdalarda sık bulunur. Özellikle yağlı dokularda birikir. Tiroid hormonlarının düzeylerini bozabilir ve erkeklerde cinsiyet hormonlarının azalmasına sebep olabilir.
  • Triklosanlar: Özellikle antibakteriyel sabunlarda ve diğer temizleyici ürünlerde bulunur. Yakın zamanda ABD’de yasaklandı ama ülkemizde kullanılıp, kullanılmadığı meçhul. Allerji ve astım gibi atopik problemlere ve tiroid hormon bozukluğuna sebep olabilir.

Tabi listeyi çok daha fazla uzatabiliriz. Ama hormon bozukluğu tedavisinde kaçınmanız gereken ürünlerden bahsederken, bu kimyasallara ayrıca değineceğim.

Genetik hastalıklar

Bazı kişiler hormon bozukluğuna sebep olan hastalıklara doğuştan sahip olabilirler. Çoğu zaman bu hormon bozukluğu ciddi boyutlara ulaştığı için tanı erken konulur ve tedavi gerçekleştirilir.

Ayrıca hormon bozukluğuna sebep olan genetik hastalıkların doğduktan hemen sonra ortaya çıkmasına gerek yoktur.

Diyabet, hipotiroidi gibi bazı problemler hayatın belli bir döneminde ortaya çıkabilir. Bu sebeple ailede hormonal bozukluk öyküsü olan kişiler daha fazla dikkatli olmalıdır.

Yaşam tarzı ve beslenme problemleri

Yaşam tarzı ve beslenme problemleri hormon bozukluğu yapabilen bir diğer risk faktörüdür. Özellikle beslenme bedeninize aldığınız kimyasal miktarını değiştirmesi, hormon üretimini kontrol etmesi bakımından önemli olmakla beraber yaşam tarzı da hormonal sistemi yakından etkiler.

Aşırı kalori içeren, işlenmiş besin tüketimine bağlı, doğal olmayan ürünlerin tercih edildiği ve yoğun karbonhidratlı bir beslenmeye sahipseniz hormonal bir problemle karşılaşma riskiniz daha fazladır.

Aynı şekilde hareketsiz, aşırı alkol (madde veya tütün) kullanılan, stresli ve düzensiz uykuya sahip bir yaşam tarzı hormonal bozukluk yaşama riskinizi arttırır.

Artık hormon bozukluğu neden olur? sorusunun cevabını biliyorsunuz. Beni takip edin, çünkü size günlük hayatta yaşamış olabileceğiniz hormon bozukluğu belirtilerinden bahsedeceğim.

Hormon bozukluğu belirtileri

Hormonal sistem birçok farklı hormonu içerisine alıyor. Dolayısıyla hormonal sistemin bozuklukları da birçok farklı belirti gösterebilir.

Bu belirtilerin tamamını sıralamamız imkansız ama bazı belirtiler karşımıza sık çıkıyor ve bu belirtileri bilmeniz hastalıklardan hızlı bir şekilde şüphelenip hekiminize başvurmanız için oldukça önemli.

En sık karşılaştığımız hormon bozukluğu belirtileri,

  • Yoğun sivilce,
  • Sıcak basması veya aşırı üşüme,
  • Aşırı kıllanma veya ciddi tüy dökülmesi,
  • Hızlı kilo alma veya hızlı kilo verme,
  • Aşırı terleme,
  • Ciddi yorgunluk, halsizlik, odaklanamama,
  • Libido (cinsek istek) kaybı,
  • Aşırı aç veya tok hissetme,
  • Uyku problemleri (uykusuzluk veya sürekli uyku hali),
  • Bilişsel bozukluk (odaklanamama, unutkanlık),

olarak sıralanabilir.

Bu hormon bozukluğu belirtileri tabi ki birçok hastalık ile karışabilir. Dolayısıyla bedeninizi dinlemeniz ve eğer kendinizi kötü hissediyorsanız hekiminize danışmanız en önemli unsur.

Hormon bozukluğu tedavisi

Hormon bozukluklarının geniş bir çerçevede sıralandığından daha önce bahsettim. Aynı şekilde hormon bozukluğu problemlerinin durumuna göre özel tedaviler mevcut ve bu hususları sizi muayene eden hekime bırakıyorum.

Bir hekim olarak benim odaklandığım husus ise hormon bozukluğu tedavisini doğal ve basit yöntemler ile gerçekleştirmek ve değişiklikler ile tekrar yaşanmasını engellemek.

Aşağıda size hastalarıma sık önerdiğim doğal hormon bozukluğu tedavi yöntemlerini sıraladım.

Kişisel bakım ve kozmetik ürünlerini azaltın

Kişisel bakım ve kozmetik ürünleri genel olarak östrojeni taklit eden birçok farklı kimyasal içerir. Bu sebeple çocuklarda erken ergenlik, kadınlarda doğurganlığın bozulması, adet düzensizliği ve erkeklerde kadın tipi yağlanma, sperm kalitesi azalması gibi problemlere neden olur.

Dolayısıyla şampuandan, traş sonrası losyona, duş jelinden, makyaj malzemelerine kadar geniş yelpazedeki kişisel bakım ve kozmetik ürünlerini azaltın.

Anti-bakteriyel sabunlardan kaçınmalısınız. Çünkü birçok antibakteriyel sabun hala triklosan ve benzeri kimyasallar içeriyor.

Nemlendirici olarak sağlıklı yağları (özellikle hindistan cevizi yağı), şampuan ve duş jeli için organik sabunları tercih edin. Makyaj malzemesi kullanımını azaltın. Çünkü siz her zaman güzelsiniz ?

Ayrıca güneş koruyucular kadınların ciltlerini yaşlanma etkisinden korumak için sürekli kullandığı ürünler arasında.

Ama birçok güneş koruyucu ciddi hormonal sistemi bozan kimyasalları içerir. Dolayısıyla kesinlikle ama kesinlikle yüksek faktörlü güneş koruyucuları tavsiye etmiyorum.

Plastik ürünleri dikkatli seçmek

Hala birçok plastik ürün BPA ve ftalat içeriyor. Dolayısıyla sağlık açısından ciddi bir risk potansiyeli mevcut.

Bu sebeple plastik ürün alırken üzerindeki etiketleri iyi incelemeniz ve “BPA yoktur” ibaresi aramanız oldukça önemli.

Birçok BPA içeren ürün üzerinde “BPA içerir” ibaresi koymuyor. Çünkü bu satışlarını düşürebilir. Dolayısıyla üzerinde BPA içeriği ile ilgili bilgi vermeyen ürünleri kesinlikle almamalısınız.

Ayrıca tek tehlike tamamı plastik kaplama olan ürünler değil. Birçok konserve ürünün içerisinde BPA’ya rastlandığını biliyoruz. Dolayısıyla konserve ürünleri mümkünse tüketmemelisiniz.

İşlenmiş gıdalar ve diğer besinler

Doğal olmayan ürünler tarım ilacı, antibiyotik ve ağır metale maruz kalır. Bu durum sizin ciddi miktarda hormon bozan faktöre maruz kalmanıza sebep olabilir.

Özellikle uzak durmanızı istediğim besinler,

  • Yüksek karbonhidrat içeren şekerli ürünler,
  • Tatlandırıcı içeren besinler,
  • Sanayi tavukçuluğu ürünleri,
  • Kontrolsüz üretilen hayvan ürünleri (et, süt ve benzeri),
  • Büyük balıklar (aşırı civa içeriği sebebiyle),
  • Genetiğiyle oynanmış ürünler,
  • Aşırı soya içeren ürünler,

olarak sıralanabilir.

