Андрей Смирнов
Время чтения: ~50 мин.
Просмотров: 0

Karaciğer ile İlgili Rahatsızlıklarda Hangi Doktor Tercih Edilmelidir?

image 03.10.2020

Başlangıçta soğuk algınlığı olarak düşünebilirsiniz, olabilir de; fakat yeni koronavirüs hastalığı COVID-19 olma ihtimaliniz de var.

İşte COVID-19 hakkında bilmeniz gerekenler

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), Çin’de gerçekleştirdiği COVID-19 çalışmalarına göre 20 Şubat 2020 tarihinden itibaren laboratuvar ortamında onaylanmış olarak vakalarının;

  • %80’i hafif ve orta dereceli,
  • %14’ü ciddi ve
  • %6’sı da kritik olarak görülmüştür.

Açıkçası hafif derecede geçirilen COVID-19 hafif derecede geçirilen soğuk algınlığı gibi değildir. Belirtileri ciddi olacaktır. Takviye oksijene ihtiyacınızı gerektirmesi dışındaki tüm semptomlar (belirtiler) sizi bu kategoriye (hafif-orta derece) koyacaktır. Ciddi vakalar oksijen desteğine ihtiyaç duyacaklar, kritik vakalar ise solunum veya çoklu organ yetmezliği yaşayanlar olarak sınıflandırılmışlardır. Hastalığın belirtileri, tedavileri ve zamanlamaları hastanın hangi kategoriye girdiğine göre değişir.

Öyleyse COVID-19’un her bir kategori için günden güne nasıl etkilediğini anlatalım

COVID-19 hastalığının belirtilerinin görülmesi virüsle ilk karşılaşmadan itibaren 2 ila 14 gün içerisinde gerçekleşir. Bunlar soğuk algınlığı veya mevsimsel grip belirtilerine benzeyebilir. Çoğu hasta (yaklaşık %50 kadarı) ilk başlarda ateşlenir. Dünya Sağlık Örgütü ve Çin müşterek misyonunun gözlemlerine göre, “hastaneye yatan” COVID-19 hastalarının yaklaşık %88’inde ateşlenme görüldü. Çin dışındaki başka bir çalışmada ise hastanelere başvuran hastaların sadece %44’ünde ateşlenme görüldü, fakat devamında %89’u ateşlenme belirtileri gösterdiler.

Bazı vakalarda solunum yolları belirtilerinden birkaç gün önce mide bulantısı, kusma ve/veya karın ağrısı gibi sindirim sistemi belirtileri de görüldü.

COVID-19 solunum yolu hastalığına sebep olduğu için bu belirtileri standart kabul edemeyiz. Yani çoğu hastada virüs akciğerlere girer ve orada çoğalır. Virüs, enfeksiyonun ilk günlerinde akciğer hücrelerini istila etmeye başlar. Özellikle de hava kanallarının temizliğini sağlayan hareketli tüysü kamçılara sahip çıkıntılara zarar verir. Hücreler enfekte oldukları zaman ölürler ve parçalanarak mevcut atıklara karışırlar. Bu yüzden vücudun, akciğerleri ve soluk borusunu korumasını engellerler. İnflamasyon (iltihaplanma) hasara sebep olur ve hasarlar da daha fazla iltihaplanmaya neden olur. Bu döngü sağlık dokuyu ciddi şekilde tahrip eder ve bu iltihaplanma en sık rastlanan kuru öksürüğün ve aynı zamanda nefes darlığı ve balgam oluşmasının da açıklaması olabilir.

Bu süre zarfında ortaya çıkabilecek diğer semptomlar halsizlik, boğaz ağrısı, baş ağrısı ya da kas-eklem ağrıları ve burun akıntısıdır.

5. günden itibaren, ek rahatsızlıkları olan hastaların nefes almakta zorlandıkları görülebilir ve genellikle bir hastanın hastaneye gitmesi 7. günü bulabilir.

Hafif vakalar, genellikle bu süre zarfında iyileşirler, fakat orta, ciddi ve kritik vakalarda farklı risklerde pnömoni (zatürre) gelişimi gerçekleşir. Bu hastaların iyileşmesi, birkaç gün veya haftalar sürebilir.

Bazı ciddi ve kritik vakalarda belirtiler akut solunum sıkıntısı sendromunu (ARDS) gösterebilir.

ARDS, akciğerlerde sıvı birikmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. İltihaplanma, enfeksiyonu hedefleyen bağışıklık hücrelerini harekete geçirir. Genellikle bu hücreler enfekte bölgelere yönlendirilirler. Ancak bazen bağışıklık sistemi aşırıya kaçar ve bu da bağışıklık hücrelerinin, sağlıklı hücrelerde dahil olmak üzere, yollarındaki herhangi bir şeyi öldürmeye başladıkları zamandır. ARDS, %30-40 ihtimalle ölümcül olabilir ve kritik vakalarda ileri düzeyde yaşam desteği gerektiren solunum yetmezliğine yol açabilir. Bu durumdaki hastalar büyük ihtimalle yoğun bakım ünitelerine gönderilir.

ARDS tedavisi, akciğerler yeterince çalışamadığından dolayı oksijen desteği ve mekanik ventilasyon (solunum cihazı) desteği gerektirir. Amaç; kan dolaşımına daha fazla oksijen sağlamaktır.

Bu tedavi işe yaramadığında daha fazla oksijen alabilmek için akciğerlerde aşırı sıvı birikmesi meydana gelir. Çoğu COVID-19 ölümlerinin sebebi budur ve bir hasta bu evreden kurtulsa bile kalıcı akciğer hasarına sahip olabilir.

Daha önce SARS da akciğerlerde hasarlara sebep oldu ve bazı hastalarda bal peteği şeklinde görünümlere sebep oldu ve bu lezyonlar yeni tip korona virüsten etkilenen insanlarda da görüldü.

Yapılan ilk çalışmalarda bu hastalıktan ölümlerin çoğu 14 ila 19 gün içerisinde gerçekleşiyor. İyileşme ve taburcu olma zamanı ise ortalama iki buçuk haftadır. Fakat bazı çok kritik vakaların taburcu olması ayları bulabilir.

İyileşme sürecindeki bir hasta, halen hastalığı bulaştırabilir. Bu insanlar, doktorlarıyla ve halk sağlığı uzmanlarıyla riskli olup olmadıkları konusunda iletişim halinde olmalıdır.

Halen etkili bir aşı bulunamadığından hastalıktan korunmanın en etkili yolu, yakalanmaktan kaçınmaktır.

Çoğu vaka hayatta kalır. Bu yüzden evinizde kalın ve panik yapmayın.

COVID-19, kişiler arasında öksürme ve hapşırma yoluyla kolaylıkla yayılabilir. Bu yüzden sık sık ellerinizi yıkayın ve hasta insanlarla yakın temaslardan kaçının. Günlük kullanım alanlarınızı temizleyin ve dezenfekte edin.

COVIDKovid-19 ciddiye alınmalıdır

*

KORONAVİRÜS DOSYAMIZ

– Koronavirüs hakkında son dakika haberleri – Dünya ve Türkiye’de durum

– Koronavirüs (COVID-19) salgınında SAĞLIK ÇALIŞANLARI neden ve nasıl desteklenmeli?

– Dışarıda yemek yerken koronavirüsten korumanın 7 yolu

– Koronavirüs salgınında başarılı ve başarısız ülkeler ve yapılması gerekenler

– Kanser hastalarının Coronavirus hakkında bilmesi gerekenler

– Epidemi ve Pandemi nedir? Arasındaki farklar nelerdir?

    • imageHepatit B nedir?
    • Hepatit B virüsü nasıl bulaşır?
    • Hangi meslekler hepatit B için risk altındadır?
    • Hepatit B virüsü taşıyan biriyle aynı yerde çalışmakla virüs bulaşır mı?
    • Hepatit B virüsü taşımak herhangi bir sektörde ya da işte çalışmaya engel mi?
    • Hepatit B hastalığı belirtileri olmayanlardan virüsü kapmak mümkün mü?
    • Hepatit B hastalığının belirtileri nelerdir?
    • Hepatit B tanısı nasıl konur?
    • Hepatit B tedavisi nasıldır?
    • Hepatit B hastalığı nasıl sonuçlanır?
    • Hepatit B aşısı var mı?
    • Hepatit B’yi atlatmış birinin aşı olmasına gerek var mı?
    • Ülkemizde hangi mesleklerin üyelerine hepatit B aşısı yapılmaktadır?
    • Hepatit B bildirimi zorunlu bir hastalık mıdır?

Hepatit B nedir?

Hepatit B virüsü nasıl bulaşır?

Hepatit B bulaşmasında vücut sıvılarındaki hepatit B virüsü miktarı çok önemlidir. Virüs en fazla kanda bulunur ve bu yüzden kan, kan ürünleri ve kan bulaşmış herhangi bir vücut sıvısına temas ile bulaşma ihtimali diğer vücut sıvılarına oranla en yüksektir. hepatit B virüsü miktarı kana göre orta düzeyde olan ve bu yüzden bulaşma ihtimali kana göre oldukça az olan vücut sıvıları ise sperm, vajina sıvısı ve tükürüktür. Hepatit B virüsü miktarı en düşük olan vücut sıvıları ise idrar, ter, dışkı, gözyaşı, kusmuk ve balgamdır. Bu son sayılan sıvılar kan içermediği sürece bulaşıcı kabul edilmez. Anne sütündeki Hepatit B virüsü miktarı bulaşmaya yetecek düzeyde değildir, yani annenin hepatit B’li olması emzirmeye engel değildir. Hepatit B virüsü’nün bulaşma ihtimalini artıran önemli diğer nokta, bulaşmanın hangi yolla gerçekleştiğidir. Sağlam deri virüsün vücuda girmesinin önünde önemli bir engeldir. Bu yüzden, batma ya da kesilme ya da açık yara nedeniyle bütünlüğü bozulmuş deri üzerinden bulaşma ihtimali çok yüksektir. Burun içini, ağız içini ya da kadın döl yolunu döşeyen ve mukoza denilen ince ve korunaksız deri yoluyla bulaşma ihtimali yine çok yüksektir. Örneğin, virüs bulaşmış suni solunum mankenlerine ağız teması ile; hepatit B’li birinin eşyaları ya da müzik aletlerinin ağızlığını paylaşma ile bildirilen bir bulaşma yoktur

Hangi meslekler Hepatit B için risk altındadır?