Bu sebeple doğal ve uygun koşullarda üretilmiş besin öğelerine ağırlık vermeniz oldukça önemli. Organik ürünler ile ilgili ayrıntılı bir yazım mevcut. Okumak için organik ürün rehberi adlı yazıma gidebilirsiniz.

Ayrıca doğru ürünü seçmeniz yeterli değil. Çünkü doğru besinleri doğru şekilde tüketmek ancak hormonlarınızı korumanız için uygun ortamı size sağlar. Sağlıklı beslenme bir başlık altında incelenebilecek bir husus değil. Daha ayrıntılı bilgi için sağlıklı beslenme yazıma gidebilirsiniz.

Doğru supplementleri kullanmayı bilin

Bedeninizdeki birçok farklı yapı hormonlarınızı kontrol eder. Bu sebeple eksikliği iyi anlayıp doğru şekilde tamamlamalısınız.

Genel olarak,

  • Sindirim sistemini düzenlemek için probiyotik ve prebiyotik ürünler,
  • Hormon yapımını düzenlemek için sağlıklı yağlar,
  • Vitamin D,

alımını ihtiyaç halinde düşünmelisiniz.

Yaşam tarzı değişikliği yapın

Bedeniniz maruz kaldığınız kimyasallar, yedikleriniz ve içtikleriniz kadar yaşam tarzınızdan da etkilenir. Özellikle doğru miktarda uyumanız, stres seviyelerini kontrol etmeniz oldukça önemli.

Bu sebeple hormon bozukluğu yaşayan hastalarım için tavsiye ettiğim yaşam tarzı değişiklikleri,

oluyor.

Hormon Bozukluğu Belirtileri, Nedenleri ve Hızlı Tedavi Yöntemleri: Özet

Hormon bozukluğu artık birçok kişinin muzdarip olduğu bir konu ve hafife alınmayacak kadar önemli. Bu sebeple hormon bozukluğu nedenlerini iyi bilmeli, belirtilere karşı tetikte olmalı ve doğal tedavi yöntemlerine hakim olmalısınız.

Durumu kısaca tekrarlamak istiyorum. Hormon bozukluğu nedenleri,

  • Kimyasallar,
  • Kötü beslenme,
  • Kötü yaşam tarzı,
  • Genetik hastalıklar,
  • Endokrin problemler,

olarak sıralanabilir. Hormon bozukluğu belirtileri ise,

  • Yoğun sivilce,
  • Sıcak basması veya aşırı üşüme,
  • Aşırı kıllanma veya ciddi tüy dökülmesi,
  • Hızlı kilo alma veya hızlı kilo verme,
  • Aşırı terleme,
  • Ciddi yorgunluk, halsizlik,
  • Cinsel istek kaybı,
  • Aşırı aç veya tok hissetme,
  • Uyku problemleri (uykusuzluk veya sürekli uyku hali),
  • Bilişsel bozukluk (odaklanamama, unutkanlık),

olarak sıralanabilir. Hormon bozukluğu tedavisi ise,

  • Kimyasallardan (kozmetik, plastik ürünler, temizleyiciler) uzak durma,
  • Doğru beslenme (doğal, doğru kaynaklar ile, yeterli),
  • Yaşam tarzı değişiklikleri (stressiz, iyi uyunan, bağımlılık olmayan),
  • Doğru supplementleri alma (probiyotik ve prebiyotik, sağlıklı yağlar),

olarak sıralanabilir. Tabi ki bunun yanında medikal tedaviyi aksatmamalısınız.

Artık hormon bozukluğu neden olur? sorusunun cevabını biliyor, hormon bozukluğu belirtilerini tanıyor ve hormon bozukluğu tedavisinde nasıl değişiklikler yapmanız gerektiğini biliyorsunuz.

Hormonlarınızı korumaya hazır mısınız? Bence hiç zaman kaybetmeyin!

image

Dr. Can Çiftçi Hakkında

Eğitimini Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde tamamlayan Dr. Can kar amacı gütmeyen ve tarafsız bir girişim olan Fitekran.com sitesini 2013 yılında kurdu. Obezite, onkoloji beslenmesi, fitoterapi, sporcu sağlığı, nadir hastalıklar, fonksiyonel tıp ve patofizyoloji ile ilgilenen Dr. Can kendi kliniğinde fitoterapi uzmanı ve konsültan hekim olarak çalışmaktadır.

Ani tansiyon yükselmesi durumu çeşitli nedenlere bağlı olarak insanlarda sık görülen durumlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle ani tansiyon yükselmesi hakkında bilinmesi gerekenler ve tansiyonun normal düzeye düşürülmesi için yapılabilecek işlemler hakkında detaylar.

Ani Tansiyon Yükselmesi Nedenleri

Genel olarak bakıldığında ani tansiyon yüksekliği rahatsızlığı sağlık sorunları içerisinde en çok karşımıza çıkan vak`alar arasında yer almaktadır. Çoğumuzun hiç anlamadığı şekilde gelişen ve ya vücudumuzda farkına varmamıza neden olabilecek derecede çok belirti gösteren ani tansiyon yükselmesi, damarlarımızda bulunan kanın dolaşım işlemini gerçekleştirmek için ihtiyacı olan kan basıncının seyretmesi gereken normal basınç miktarından fazla olması durumudur. Fark edildiğinde gerekli müdahale yapılmaması halinde çok ciddi sıkıntılara neden olabilecek bir tehdit içermektedir.

Gün içerisinde tansiyonda yavaş yavaş yükselme ya da düşme yaşanabilir. Vücudun bu değişimleri dengede tutmayı başarması halinde yaşanan oynamalar hissedilir düzeyde olmaz. Ama ani yükselme ve düşmelerde basıncın hedefi olan beyin, böbrek ve kap gibi organlarımızda normal çalışma tempo bozulmaları başladığı için hissedilir. Bu nedenle kalp yetmezliği, kalp büyümesi, damar daralması ya da tıkanıklığı gibi önemli rahatsızlıklara sebep olacak ani tansiyon yükselmesinin önüne geçilmesi için rahatsızlık önemsenmeli ve erken teşhis edilmesi gerekmektedir.

Tansiyon yüksekliği nedenlerine bakıldığında ise aileden gelen genetik faktörler ve çevresel faktörlerden tutun, tüketilen yiyecek ve içecekler, içinde bulunduğunuz ruh haline kadar birçok farklı etken karşımıza çıkabilmektedir. Çeşitli rahatsızlıklar için kullanılan ilaçlar tansiyonda ani yükselmelere sebep gösterilebilir. Böbrek rahatsızlıkları ve hormon bozuklukları sonucu yaşanan rahatsızlıklar da tansiyonda ani yükselmeyi tetiklemektedir.

Bunun yanında kalp aort damar darlıkları ve beyinde oluşum gösteren tümörlerin varlıkları da neden olarak gösterile bilmektedir. Günlük yaşantı içerisinde dikkat etmeden aşırı yağlı ve tuzlu yiyecek tüketen, sigara, alkol ve uyuşturucu kullanan, spor yapmayan, çok hareketsiz zaman geçiren ve obezite sorunu olan kişiler de ani tansiyon yüksekliği yaşama riski altındadırlar.