  • Seks işçileri
  • Sağlık çalışanları ve öğrencileri 
  • Tıbbi atık işinde çalışan atık işçileri ya da hastane temizlik işçileri 
  • Polis, jandarma, cezaevi infaz koruma memuru, ıslahevi görevlisi ve özel güvenlik görevlisi gibi güvenlik çalışanları
  • Hepatit B virüslü kişinin ev içi bakıcıları
  • Hepatit B riskinin yüksek olduğu ülkelere ya da bölgelere iş ziyareti yapan çalışanlar
  • Berberler-kuaförler
  • Manikürcüler-pedikürcüler
  • Dövmecile
  • Kulak deliciler, piercingciler
  • Kazalarda ve afetlerde ilkyardım uygulayan görevliler
  • Bakım ve huzurevlerinde çalışanla
  • Düzensiz göçmenlerle temasta bulunan çalışanlar
  • Çocuk bakım merkezlerinde ya da gelişimsel engelli kişilerle ilgili tesislerde çalışanlar

Hepatit B virüsü taşıyan biriyle aynı yerde çalışmakla virüs bulaşır mı?

  • Besinler ya da su ile
  • Aynı tabak, kaşık, çatal, bıçak ile yemek yeme ile
  • Aynı bardaktan su içme ile
  • Emzirme ile
  • Sarılma ile
  • Öpüşme ile
  • Tokalaşma ile
  • Öksürme ile
  • Hapşırma ile

yani olağan gündelik temas ile Hepatit B virüsü bulaşmaz. Zaten, eğer hepatit B gündelik yaşamdaki olağan temaslarla bulaşsaydı, toplumda hepatit B hastası olmayan kimse kalmazdı. Hepatit B taşıyan kişi ile aynı evde yaşayanlara bulaşma ise, korunmasız cinsel ilişki dışında, muhtemelen, sık ve samimi temas nedeniyle, derideki küçük sıyrıklar ve kesikler ile gerçekleşmektedir. Hepatit B virüslü bir kişinin traş bıçağını, diş fırçasını, tırnak makasını ya da şeker ölçüm cihazını kullanmak da virüsün bulaşmasına neden olur. Öte yandan, Hepatit B virüsü kurumuş bile olsa, ortama sıçramış kanda 7 güne kadar hayatta kalabilir ve bu süre içinde hasta etme gücü taşır. Bu yüzden, kuru kan dahil, Hepatit B virüslü kişiye ait tüm kan sıçramalarını suyla onda bir seyreltilmiş çamaşır suyu gibi bir temizlik maddesiyle silmek gerekli ve yeterlidir. Bu şekilde bulaşma riski ise, işyeri ortamında, ancak sağlıkçılar ve özellikle de laboratuvar çalışanları için yüksektir

Hepatit B virüsü taşımak herhangi bir sektörde ya da işte çalışmaya engel mi?

Yasal olarak böyle bir engel yoktur. Yukarıda da açıklandığı üzere, kişinin iş arkadaşına gündelik temas yoluyla hepatit B bulaştırması mümkün değildir. Virüsün bulunduğu vücut sıvılarına temasın söz konusu olduğu mesleklerde çalışanlar ise, hem kendilerindeki virüsü başka insanlara bulaştırmamak, hem de virüs taşıyan insanlardan virüs kapmamak için yüksek riskli davranışlardan kaçınması ve bulaşma yoluna uygun korunma yöntemleri uygulaması yeterlidir .

Hepatit B hastalığı belirtileri olmayanlardan virüsü kapmak mümkün mü?

Hepatit B hastalığının belirtileri nelerdir?

Hepatit B tanısı nasıl konur?

Hepatit B tedavisi nasıldır?

Hepatit B hastalığı nasıl sonuçlanır?

Yeni kazanılmış (akut) Hepatit B hastalığı nadiren karaciğer nakli gerektirir ve nadiren ölümcüldür. Hastalar çoğunlukla bir kaç hafta süren hafif ya da orta düzeyde bir rahatsızlık yaşar. Hastaneye yatması gerekebilir. Yeni kazanılmış Hepatit B hastalığı geçiren insanlardan bazılarının bağışıklık sistemi virüsü yener ve bu kişiler ömür boyu Hepatit B virüsüne karşı bağışıklık kazanır. Ancak, yeni kazanılmış Hepatit B geçiren bazı kişilerde hastalık sürekli bir hal alır. Bu sürekli (kronik) hepatit B hastalarında siroz ve karaciğer kanseri gibi ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Her 5 sürekli Hepatit B hastasından ortalama 1 tanesi siroz ya da karaciğer kanseri nedeniyle ölür.

Hepatit B aşısı var mı?

Evet. Aşının tipine göre belli sayıda ve aralıkta yapıldığında korunma sağlar. Ülkemizde 1998 yılından beri Hepatit B aşısı çocukluk çağında ve 3 doz olarak yapılmaktadır

Hepatit B’yi atlatmış birinin aşı olmasına gerek var mı?

Ülkemizde hangi mesleklerin üyelerine hepatit B aşısı yapılmaktadır?

  • Seks işçileri
  • Cezaevlerinde ve ıslahevlerinde çalışanlar
  • Berberler-kuaförler
  • Manikürcüler-pedikürcüler
  • Güvenlik personelleri (asker, polis vb. arasında kan ve hasta çıkartıları ile temas riski yüksek olanlar, kazalarda ve afetlerde ilk yardım uygulayan kişiler, düzensiz göçmenlerle temasta bulunan kolluk kuvvetlerinde görevli personeller)
  • Geri Gönderme Merkezlerinde görevli kişiler
  • Tıp fakülteleri, diş hekimliği fakülteleri, hemşire/ebelik eğitimi veren okullar, sağlık meslek yüksekokulları vb. öğrencileri
  • Hasta ve hasta çıkartıları ile teması bulunan tüm sağlık çalışanları (askeri sağlık personeli dâhil)
  • Sağlık kurumlarında çalışan temizlik elemanları
  • 112 acil sağlık hizmetleri personeli ile acil durum, afet ve olağandışı durumlarda görev alan UMKE personeli ve acil sağlık araçlarında görev yapan personel dâhil diğer çalışanlar

Hepatit B bildirimi zorunlu bir hastalık mıdır?

Evet, hepatit B bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar arasındadır.

Saç dökülmesi tedavisi mümkün bir hastalık olduğunu hiç bir zaman aklımızdan çıkarmıyoruz. Peki teşhis ve tedavisi için hastanelerin hangi bölümüne randevu alınması gerektiğini biliyor musunuz?

Genetik ve fizyolojik bir durum olduğu gibi çoğu zamanda vücudumuzda ortaya çıkan hastalıkların belirtisi ve şikayeti olabilmektedir. Örnek vermek gerekirse kansızlık (anemi) kadınlarda  bir çok şikayet gibi saç dökülmesine neden olmaktadır. Bir diğer örnek ise Guatr hastaları olup,  tiroid fazlalığı ve yetersizliği şeklinde iki ayrılmaktadır. Hipotiroidi (tiroid yetersizliği) olması halinde dökülmeye neden olmaktadır. Yani kesinlikle basite almayarak üzerinde dikkatle durmalıyız.

Hangi Doktora / Bölüme Gidilir?

Yaşadığımız tüm saç sağlık sorunları ile ilgili olarak dermatoloji uzmanlarına muayene olmak gerekir. Kamu ve özel hastaneler yanı sıra doktorların kendi özel muayenehaneleri bulunmaktadır. Kamu (devlet) hastanelerinden hizmet almak isterseniz Deri ve Zührevi Hastalıkları (Cildiye) bölümüne randevu almanız gerekmektedir. Özel hastanelerde ise bu bölümün ismi Dermaoloji (Cildiye) yada Cildiye (Dermatoloji) şeklinde karşınıza çıkabilir. Dermatolog adı verilen uzmanlar tüm cilt problemleri yanı sıra toplumda sık görülen saç sorunları ile de ilgilenmektedir.

Hangi Durumlarda Dermatoloğa Başvurmalıyız? Öncelikle yaşadığımız tüm saç sorunları için doktora gitmek gerekmez. Bazı sorunların teşhis ve tedavisi oldukça kolay olup, bazen fizyolojik kıl kökü değişimlerini saç dökülmesi sanarak gereksiz endişeye kapılabilirsiniz.

Ücretsiz Saç Analizi Yaptırabilirsiniz Saç dökülmesi problemi için öncelik her zaman dermatolog olmasına karşın aynı zamanda bir çok şehirde bulabileceğiniz ücretsiz saç analizi hizmetleri bulunmaktadır. Eczanelerde hizmet veren bu uzmanlar kansızlığa bağlı saç dökülmesi dışında tüm saç ve saçlı deri sorunlarının teşhisini kullandıkları teknolojik cihazlar ile yapabilmekte ve çözümü için uygun ürünler önermektedir. Hizmet verdiği Eczacı ile koordineli çalıştığı için kullanmanızı tavsiye ederim.

Günlük 60-70 Kıl Kaybı Fizyolojik (Normal) Olabilir Öncelikle saçınızdan dökülen tüm kıllar saç dökülmesi anlamına gelmez. Saç yaşayan, yaşlanan, ölen ve tekrardan yenilenen bir dokudur. Bu şekilde ömrümüz boyunca 8-10 defa tekrarlamaktadır. Daha detaylı bilgi vermek gerekirse saç teliniz 2-10 yıl uzar ve sonrasında dökülür. Dökülen kıl kökü yerine 2-4 ay içerisinde yenisi çıkar buda 2-10 yıl yaşar ve ölerek dökülür. İnsanın kafasında yer alan 140 ile 200 bin arasındaki kıl köklerinin %10 gibi bir bölümü sürekli yenilenmektedir. Bu nedenle günlük 70-80 tele kadar siz farkına varsanız da farkında olmasanız da dökülme olmaktadır. Fakat bu yenilenme süreci hiç bir insanda saçların seyrelmesine ve dikkat çekici açıklığa neden olmaktadır. Yaşadığınız dökülme saçlarınızda belirgin bir seyreklik yapıyorsa o dökülmedir. Yaşadığınız sorunun dökülme olup, olmadığını anlamak için avucunuzla saçınızı çekin avucunuzda kıl kalıyorsa o da dökülme kabul edilir.