Hayatın her aşamasında karşımıza ve çıkan vücuda hissettirmeden en büyük zararları veren stres de önemli bir neden olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ani Tansiyon Yükselmesi Belirtileri

Vücudun normalde ihtiyaç duyduğu kan basınç hızının belirtilen çeşitli nedenlerle aniden yükselmesi ve bu yüksek hızla kanın vücutta dolaşmaya başlaması kişiyi dirençsiz bırakarak kendini gösterir. Bazı durumlarda hissedilmesi yavaş görülse de çoğu zaman ani ve şiddetli belirtilerle karşılaşılır. Kişide ani tansiyon yüksekliği hissedilmeye başlandığı an ani bir baş ağrısı, baş dönmesi ve denge kaybı ortaya çıkar. Bunların yanında kişi göğüs kafesinde sıkışma, kalbinde ağrı, kalp atış hızında yükselme ve çarpıntı hissedebilir.

Çoğu zaman oturduğu yerden kalkamayacak duruma gelen hastalarda şiddetli kulak çınlamaları ile sanki kalbin atışı duyuluyormuş hissi ortaya çıkar. Mide bulantısı ve ya mideye kramp girmesi şeklinde rahatsızlıklar belirir. Rahatsızlığı hisseden kişilerde görme duyusu da etkilenerek, bulanık görme ya da çift görme gibi belirtiler de ortaya çıkabilmektedir. Yükseklik seviyesinin çok olması halinde hastaların burun kanaması yaşamaları kaçınılmaz olmaktadır.

Böyle bir durumda endişeye kapılmamalı ve gerekli müdahale yapılmalıdır. Tansiyon yüksekliğinde yaş etkeni de bir neden olarak görülmektedir ve özellikle büyük yaş gurubu içinde bulunan kişilerde ortaya çıkabilecek belirtilere daha fazla dikkat etmek gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki kan basıncı ne kadar yüksek olursa insan hayatı o ölçüde kısalabilmektedir. Çoğu kişi bu belirtileri fark etse de önemsemeden geçmesini beklemektedir. Ve ya kendi yöntemleri ile çözmeye çalışmaktadır.

Yardımcı yöntemlere başvurmada çok katı kurallar uygulanmasa da belirtilerin şiddetine göre bir uzmana başvurulması her zaman önerilmektedir. Ve önemli olan bir hususta şudur, belirtiler hissedildiğinde tansiyon ölçümü yapılması gerekmektedir. Rahatsızlık hissinin takibi açısından da önemli olan bu hususa dikkat edilmesinde fayda vardır.

Çok büyük bir belirti vermeden ya da acil bir müdahaleye ihtiyaç duyulmadan atlatılabilen ani tansiyon yüksekliği önemsenmiyorsa ama tekrarlayarak devam ediyorsa ileride ortaya çıkabilecek kalp ve damar rahatsızlıklarına sebep verebileceği unutulmamalıdır.

Ani Tansiyon Yükselmesinde Müdahale ve Tedavi Yöntemleri

Kan basıncının yükselmesi çok yaygın görülen bir rahatsızlıktır ve bu durumunda hastaların nasıl davranmaları gerektiği konusunda bilgili olmaları doğru müdahalelerde bulunmaları için önemlidir. Çok yaygın görüldüğü söylenen bu durumun nedenleri ve tedavisi için de dünya genelinde yapılan çalışmalar devam etmektedir. Tansiyonda meydana gelen ani yükselmelerde halk arasında yayılmış olan limon ve ya sarımsak tüketilmesi tansiyonu dengeler ancak tam anlamıyla düşürmez.

Böyle bir durumda ilk olarak hasta eğer ilaç kullanıyorsa önce ilacı verilmelidir. Sonrasında hastanın iki kolu da dirseklere kadar sıvanarak soğuk suya sokulmalıdır. Buradaki suyun soğukluk derecesinin musluktan akan su soğukluğunda düşünülmesi gerekmektedir. Bu uygulama tansiyonda birkaç derece düşme gösterse de sonrasında uzmana başvurulması tavsiye edilmektedir. Ani tansiyon yükselmesinde yaşanan yüksek kan basıncı kalbin daha fazla ve daha güçlü çalışmasına neden olduğu için bir süre sonra genişlemesine ve işlevinde bozulmalara yol açmaktadır.

Vücut için en önemli organlardan biri olan kalbi bu denli olumsuz etkileyen bir durumun yaşanmaması ya da yaşanması halinde etkisini en aza indirebilmek için nedenlerini iyi bilmek ve bilinen nedenlere sebep olan ortamlardan ve uygulamalardan uzak durmak gerekmektedir. Bunun için sigara ve uyuşturucu madde alımı bırakılmalı, alkol tüketimini en minimum seviyeye düşürülmelidir. Aşırı tuzlu ve yağlı yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Sofrada baharatlı ve ekşili gıdalar tüketmeyi seviyorsanız tuz ihtiyacınızı azaltacağı için aşırıya kaçmadan rahatlıkla tüketebilirsiniz.

Fazla kilolarınız varsa bunlardan kurtulmak için harekete geçilmelidir. Vücudu zorlamayacak günlük egzersizler ile spor yapılması önerilmektedir. Tüm tedbirlere dikkat edilmesine rağmen tansiyonun düşmediği görülüyorsa ilaç tedavisine başlanması en doğrusudur. Bu aşamada dikkat edilmesi gereken şudur ki, tansiyon ilaçları ömür boyu kullanmayı gerektirir ve her bireyin tansiyon rahatsızlığı kendi içinde değerlendirilir.

Bu sebeple kulaktan dolma bilgilerle ilaç alımına başlanılmamalı, doktorun yönlendirdiği dozda ilaçlar kullanılmalıdır. Doğru ilaç teşhisinde bulunmak için doktorunuz bir iki aylık bir kullanım değerlendirmenize bakarak ilaç değişikliğine gidebilir. Tedavinin başarısını önerilen şekilde ilaç kullandığınızda ani yükselmeler yaşamadığınızı gözlemlediğinizde anlamış olacaksınızdır. Ve bu şekilde normal yaşamınıza ve aktivitelerinize devam edebilirsiniz.

Yorum ekle

Genel Tanıtım

Lösemi vücuttaki beyaz kan hücrelerinde oluşan kanser türüdür. Lösemi, kan kanseri veya kemik iliği kanseri olarak da bilinir. Çocukluk çağı kanserleri içerisinde yüzde 30 ile en sık görüleni lösemidir.Lösemi kemik iliğinden kaynaklanan bir hastalıktır. Kemiklerin içinde bulunan süngerimsi bir yapı olan kemik iliği, kırmızı ve beyaz kan hücreleri (alyuvarlar ve akyuvarlar) ile kanın pıhtılaşmasını sağlayan trombositlerin üretildiği yerdir.

Burada üretilen beyaz kan hücrelerinden bulunan lenfoid ve myeloid adı verilen hücrelerin kontrolsüz ve aşırı çoğalması, lösemi hastalığına neden olur.

Bu anormal beyaz kan hücreleri, vücuttaki enfeksiyon ve hastalıklarla savaşmaya yardımcı olan sağlıklı beyaz kan hücrelerinin çalışmasını engeller. Bu da kansızlık, bağışıklık sisteminde yetersizlik, kanamaya yatkınlık, soluk cilt ve morarma gibi belirtilere neden olur.

Lösemi, 15 yaşın altındaki çocuklarda en yaygın görülen kanser türüdür. Ancak 55 yaşından büyük yetişkinlerde de ortaya çıkabilir.