Kafa Kaşıntısı Nedeni (Mantar ve Bit) Olabilir Bir çok insan dermatoloğa kafa kaşıntısı problemi ile başvurmaktadır. Kafa derisinde yer alan kaşınmanın 2 ana nedeni olup, ilki Malassezia Furfur dediğimiz kafada mantar problemi olup, kafada kaşıntı yanı sıra sürekli ve aşırı kepek problemine neden olmaktadır. Bunun için doktora gitmek gerekmez. Kafada mantar öldürücü şampuanlardan biri Seboderm, System4, Konazol, Ketoral, Nizoral ve Zetion gibi medikal ürünlerden birini kullanmalısınız. Kafada kaşıntının bir diğer nedeni ise özellikle okul çağı çocuklarında sık görülen bit olup, kafada kaşıntı yanı sıra sızlanmaya neden olmaktadır. Toplumda yeteri kadar hijyenik olmayanlarda bit görülür anlayışı yanlış olup, bit tüm insanlara bulaşabilmektedir. Çözümü eskiden olduğu gibi böcek ilaçları yerine biti havasız bırakarak öldüren Dimethicone içeren sprey ve şampuanlarla olmalıdır. Bunun için Pedikap ve Paranit gibi ürünler kullanabilirsiniz.

Saçlarda Kalite Kaybı (Biotin Eksikliğinin) Belirtisi Olabilir Saçlarımızda vücudumuz gibi vitaminlere ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle Biotin dediğimiz B7 ve H Vitamini olarak bilinen gereksinim bulunmaktadır. Kalın bağırsak tarafından üretilen Biotin çoğu zaman yeterli olmayabilir. Bu durumda saçlarda kalite kaybı (incelme, zayıflama, uzama hızında gerileme, mat görünüm) yanı sıra aynı şekilde tırnaklarda soyulma, kırılma ve beyaz lekeler görülür. Bu genelde Biotin eksikliği sonucu oluşur. Tırnakla saç arasındaki bağı açıklamak gerekirse her ikisi de keratin dediğimiz maddeden yapılmıştır. O nedenle saç ve tırnaklar için aynı vitamin etki etmektedir. Bu tür şikayetleriniz varsa 2 MG Biotin yada Biotin içeren şampuanlar kullanabilirsiniz. Fakat burada dikkatli olmalısınız. Çünkü saçta kalite kaybı aynı zamanda genetik (erkek tipi) saç dökülmesi sürecinde önemli bir aşamadır. Biotin yada Biotin içeren şampuan sorunu düzeltmemesi halinde genetik dökülme şüphesi ile dermatoloğa muayene olmalısınız.

Saçta Yağlanmayı (Şampuan) İle Dengeleyin Bir çok insanın en temel sorunu yağlı saçlar olup, nedeni kıl köklerinde bulunan yağ bezlerinin normalden hızlı çalışmasıdır. Gereğinden fazla yağ salgıladığı için haliyle saçlar daha fazla ıslanır. Bunu önlemek için geliştirilmiş şampuanlar bulunmaktadır. Fakat dikkat edilmesi gereken bir husus ise saç dökülmesi olan insanlarda yağlanma dikkat çekici hale gelebilir. Yani kıl kökleri döküldüğü için var olan kıllar salgılanan yağdan daha fazla etkilenir. Yani saçta yağlanma dışında dökülme hususuna dikkat etmelisiniz.

Saçkıran ve Sakal Kıranı (Evde) Kendiniz Önleyebilirsiniz Halk arasında saçkıran olarak bilinen Alopecia Areata bir tür saç dökülmesi olup, çocuk ve gençleri daha fazla etkilemektedir. Bir tür immüm hastalık olup, stres kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Aşırı stres bağışıklık sistemine hasar vererek vücudun öz dokularını yabancı madde gibi algılamasına neden olmaktadır. Saçın bir bölümü yada tümünde dökülmeye neden olduğu gibi aynı şekilde vücudun tüm kıllarını dökebilmektedir. Bu nedenle 3 gruba ayrılmıştır.

Alopecia Areata: Toplumda en sık görülen türü Alopecia Areata olup, saçın bir yada birden fazla nokasında madeni para şeklinde bölgesel dökülmelere neden olur. Alopecia Totalis ise saçların tümünün dökülmesi olup, Alopecia Universalis ise saçlar dahil vücudumuzdaki tüm kılların dökülmesi halidir. Tabii her zaman dikkat çekici olan saç ve yüz bölgesidir.

Saçkıran Tedavisi Nasıl Yapılır? Toplum olarak saçkırana yabancı olmadığımız için ilk görüşte anlarız. Yani sorunun saçkıran olduğunu anlamak için dermatoloğa gitmek zorunda değilsiniz. Sadece tedavi önerisi için gidebilirsiniz. Bende burada saçkıran tedavisinde uygulanan ve kendinizde evinizde uygulayacağınız yöntemlerden bahsedeceğim.

Sarımsak İle Cildi Tahriş: Saçkıran tedavisinde masrafsız ve bitkisel bir yöntem denemek isterseniz ilk uygulama sarımsak olabilir. Fakat tedavide başarı oranı %50 olup, 3 ay içerisinde sizde etki edip, etmeyeceğini görürsünüz. Ortadan kesilmiş olan sarımsağı dökülme olan alana sürerek cildi tahriş eder ve kıl köklerine kan taşıyan damarların genişlemesini sağlarsınız. Bu şekilde daha fazla kan taşımaktadır. Ben işi şansa bırakmak istemiyorum derseniz diğer tedavileri düşünmelisiniz.

Kortizon (İğne): Tedavide başarı oranını biraz daha yükseltmek isterseniz Kortizon uygulaması %70 başarı sunmaktadır. Tabii ki bunu evde kendiniz yapma imkanınız bulunmuyor. Bunun için mutlaka bir dermatoloğa muayene olarak 10-15 aralıklarla kontizon enjeksiyonu (iğnesi) yapması gerekir. Dediği gibi tedavide başarı oranı %70 olup, bazen işe yaramayan %30 arasında olabilirsiniz.

SADBE (Önerilir): Dünya’da saçkıran tedavisinde uygulanan 2 farklı bilimsel madde bulunmaktadır. Bunlar DPCP ve SADBE (Squaric Acid Dibutylester) olup, tedavide başarı oranı %95 düzeyinde olmaktadır. Güzel bir yönü evde kendinizin uygulama imkanı olmasıdır. SADBE daha önceleri sadece tecrübeli eczacılar tarafından hazırlanırken geçtiğimiz yıllarda Hair Pharma firması tarafından Roll on şeklinde hazırlanarak yine SADBE ismi ile satışa sunuldu. Kullanımı oldukça kolay olup, dökülme olan alanı ıslatacak kadar sürmeniz yeterlidir. Ürünün etkisi 1-6 ay içerisinde kendisini göstermektedir. Saçkıran problemi yaşıyorsanız aşağıda ki görsele tıklayarak ürünü inceleyebilirsiniz.

Saç Dökülmesi Teşhisi Nasıl Yapılır? Yukarıda belirtilen sorunlar teşhis ve çözümü kolay olması nedeniyle dermatoloğa gitmenize çok fazla gerek yoktur. Fakat saç dökülmesi sizde seyrelme, açılma yapıyorsa burada durum ciddi olup, mutlaka muayene olmalısınız. Çünkü dökülmenin tipi ve nedenini öğrenmek zorundayız. Yapılan muayene işlemlerinde genetik ve kansızlığa bağlı dökülme görülmektedir.

Bilinçsiz Ürün Kullanımından Kaçının Saç dökülmesi olan insanların en sık yaptığı hatalardan biri bilinçsiz şekilde ürün kullanımıdır. Kullanılan ürünlerin başında şampuanlar gelmektedir. Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki kırılarak dökülmeler dışında şampuan markası ne olursa olsun saç dökülmesini tek başına önleyemez. O nedenle kendi kendinize çözüm aramak yerine öncelikle sorunun tipi ve nedeni öğrenilmelidir. Bunu da tahmin etmek yerine uzman teşhisi ile yapmalıyız.

Saç Dökülmesi Tipi ve Nedenini Mutlaka Öğrenin Dermatoloğa muayene olan insanların büyük bir bölümü maalesef dökülme tipi ve nedenini öğrenmeden doktorun yanından ayrılmaktadır. Doktor söylemese bile siz mutlaka sorarak öğrenmelisiniz. Burada amaç kendi kendinize araştırma yaparak en iyi sonuca ulaşmaktır. Ama siz yaşadığınız sorunu bilmezseniz neyi araştıracağınızı da tam olarak bilemezsiniz.

AGA – Androgenetik (Erkek Tipi) Saç Dökülmesi Dermatolog muayenelerinde 2 farklı sorun ağırlıklı olarak ortaya çıkmaktadır. Erkeklerde %90 kadınlarda ise %20 oranında kısa adı AGA olan Androgenetik dökülme görülmektedir. Kadınlarda da görülmesi nedeniyle erkek tipi dökülme şeklinde de bilinmektedir. Nedeni DHT (Dihidrotestosteron) kaynaklı olup, DHT’nin kıl köklerine zarar vermesi sonucu ortaya çıkar. Anne yada babanızda saç dökülmesi, kellik varsa 20’li yaşlarda sizi de etkileyebilir. İlk etapta saçta kalite kaybı şeklinde görülen sorun zamanla yerini alın bölgesi yada tepeden açılmaya bırakır. Çoğu zaman iki bölgede de aynı anda dökülme görülür. DHT’nin baskılanması için dünya genelinde 3 farklı bilimsel madde bulunmaktadır. Bunlar Procapil, Finasterid ve Dutasterid olup, sprey yada tablet olarak satılan ürünlerin içinde bu maddelere yer verilmektedir. Finasterid bu maddelerin en eskisi olup, prostat tedavisinde kullanılırken saç dökülmesinde etkili olduğu görülmüştür. Fakat kötü yönü cinsel yönden yan etkileri bulunmaktadır. O nedenle finasterid içeren tabletler kullanmadan önce dikkatli olmalısınız.

Procapil İçeren Spreyler Önerilir: Erkek tipi dökülmede benim önerim Procapil içeren spreyler yanı sıra sprey kullanamayanlar için İsoflavon ve Saw Palmetto içeren tabletler olabilir. Bu kapsamda size önerim Hair Forte Sprey yada Xpecia Tablet olacaktır.

Kansızlık (Demir Eksikliği) Anemisine Bağlı Saç Dökülmesi Erkeklerde görülen dökülme %95 genetik olurken kadınlarda ise büyük ölçüde kansızlık yani anemi problemine bağlı oluşmaktadır. Kansızlık probleminde en sık görülen nedenlerden biri demir eksikliği olup, bunu B12, çinko ve magnezyum eksikliği takip etmektedir. Belirtileri saç dökülmesi yanı sıra çabuk yorulma, halsizlik, ciltte kuruluk, yenilmeyecek şeyleri (toprak) yeme isteği oluşmaktadır. Bu durumda mutlaka bir dermatoloğa muayene olmak gerekir.