Günümüzde lösemilerin tedavi başarısı yaklaşık yüzde 85’e ulaşmıştır. Bunda hasta bakımındaki önemin artışı, gelişmiş laboratuvar olanakları ve risk sınıflandırılmasının daha iyi belirlenmesi gibi tedavi başarısını etkileyen pek çok faktör etkilidir.

Kemoterapiden yarar görmeyen ve tekrarlayan lösemilerde kemik iliği (kök hücre) nakli tercih edilmektedir.

Çeşitleri;

Lösemiler, hastalığın türü ve ilerleyiş şekline göre iki şekilde sınıflandırılır:

Miyeloid veya lenfoblastik

Kanserin ilk ortaya çıktığı beyaz kan hücrelerine göre lenfositler veya miyeloblastlar.

Lenfositler

Çoğunlukla viral enfeksiyonlarla savaşır.

Miyeloid hücreler

Bakteriyel enfeksiyonlarla savaşmak, vücudu parazitlere karşı savunmak ve doku hasarının yayılmasını önlemek gibi bir dizi farklı işlevleri yerine getirir.

Akut veya kronik

Akut tipte belirtiler birden ortaya çıkar ve hızlıca kötüleşir. Kronik tipte ise belirtiler yıllar içinde ortaya çıkar ve yavaş ilerler. Lösemilerin yüzde 90’ı akut lösemilerdir.

Bu sınıflandırmalara bağlı olarak hastalık 4 grupta toplanır:

Akut miyeloid lösemi (AML)

En sık görülen akut lösemi türüdür.

Akut lenfoblastik lösemi (ALL)

En sık 15 yaşın altındaki çocuklarda ve nadiren 45 yaşın üzerindeki erişkinlerde görülen hızlı ilerleyen lösemi türüdür.

Kronik miyeloid lösemi (KML)

Genellikle yavaş ilerler ancak bazen akut hale gelebilir.

Kronik lenfoblastik lösemi (KLL)

Genellikle yavaş gelişen ve kan dolaşımından önce kemik iliğinde başlayan kanserdir.

Lösemili hastalar için tedavi, löseminin akut mu yoksa kronik mi olduğuna ve etkilenen kan hücresi tipine bağlıdır.

Nedenleri

Lösemi hastalarının yüzde 90’ında altta yatan bir neden saptanmaz. Ancak yüzde 10’unda daha önce başka nedenlerle alınan radyoterapi ya da kemoterapi, maruz kalınan kimyasal ilaçlar veya Down sendromu gibi doğuştan gelen bazı hastalıklar lösemiye yatkınlık yaratabilir.Çocuklarda löseminin nedenleri,  erişkinlerdeki gibi çevresel faktörlerine bağlı değildir. Erişkinlerde sigara-alkol kullanımı, kimyasallara maruz kalma, enfeksiyonlar, beslenme gibi faktörler kanser yaparken, çocuklarda lösemi genellikle genetik nedenlere bağlı olarak oluşur.Öpücük hastalığı nedeni olan Epstein-Barr gibi virüsler de lösemiye neden olabilir. Ayrıca ‘benzen’ gibi petrokimya ürünlerinin kullanıldığı sanayi sektörlerinde çalışan çocuklarda lösemi meydana gelebilir.

Belirtiler

Yenidoğan döneminden ergenliğe kadar her yaşta görülebilen lösemi, en sık 2-5 yaş arasındaki çocukları tehdit ediyor. Kansızlık, morarmalar gibi belirtilerin anne babalar tarafından ciddiye alınarak hekime başvurmaları önem taşıyor.

Çocukta görülen morluklar şu durumlarda ciddiye alınarak doktora başvurulmalıdır.

  • Vücudun yumuşak bölgelerindeyse,
  • Darbenin şiddetiyle orantısız büyüklükte,
  • Ya da hiçbir darbe olmadan oluşuyorsa.

Doktor tarafından yapılan fizik muayenede morlukların lokal ya da yaygın olarak büyümesi önemli bir bulgudur.

Morlukların yanı sıra karaciğer ve dalak büyümesi varsa, çocuğun sağlık durumu bozuksa ve kan sayımında sadece trombositler değil kan hücrelerinin değerleri, örneğin beyaz kan hücreleri de etkilenmişse, kırmızı kan hücreleri ve hemoglobini düşmüşse, genel tabloya bakarak altta yatan bir kanser şüphesi nedeniyle daha ileri incelemeler yapılır.

Çocukluk kanserleri tedavi edilebilen hastalıklar grubundadır ve bu nedenle erken tanı sayesinde hastalığın tamamen iyileşme şansı çok yüksektir.

Löseminin Belirtileri

  • Düşük trombosit düzeyi nedeniyle kolay kanama ve nedeni belli olmayan morluklar 
  • Sık sık tekrarlayan yüksek ateş, terleme ve titreme
  • Halsizlik, bitkinlik, çabuk yorulma
  • Açıklanamayan kilo kaybı
  • İştahsızlık
  • Boyun, koltuk altı ve/veya kasık bölgesindeki lenf bezlerinde genellikle ağrısız şişlikler
  • Diş etlerinde ağrı veya kanama
  • Burun kanaması
  • Kemikler veya eklemlerde ağrı 
  • Çocuklarda nedeni belli olmayan bacak ağrıları
  • Cildin altında çok küçük kırmızı lekeler ve morluklar
  • Öksürük, göğüs ağrıları, nefes darlığı

Löseminin tiplerine göre belirtileri ise;

Akut Myeloblastik Lösemi Belirtileri

Halsizlik: Kansızlığa (anemi) bağlı

  • Nefes darlığı
  • Ciltte morluklar
  • Çabuk yorulma
  • Ateş (enfeksiyonlara bağlı)
  • Kemik ağrıları
  • Diş eti ve burun kanamaları

Akut Lenfoblastik Lösemi Belirtileri

  • Halsizlik: Kansızlığa (anemi) bağlı
  • Nefes darlığı
  • Ciltte morluklar
  • Karaciğerin, dalağın ve lenf bezlerinin büyümesi
  • Çabuk yorulma
  • Ateş: Enfeksiyonlara bağlı
  • Kemik ağrıları
  • Diş eti ve burun kanamaları

Kronik Myelositik Lösemi Belirtileri

  • Yorgunluk
  • Ağrı
  • Terleme

Kronik Lenfositik Lösemi Belirtileri

  • Halsizlik
  • Kilo kaybı
  • Ateş
  • Karaciğer ve dalakta büyüme
  • Boyunda, koltukaltında ve kasıklarda ele gelen şişlikler
  • Çabuk yorulma

Tanı Yöntemleri

Lösemi iyi bir hasta öyküsü ve fizik muayene ile teşhis edilir. Hasta genelde halsiz, bitkin, soluk, ateşli, lenf bezleri büyümüş, vücudunda morluklarla, karaciğeri, dalağı büyümüş şekilde doktora başvurur.

Muayeneden sonra tam kan sayımı ve periferik yayma testi yapılır. Periferik yayma testinde kan hücreleri mikrokop altında incelenir. Bu testlerde anormal kan hücresi varsa lösemi tanısı konur.

Ancak lösemi kemik iliğinden kaynaklanan bir kanser olduğundan kesin tanı kemik iliğinin alınıp patoloji, genetik ve akım sitometri laboratuvarındaki incelenmesi ile konur.