Hematoloji Bölümüne Sevk Edecektir Doktora gittiğinizde ilk olarak sorunu sizin anlattığınız bilgiler ışığında açıklığa kavuşturmaya çalışacaktır. Verdiğiniz bilgiler yeterli olmaması halinde sorunun kansızlık olması ihtimaline karşı sizi Hematoloji bölümüne sevk ederek tam kan sayımı taraması isteyecektir. Bu durum rutin bir uygulama olup, bu şekilde kansızlık vs olup, olmadığı anlaşılır. Kansızlık olması halinde tedavide önceliği kansızlığa vermelisiniz. Çünkü anemi problemi ortadan kalktığında dökülme probleminizde yok olacaktır. Tabii ki bu süreci bekleyerek geçirmek yerine kansızlığa bağlı dökülmelerde etkisi olan bir çok bilimsel içeriği barındıran Xpecia tablet kullanabilirsiniz.

Menopoz Döneminde Saçınız Dökülüyorsa (Panik Yapmayın) Normaldir Kadınlar yaşamları boyunca belli başlı süreçlerden geçmektedir. Adet görmenin başlangıcı gibi birde doğurganlık ve adet görmenin son bulduğu süreç bulunmaktadır. Genelde 40-50 yaşında görülen bu geçiş dönemine menopoz denmektedir. Kadınlık hormonu (Östrojen) seviyesinde azalma olması saçlarda dökülmeye neden olur. Çünkü östrojen hormonu aynı zamanda saçları koruyucu etkisi bulunmaktadır. Menopoz döneminde azalan Östrojen hormonun sorununun önüne geçmek için Menopecia Tablet kullanabilirsiniz. İçeriğindeki İsoflavon östrojen gibi etki ederken, pantotenat ise saç beyazlaması problemini mümkün oldukça geciktirmektedir.

Evet değerli arkadaşlar konuyu toparlayacak olursak saç dökülmesi tedavi edilmesi gereken bir hastalık yada bazı hastalıkların belirtisi olmaktadır. Bu nedenle mutlaka bir dermatologdan destek almayı ihmal etmeyiniz. Sormak istediğiniz sorularınız varsa aşağıda yer alan soru ve yorum formundan iletebilirsiniz.

[adinserter block=”3″]

Saç dökülmesi problemi yaşayanlar için bilimsel araştırmalar ışığında (PUBMED vb. kaynaklar incelenerek) bilgilendirme yapıyorum. Yaşadığınız sorunun teşhis ve tedavisi için mutlaka bir dermatoloji (cildiye) uzmanına muayene olmalısınız.

Akciğer Hastalıkları

Akciğer Rahatsızlıkları

Solunum sisteminin temel organı olan akciğerler ile ilgili birçok hastalık çeşidi bulunmaktadır. En sık görülen akciğer hastalıkları; astım, göğüste su toplanması, kist, plörezi, verem, zatürre, bronşit ve nefes darlığı olarak sıralanmaktadır. Ayrıca astım ve KOAH rahatsızlıkları da sıklıkla rastlanan akciğer rahatsızlığı türlerinin başında gelir. Bu tür rahatsızlıklarda hastaların birçoğu solunum sistemi ile ilgili yaşadığı şikayetler doğrultusunda hastaneyi ziyaret etmektedir.

Akciğerdeki hava tünellerinin daralması sonucunda meydana gelen astım rahatsızlığı en çok rastlanan rahatsızlık türüdür. En ufak toz, kıl vb. şeylere alerjik reaksiyon gösteren insanlarda nefes alma güçlüğü meydana gelir. Bu durum astımın ilk aşamalarını belirten reaksiyonları kapsar. Astım krizi akciğer hastalığı olarak bilinmekle birlikte acil müdahale gerektiren rahatsızlık türleri arasında da yer almaktadır. Astım krizi sırasında çeşitli tedavi uygulamaları yapılabilir. Kişinin bilincinin açık olmasına dikkat edilmelidir.

Akciğer rahatsızlıkları arasında bulunan astım ile ilgili belirtiler ve şikayetler; nefes darlığı, göğüste daralma hissi, uzun süreli öksürük vb. şekildedir. Nefes darlığı çeşitli aşamalarla ilerleme gösterir. Bazı durumlarda uykuda bile nefes güçlüğü çekildiği ifade edilmiştir. Astım rahatsızlığı kişinin nefes alışverişini doğrudan etkileyen riskli bir rahatsızlık türüdür. Astım hastalarının tedavi sürecini periyodik olarak takip etmesi ve tedavi uygulamalarını aksatmaması gerekir.

Belirtileri

Akciğer hastalıklarının belirtileri genel olarak birbiri ile benzerlik gösterebilir. Solunum yolları ile ilgili rahatsızlıklarda en belirgin belirti şekli nefes darlığı yaşanmasıdır. Akciğer rahatsızlıkları arasında yer alan akciğer iltihabı, akciğer kanseri ve KOAH en belirgin belirtilere sahip olan rahatsızlıklardandır. Aynı zamanda tedavisi mümkün olan rahatsızlık türleridir.