Akut Myeloblastik Lösemi Tanı

  • Periferik yayma
  • Kemik iliği aspirasyonu ve gerekirse kemik iliği biyopsisi
  • Akış sitometrisi
  • Genetik testler

Akut Lenfoblastik Lösemi Tanı

  • Periferik yayma
  • Kemik iliği aspirasyonu ve gerekirse biyopsisi
  • Akış sitometrisi
  • Genetik testler

Kronik Myelositik Lösemi Tanı

  • Periferik yayma
  • Kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisi
  • Genetik testler

Kronik Lenfositik Lösemi Tanı 

  • Kan sayımı
  • Periferik yayma
  • Akış sitometrisi
  • Kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisi
  • Genetik testler

Tedavi Yöntemleri

Lösemi teşhisi sonrası hastalığın risk gruplaması yapılır. Yüksek riskli hastalara daha yoğun ve uzun, bazı hastalara ise daha az yoğunlukta tedavi verilir.

Löseminin tedavisi öncelikle damar yolundan ve ağızdan verilen kemoterapi ilaçlarıyla yapılır. Merkezi sinir sistemini korumak ya da hasar varsa büyümesini önlemek için beyin omurilik sıvısına da kemoterapi verilebilir.

Kemoterapiye ek olarak verilen kan ve kan ürünleri ile koruyucu ve gerektiğinde tedavi edici antimikrobiyal tedavi ile moral ve ruh sağlığını destekleyici tedavilerin başarı şansını artırmada etkilidir.

Ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirici kanser ilaçları (immünoterapi) ve radyoterapi de hastanın durumuna göre kullanılır.

Kemik İliği / Kök Hücre Nakli

Lösemi başta olmak üzere kemoterapiye duyarlı yüksek riskli veya tekrarlayan lenfoma ve solid tümörlerde çok yüksek doz kemoterapiden sonra uygulanan bir tedavi modelidir. 

Nakil için kullanılan kemik iliği veya kök hücre, hastanın kendisine ait olabileceği gibi (otolog), özellikle lösemilerde tercih edildiği gibi doku grubu uygun bir vericiden (allojenik) olabiliyor. 

Günümüzde hastanın kardeş, anne, baba, yaşı büyükse çocuklarından alınan kök hücrelerle de kemik iliği nakli yapılabilmektedir. Haploidentikal nakil adı verilen bu yöntemde, alınan kök hücredeki uyumsuz dokular ayıklanır.

Haploidentik kemik iliği nakli diğer nakil çeşitlerine göre daha fazla risk barındırmasına rağmen son dönemdeki teknolojik gelişmelerin sayesinde bu riskler tam uyumlu nakillere yaklaşmaktadır. 

Kemik İliği Nakli öncesinde uygulanan çok yüksek doz kemoterapi nedeni ile nakil sırasında ve dokunun kabul edildiği süre içinde doku reddi, kanama, enfeksiyon gibi çok önemli yan etkiler gelişebilir. Kemik iliği nakli hastalığın iyileşme şansını artıran bir tedavi modeli olmasına rağmen hastalığın tekrarlama riski söz konusudur.Acıbadem Kemik İliği Nakli Merkezlerimizde pediyatrik (çocuk) ve erişkinlere yapılan kemik iliği nakli hizmetlerimiz hakkında bilgi almak için tıklayınız. 

Tedavinin Başarısı

En sık görülen akut lösemilerde hücre tipine ve hastalığın risk grubuna göre değişmek üzere tedavi edilebilirlik oranı yüzde 45’ten yüzde 85’e kadar yükselebilmektedir. Kalan hastalarda löseminin nüks etme ihtimali vardır.

Çocukluk çağı kanserinin yetişkinlikte tekrarlama ihtimali de vardır. Lösemilerde bu oran daha az, bazı beyin tümörleri ve solid tümörlerde daha fazladır. Hastalık erken evrede yakalanmış ve metastaz yapmadan teşhis ve tedavi edilirse nüks ihtimali azalır. 

Lösemiler tedavi edildikten sonra 10 yıl izlenir. Kontroller önce her ay, sonra 3 ay ve yıllık dönemlerde yapılır. Yıllar geçtikçe nüks ihtimali azalır. Çok ender olsa da 10 yıldan sonra nüks eden hastalar vardır.

Süregelen araştırmalarla lösemi hücresinin moleküler genetik karakterleri belirlendikçe hedefe yönelik yeni tedavi modelleri geliştirilmektedir. Günümüzde löseminin tipi ve risk grubuna göre hastalar 2-3 yıl süren bir tedavi ile sağlıklarına kavuşabilmektedir.

İlk tedaviye yanıt vermeyen veya yanıt verdiği halde daha sonra tekrarlayan hastalıkta kemik iliği nakli tedavisi ile hastaların bir bölümünde yine iyileşme şansı mevcuttur.

Lösemi Türleri ve Tedavi Yöntemleri

Akut Myeloblastik Lösemi

Kemik iliğinde hastalıklara karşı mücadele eden lökositleri oluşturan granülosit ve monositler, kemik iliğinde genç (blast) hücreleri oluştururlar. Bu hücreler zamanla olgunlaşarak bağışıklık sisteminde önemli rol alır.

Akut myeloblastik lösemi bulgularında genç hücrelerin olgunlaşma süresinde görülen anormallik sonucu, normal seyrini devam ettiremeyen hücrelerin kan ve kemik iliğinde toplanmasıyla birlikte bağışıklık sistemindeki görevini de yerine getiremez. Bu klinik bulguya “Akut Myeloblastik Lösemi” denir.

Akut Myeloblastik Lösemi Tedavi Yöntemleri

  • Kemik iliği (kök hücre) nakli olarak yapılır.

Akut Lenfoblastik Lösemi

Vücutta bulunan ve bağışıklık sisteminde rol oynayan lökositlerin yapı taşları lenfositlerdir. Bu lenfositler kemik iliğinde genç haldeyken lenfoblast adıyla anılır. Kemik iliğinde bulunan lenfoblastların olgunlaşmadan kontrolsüz, anormal ve düzensiz çoğalmasıyla, olgun hücre olan lenfositleri meydana getirememesiyle oluşan bir hastalıktır.

Akut Lenfoblastik Lösemi Tedavi Yöntemleri

  • Kemik iliği (kök hücre) nakli

Kronik Myelositik Lösemi

Bağışıklık sistemini oluşturan lökositlerin, kanda normalden fazla olgunlaşmış hücre bulundurmasıdır. Genetik faktörlerin etkili olduğu (philadelphia kromozomu) bu kanser türünde, beyaz kan hücreleri, kırmızı kan hücreleri ve kan pulcuklarından sayıca fazlalaşır.

Kronik Myelositik Lösemi Tedavi Yöntemleri

  • İlaç tedavisi
  • Dirençli vakalarda kemik iliği (kök hücre) nakli

Kronik Lenfositik Lösemi

Bağışıklık sisteminde yer alan lenfositlerin yapısının bozularak, vücutta çok sayıda birikmesiyle oluşan kanser türüdür. Yapısı bozulmuş lenfositler bağışıklık sistemine yardımcı olamamakla beraber aynı zamanda kırmızı kan hücreleri ve kan pulcuklarının üretiminin de engellenmesine yol açar.

Kronik Lenfositik Lösemi Tedavi Yöntemleri

  • Gerekirse radyoterapi
  • Gerekirse kemik iliği (kök hücre) nakli

Hastaneler

Lütfen Bekleyiniz

İçerik gizle 1 Ödem Nedir? 2 Ödem Sebepleri Nelerdir? 3 Ödem Belirtileri Nelerdir? 4 Ödem Teşhisi 5 Ödem Tedavisi 5.1 Ödem Komplikasyonları

Ödem, sıvı retansiyonundan (sıvı tutma) kaynaklanan şişme olup; aşırı sıvı vücudun dokularında sıkışır. Ödemden kaynaklanan şişme genellikle ellerde, kollarda, ayak bileklerinde, bacaklarda ve ayaklarda meydana gelir. Genellikle venöz veya lenfatik sistemler ile bağlantılıdır.

Ödem, genel veya lokal olabilir. Aniden ortaya çıkabilir; ancak genellikle sinsice gelişen bir rahatsızlıktır. Hasta ilk önce kilo alabilir veya kabarık gözlerle uyanabilir. Birçok hasta, tıbbi yardım almadan önce, semptomlar iyice gelişene kadar bekler.

Ödem Hakkında Hızlı Bilgiler:

Ödem ile ilgili bazı kilit noktalar aşağıda kısaca listelenmiştir. Daha ayrıntılı ve destekleyici bilgi makalenin devamında yer almaktadır.

  • Ödem, vücudun dokuları içindeki aşırı sıvının tutulması nedeniyle oluşur.
  • Ödemin semptomları normalde zamanla kademeli olarak gelişir.
  • Ödemin en yaygın üç türü periferik, serebral ve göz ödemidir.
  • Şişlikler, sıvıları çevreleyen dokuya sıvı sızıntısından kaynaklanabilir.
  • Ödemin belirtileri esasen altta yatan hastalığa bağlıdır.
  • Ödemin neden oluştuğu göğüs grafisi, kan testleri, idrar testleri, karaciğer fonksiyon testleri veya kalp fonksiyon testleri ile teşhis edilebilir.
  • Ödem normal olarak daha önemli bir altta yatan hastalık veya rahatsızlığa bağlıdır.
  • Bir takım ilaçlar pedal ödemi (ayak ödemi) oluşmasına neden olur.

Ödem Nedir?

Ödem” kelimesi Yunanca şişlik anlamına gelen “oidema” kelimesinden gelir. Birçok ödem türü vardır. En yaygın ödem çeşitleri şunlardır:

  1. Periferik ödem: Ayaklarda (pedal ödemi), ayak bilekleri, bacaklar, eller ve kollarda görülür.
  2. Serebral ödem: Beyinde ve çevresinde (beyin ödemi) oluşur.
  3. Göz ödemi: Gözlerin içinde ve çevresinde, örneğin; maküla ödemi, kornea ödemi, periorbital ödem (gözde şişlik). Makula ödemi, diyabetik retinopatinin ciddi bir komplikasyonudur.

Ödem Sebepleri Nelerdir?

Ödem nasıl oluşur?” Kılcal damarlar (minik kan damarları) çevresindeki dokuya sıvı sızarsa bu alan şişmeye başlar. Bu kılcal damar hasarına veya basınç artışına bağlı olabilir.

Kılcal damarların sızıntısı, kılcal sıvı kaybını telafi etmek için böbreklerin normal miktarlarda sodyum (tuz) ve sudan daha fazla birikmesine neden olur. Bu, vücuda daha fazla kan dolaşımına neden olur. Bu da çevreleyen dokuya daha fazla kapiler sızıntıya neden olur ve ek şişme meydana getirir; kısır döngüdür.

Ödemin başlıca nedenleri şunları içerir:

  • Fiziksel hareketsizlik: Ödem; egzersiz yapmayan ve çok az yürüyen insanlar arasında daha yaygındır. Uzun süre ayakta kalmak veya oturmak: Bir kişi uzun süre ayakta duruyorsa veya oturuyorsa, şişme ihtimali çok yüksektir.
  • Genler: İspanya’daki araştırmacılar, kornea ödemi ile ortaya çıkan körlüğe neden olan genleri tespit ettiler.
  • Ameliyat: Cerrahi işlemden sonra genellikle şişlik
  • Yüksek rakımlar: Yüksek rakımlar, özellikle fiziksel zorlanma ile birlikte, yüksek bir risk faktörü olabilir. Akut dağ hastalığı yüksek irtifa pulmoner ödem veya yüksek rakımlı serebral ödem oluşturabilir.
  • Sıcaklık: Isı fiziksel egzersiz ile kombine edildiğinde ödem oluşturabilir. Yüksek sıcaklıklarda vücut, özellikle bileklerin çevresindeki sıvıları dokulardan ayırmada daha az etkilidir.
  • Yanıklar: Cilt, sıvıyı tutarak yanık reaksiyona girerek lokalize, yani bölgesel şişmeye neden olur.
  • Gebelik: Hamilelik sırasında vücut sıvı tutmaya teşvik eden hormonları serbest bırakır. Hamile kadınlar, hamile olmayan kadınlardan daha fazla sodyum ve su tutma eğilimindedir. Bir kadın hamile kaldığında elleri, alt ekstremiteleri ve ayakları ve yüzü tipik olarak şişer.
  • Menstrüasyon ve menstrüasyon öncesi: Adet döneminde hormon seviyeleri dalgalanır. Menstrüel kanamadan önceki günlerde, sıvı retansiyonuna (birikme) neden olabilecek hormon, progesteron düzeylerinde bir azalma olacaktır.
  • Doğum kontrol hapı: Östrojen içeren herhangi bir ilaç, sıvı tutmaya neden olabilir. İlk kez hapları kullandıklarında kadınların kilo vermeleri yaygın değildir.
  • Menopoz: Menopoz döneminin yakınında olduğu gibi hormon dalgalanmaları da sıvı birikmesine neden olabilir. Menopozdan sonra hormon replasman tedavisi de ödeme neden olabilir.
  • Bazı ilaçlar: Vazodilatörler (kan damarlarını açan ilaçlar), kalsiyum kanal blokerleri, NSAID’ler (non-steroid anti-inflamatuar ilaçlar), östrojen, çeşitli kemoterapi ilaçları ve bazı tiyazolidiniyonlar gibi diyabet ilaçları ödeme neden olabilir.
  • Aşırı tuz tüketimi: Bu, özellikle ödeme yatkın insanlar için geçerlidir.
  • Kötü beslenme veya yetersiz beslenme: Diyetisyenler düşük tiamin tüketimi (B1 vitamini) yanı sıra yetersiz B6 vitamini ve B5 sıvı retansiyonuna katkıda bulunabileceğini bildirmekteler. Düşük albümin düzeyi de bir rol oynayabilir. Düşük albümin seviyeleri aynı zamanda böbrek hastalığından da kaynaklanabilir.

Ödem, aşağıdaki hastalıklardan da kaynaklanabilir:

  • Böbrek hastalığı veya hasarı: Böbrek hastalığı olan hastalar kandan yeterli miktarda sıvı ve sodyum uzaklaştıramazlar. Bu, kan damarlarına daha fazla baskı yaparak sıvının bir kısmının dışarı sızmasına neden olur. Böbrek hastalığında ödem şikayeti olan hastaların bacaklarında ve gözlerinde şişme meydana gelecektir. Böbreklerde (glomeruli) kılcal damarların hasar alması, atıkların ve aşırı sıvıların nefrotik sendroma neden olabilir. Nefrotik sendromun birçok semptomu arasında, kan albumin seviyesinin yetersiz olması ödeme neden olur.
  • Kalp yetmezliği: Kalp vücudun her yerine doğru kan pompalayamadığı zaman gelişir. Kalpteki alt odalardan bir veya her ikisi de etkili bir şekilde kan pompalama yeteneğini kaybederse, kan ekstremitelerde toplanarak ödem oluşturabilir.
  • Kronik akciğer hastalığı: Kronik akciğer hastalığı; astım, kronik bronşit, KOAH, amfizem, pulmoner fibroz ve sarkoidoz gibi birçok akciğer hastalığını içerir. Bazı hastalar akciğerlerde, pulmoner ödem, akciğer sıvı birikimi yaşayabilir.
  • Karaciğer hastalığı: Karaciğerin skarlaşmasına neden olan siroz gibi. Bu, hormonların ve sıvı düzenleyen kimyasalların salgılanmasına neden olan karaciğer işlevini etkiler. Karaciğer sirozu olan insanlar, aynı zamanda, bağırsaklardan, dalaktan ve pankreastan karaciğere kan taşıyan geniş damarlı portal ven içinde artan bir baskıyı da beraberinde getirir. Bu problemler bacaklarda ve asitlerde (abdominal boşluk) sıvı tutulması durumuna neden olabilir.
  • Diyabet: Diyabetli bir hastada, kardiyovasküler hastalık ve bunun eşlik eden komplikasyonları, akut böbrek yetmezliği, akut karaciğer yetmezliği, protein kaybetme enteropatisi (bağırsak protein kaybına neden olan hastalık) ve bazı ilaçlar da dahil olmak üzere çeşitli nedenlerden ötürü ödem şikayeti olabilir. Diyabetik makula ödemi, diyabette retinanın şişmesidir.
  • Alerjiler: Bazı gıdalar ve böcek ısırıklarına duyarlı insanlarda ödem oluşabilir.
  • Artrit: Artritli kişilerin en çok ayak bilekleri, ayaklar, bacaklar ve baldırlarında şişlik olur ve buna periferik ödem Artrit, birçok faktörden dolayı şişmeye neden olabilir. Örneğin, romatizmal artritte sporadik ayak bileği şişmesi sık görülür ve esasen, ayakta ödem aktif enflamatuar sinovit (sinovyal membranın iltihabı, eklemin astarı) nedeniyle oluşur.
  • Tiroid hastalığı: Tiroid bezi bozukluğu olan insanlarda genellikle ödem olur.
  • Beyin tümörü: Beyin tümörü özellikle yeni kan damarları oluşturur gibi suyun etrafında toplanır.
  • Kafa yaralanması: Başa darbe, beyinde veya beyin ile kafatası arasında biriken sıvıların birleşmesine neden olabilir.

Bacaklarda ödem çoğunlukla aşağıdaki nedenlerden kaynaklanır:

  • Kan pıhtısı: Damarlardan birinde pıhtı gibi herhangi bir tıkanıklık, kan akışını engelleyebilir. Bu, damardaki basıncın artmasına neden olur, çevresel doku içine sıvıların sızıntı yapmasına neden olabilir ve ödem oluşturabilir.
  • Varisli damarlar: Bunlar çoğunlukla ödem semptomlarına eşlik eder. Variköz damarlar genellikle valflerin hasar görmesi nedeniyle oluşur. Statik basınç artar ve kabarcık damarlar meydana gelir. Statik basınç aynı zamanda çevredeki dokulara sıvıların sızması riskini arttırır.
  • Enfeksiyon veya iltihaplanma: Lenf nodları enfeksiyona yanıt olarak şişebilir.
  • Kist, yumru, tümör: Ödem kistlere, dolayısıyla daha fazla ödeme neden olabilir. Herhangi bir yumru, çeşitli nedenlerle ödeme sebep olabilir. Yumru bir damara baskı yapabilir ve bu ven içindeki sıvı birikimine neden olabilir; bu da çevreleyen dokulara sıvıların sızmasına neden olabilir. Lenf nodları bir tümörle reaksiyona girebilir ve şişebilir.
  • Lenfödem: Lenfatik sistem dokulardan fazla sıvı alınmasına yardımcı olur. Bu sistem hasar görürse, sürekli olarak bir bölgeyi boşaltan lenf nodları ve lenf damarları, gerektiği gibi çalışmayabilir. Bu, ödem ile sonuçlanabilir. Lenfödem nedeniyle hasar ortaya çıkıyorsa, primer lenfödem olarak adlandırılır. Eğer bir hastalık veya tıbbi durum, örneğin bir enfeksiyon veya kanserden kaynaklanıyorsa, sekonder lenfödeme neden olur.

Ödem Belirtileri Nelerdir?

Ödem nasıl anlaşılır?” Belirtiler esasen altta yatan nedene bağlı olacaktır. Aşağıdakiler ödemin genel belirtileridir:

  • Cildin şişmesi
  • Ciltte gerginlik ve parlaklık olabilir
  • Cilt yaklaşık on saniye boyunca baskı uygulandıktan sonra bir çukur oluşması
  • Parmakların, yüzün veya gözlerin yumuşaklığı
  • Ağrıyan vücut kısımları
  • Sert eklemler
  • Kilo almak
  • Kilo kaybı
  • El ve boyun damarları daha dolu olması
  • Nabız sayısının artması
  • Hipertansiyon (yüksek kan basıncı)
  • Asit (karında sıvı birikimi)

Ödem Teşhisi

Birinci basamak, ödemin altında yatan nedeni, hastalığı teşhis etmektir. Bunun için hastaya tıbbi geçmişi, belirtiler gibi sorular sorulur.

Fizik muayene yapılır. Eğer ödeme neden olan bir sağlık sorununda şüphelenilirse, aşağıdaki tanı testleri istenebilir:

  • Göğüs röntgeni
  • Kan testleri
  • İdrar testi
  • Karaciğer fonksiyon testi
  • Kalp fonksiyon testi

Ödem Tedavisi

Ödem nasıl geçer?” Ödemi tedavi etmek için doktor, ödeme neden olan, altta yatan hastalığı teşhis etmelidir.

  1. Diüretikler: Bunlar, idrara çıkma oranını arttıran ilaçlardır. Birkaç diüretik türü vardır. Suyun atılımını çeşitli şekillerde vücuttan arttırırlar. Hastanın gebe kalması veya kronik venöz yetmezliği (bacaklardaki damarlardaki zayıflamış valfler) varsa, diüretikler uygun değildir.
  2. Antiangiogenesis tedavisi (kan damarının büyümesini kontrol eden): Glioblastomaların (ölümcül beyin tümörleri) tedavisinde anti-anjiyogenez ilaçların yararlı etkileri, esasen ödem azalmasından kaynaklanıyor gibi görünür, Massachusetts Genel Hastanesi araştırmacıları bildirmiştir.
  3. Oksijen tedavisi: Araştırmacılar, burun yoluyla verilen oksijen, diyabetik maküler ödemden kaynaklanan zayıf görmeyi artırabilir.

Doktor tarafından aşağıda yer alan teknikler de önerilebilir:

  • Tuz tüketimini azaltmak
  • Hasta kiloluysa, kilo vermesi
  • Düzenli egzersiz yapmak
  • Dolaşımı artırmak için bacakları günde birkaç kez kaldırmak
  • Destekleyici çorap giymek
  • Uzun süre oturmamak veya uzun süre ayakta kalmamak
  • Seyahat ederken, arada hareket etmek, yürümek
  • Sıcak banyolar, duş ve saunalar gibi aşırı sıcaklıktan kaçının. Soğuksa giyin.
  • Masaj yapmak

Ödem Komplikasyonları

Ödem genellikle altta yatan bir hastalık veya rahatsızlığa bağlıdır. Bu durum tedavi edilmezse, sağlık sonuçları ciddi olabilir. Tedavi edilmeyen ödem aşağıdaki komplikasyonlara sebep olabilir:

  • Ağrılı şişme. Ağrı yavaş yavaş kötüleşebilir.
  • Yürüyüş zorluğu
  • Sertlik
  • Garip yürüyüş
  • Cilt gergin ve kaşıntılı ve rahatsız edici olabilir.
  • Şişmiş bölgenin enfekte olma ihtimali yüksektir.
  • Dokuların katmanları arasında skar oluşabilir.
  • Zayıf kan dolaşımı
  • Arterler, damarlar ve eklemler elastikiyetlerini kaybedebilir.
  • Cilt ülseri

BENZER KONULAR image Periferik Anjiyo Nasıl Yapılır? Periferik anjiyo, periferik arter hastalığı gibi durumlarda uygulanabilir. Periferik arterde, arter duvarı tabakalarının arasında yoğun içerikli, damara doğru uzanan kabartılar… Genital Herpes (Uçuk) Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tanısı ve Tedavisi Genital herpes, cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyondur. HSV (herpes simplex virüsü) neden olur. Bu virüs vücudun diğer bölgelerindeki cinsel organları,… Anjiyo Sonrası Cinsel İlişki Genellikle kalp krizlerinden sonra tespit edilebilen damar tıkanıklıkları kişinin anjiyo yapılmadan önce yüksek ölçekli veya alçak ölçekli bir kalp krizi… Sinüzit İçin Buhar Banyosu Nasıl Yapılır? Sinüzitin evde yapılan tedavi çeşitleri arasında en popüler olanı buhar banyosu uygulamasıdır. Burun içi sinüslerinin tıkalı olmasından kaynaklanan sinüzit için,… Guatr Nedenleri ve Belirtileri Nelerdir? Sık görülen boğaz hastalıklarından biri Guatr olmaktadır. Tiroid bezinin yanlış şekilde büyümesine ya da diğer nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan… Taşikardi Nedir? Belirtileri, Çeşitleri, Nedenleri, Tanısı ve Tedavisi Taşikardi, hızlı kalp atış hızı anlamına gelir. Genellikle dakikada en az 100 atımdır. Taşikardi, altındaki nedene ve kalbin çalışma zorluğuna…

Tendinit, bir kasın kemiğe tutunmasını sağlayan ip gibi bir bağ dokusu olan tendonun iltihabıdır. Tendinit en sık olarak ilgili tendonun hafif ancak uzun süreli tekrarlanan stres ve zorlanmaya maruz kalması sonucu oluşur. Ayrıca tek seferlik ancak şiddetli zorlanma ve travmalar da tendinite yol açabilir. Bahçe işleri, küreme, marangozluk, boya yapma, ovalama, tenis, golf gibi sporlarda görülebilir. Duruş bozukluğu, formda olmadan yoğun spor yapmaya başlama gibi faktörler tendinit riskini arttırır. Romatoid artrit, gut, sedef romatizması gibi romatizmal hastalıklarda da tendinit oluşabilir. Daha nadiren tendinit gerçek bir mikrobik iltihaba bağlı olabilir. Bu tip bir tendinit kedi ya da köpek ısırığına bağlı gelişebilir.

Tendinit hem gençlerde hem de yaşlılarda oluşabilir. 40 yaşından sonra bağların esnekliği azaldığı için risk artar. Esnekliğin azalması tendonların yırtılma ve kopması ihtimalini arttırır.

Tendonla beraber etrafındaki kılıfta da iltihap (inflamasyon) olursa buna tenosinovit denilir. Tendinit ve tenosinovit bir arada bulunabilir. Başparmağı hareket ettiren tendonlardaki iltihap De Quervain tenosinoviti adını alır.

Prof. Doktor Engin Çakar

image

Aşırı kullanım ve yaşlanma ile ilişkili olarak, ödem gibi iltihabi özelliklerin baskın olmadığı, yıpranmanın öne çıktığı tendon sorunlarına tendinozis denilebilmektedir. Bu ifade en çok omuz eklem emar (MR) filmi raporlarında “supraspinatus tendonunda tendinozis ile uyumlu bulgular” şeklinde karşımıza çıkar.

Tendinit Nerede Olur?

Kasın kemiğe yapıştığı hemen her yerde tendinit gelişebilir. Başparmak kökü, el bileği, dirsek, omuz (supraspinatus tendiniti, biseps tendiniti), kalça, diz, ayak bileği (Aşil tendiniti) en sık etkilenen yerlerdir.

Önleme

Yeni bir egzersize başlarken az tekrar ve dirençle başlanmalıdır. Yoğunluk haftalar içinde kademeli olarak arttırılır. Eğer egzersiz sırasında ağrı olursa durulmalı, tekrar sayısı veya kuvvet azaltılmalıdır. Ağrıya rağmen aynı harekette ısrar edilmemelidir. Farklı kasları çalıştıran bir aktiviteye geçilebilir.

Belirtileri

Tendonun olduğu yer ve çevresinde ağrı hissedilir. Ağrı hafif başlayıp zaman içinde yavaş yavaş şiddetlenebilir. Bazen tendon içinde kalsiyum birikmesine (kireçlenmeye) bağlı ağrılar aniden artabilir. Tendinitlerde ağrı aktif ve zorlayıcı hareketlerde yani kasın kasılması ile belirginken ekleme pasif hareket yaptırıldığında ağrı olmayabilir veya daha hafif olabilir. Tendon normalde rahatça kayıp hareket edebilirken tendinitte hareket sırasında sürtünme hissi oluşabilir. İlgili bölgede şişlik ve kızarıklık olabilir. Tendon üzerinde nodül oluşabilir. Sorunlar çok ilerlerse liflerde kopma olabilir. Bu durumda kas bir tarafa çekilir, tendon lifi boyunca boşluk hissi alınan bir kısım olabilir.

Tanı

Tanı şikayetlerin sorgulanması (tıbbi öykü alma) ve fizik muayene ile konulur. Olası kemik sorunlarının dışlanması için Röntgen filmi çekilebilir. Tendonda kireçlenme varsa Röntgen filminde belirti verebilir. Ultrasonografi tendon iltihabını gösterebilir, dinamik olarak hareketlerde anormallik olup olmadığı belirlenebilir. Emar (MR) görüntüleme yumuşak doku sorunlarını göstermede başarılı bir yöntemdir.

Tedavisi

Şikayetlere yol açan aktivitelerden kaçınmak, istirahat, soğuk uygulama, elastik bandajla sarma ilk aşamada tedavi için kendi kendine yapılabilecek şeylerdir. Tendinitlerde ilk birkaç gün masaj sakıncalı olabilir. Sıcak uygulama şişliği arttırabilir (soğuk ise ödemi azaltır). Ağrı kesici ilaçlar kısa süre için doktor tarafından reçete edilebilir. Bir haftada şikayetleriniz azalmazsa doktora başvurabilirsiniz. Tendinit şüphesinde fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanına muayene olabilirsiniz. Fizik tedavi (TENS, ESWT, ultrason terapisi vb), atel kullanımı, kortizon iğnesi diğer tedavi seçenekleridir. İyileşme birkaç hafta ya da ay sürebilir.

Ссылка на основную публикацию
Похожие публикации