Akciğer İltihabı; Akciğerin fonksiyonlarını kaybetmesi durumunda kana oksijen taşınamaz ve işlevsel bozukluk meydana gelir. Virüs, bakteri vb. mikroorganizmalar nedeniyle enfeksiyon oluşmaktadır. Belirtileri ise;

  • Şiddetli öksürük
  • İştahsızlık
  • Kaslarda yoğun ağrı
  • Geceleri sık sık terleme
  • Göğüs kafesinde ağrı hissi
  • Nefes alışverişinde zorluk yaşamak
  • Titreme

şeklindedir. S.pnemoniae virüsünün neden olduğu akciğer iltihabının diğer nedenleri ise grip, su çiçeği, kirli hava solumak veya zararlı kimyasallara maruz kalmak olarak sıralanır. Ayrıca 65 yaş üstü kişilerde, şeker hastalığı bulunanlarda, alkol bağımlılarında, böbrek rahatsızlığı olanlarda ve kalp hastalığı olanlarda sıklıkla görülebilen bir rahatsızlıktır.

Akciğer kanseri; Hayati risk barındıran tek hastalık türüdür. Bu rahatsızlıkta en önemli unsur erken tanı konulmasıdır. Akciğer kanserinin belirtileri ise;

  • Sürekli öksürme
  • Göğüste ağrı hissi
  • Nefes alışverişinde zorlanma
  • Öksürürken kan gelmesi
  • Eklem bölgelerinde şiddetli ağrı
  • Sesin kısılması
  • İştahsızlık
  • Hızlı kilo kaybı
  • Eklem ve kaslarda yorgunluk hissi
  • Baş dönmesi

şeklindedir. Kanser tedavisinde öncelikli olarak belirli testler uygulanır ve bu testlerin sonucuna göre uzman doktor tedavi şeklini belirler.

KOAH; Yaygın hastalıklar arasında bulunan KOAH, kronik obstrüktif akciğer rahatsızlığı olarak tanımlanmaktadır. KOAH hastalığının fark edilmesi için belirtilerin ciddi düzeyde ilerlemiş olması gerekir. KOAH rahatsızlığının belirtileri ise;

  • Şiddetli ve balgamlı öksürük
  • Nefes darlığı yaşanması
  • Hırıltılı solunum
  • Göğüste baskı ve daralma hissi
  • Sık sık grip ve nezle olunması
  • Bacaklarda ödem oluşması
  • Tırnak ve dudaklarda morarma oluşması

şeklindedir. KOAH rahatsızlığının ilerleyen aşamalarında aşırı kilo kaybı ve şiddetli baş ağrıları görülebilmektedir. Uzman doktorun uygulayacağı testler ile tanı koyulması mümkündür. Takip eden dönemde tedavi süreci başlatılır.

Hangi Bölüm Bakar

Akciğer rahatsızlıkları ile ‘Göğüs Hastalıkları’ bölümü ilgilenmektedir. Şikayetiniz olduğu takdirde göğüs hastalıkları bölümünden randevu alarak uzman doktora görünmeli ve gerekli testlerin yapılmasına olanak sağlamalısınız. Akciğer rahatsızlıkları ile ilgili oluşabilecek olumsuz gelişim ilerleyen dönemde hayati riski beraberinde getirir ve ölümle sonuçlanan birçok akciğer rahatsızlığı mevcuttur.

Akciğer rahatsızlıklarının tamamında uzman doktorlar test uygular. Eğer belirtiler ve şikayetler ciddi düzeyde ise uygulanan bu testler sonucunda rahatsızlık ile ilgili detaylı veriler elde edilir. Fakat ilk aşamada hastanın steteskop ile muayene edildiği eğer ciddi bir sorun varsa testlere tabi tutulduğu gözlemlenmiştir. Hastanın şikayeti dinlenirken aynı zamanda yaşanan belirtiler uzman doktorun ne yapması gerektiğine karar vermesini sağlar.

Akciğer rahatsızlıklarının türüne göre farklı tedavi şekilleri mevcuttur. Test sonuçlarına göre elde edilen veriler doğrultusunda uzman doktor tedavi yöntemlerini belirler. Akciğer iltihabında ilaç ile tedavi yöntemi uygulanırken akciğer kanseri rahatsızlığında kemoterapi ve radyoterapi tekniği uygulanabilmektedir. Bununla birlikte KOAH rahatsızlığının tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Çünkü KOAH kronik bir rahatsızlıktır. Yakından takip edilerek hastaya ne yapması gerektiği konusunda bilgi verilir.

Genel Tanıtım

Sırt Ağrıları

Yapılan çalışmalar yaklaşık olarak her 5 kişiden birinin hayatı boyunca sırt ağrısı problemi yaşadığını göstermektedir. Çoğunlukla kas kaynaklı problemler nedeniyle oluşan sırt ağrısı daha ciddi hastalıkların da habercisi olabilmektedir.

Nedenleri

Sırt Ağrısının Sebepleri:

Sedanter Yaşam

Sırt ağrılarının büyük çoğunluğu sedanter yaşam tarzı olarak adlandırılan, düzenli spor ve egzersizin hayatımızın bir parçası olmamasına bağlıdır. Kötü postür (duruş), masa/bilgisayar başında uzun süreli oturmalar, kondisyon eksikliği ve sırt kaslarının güçsüzlüğü ağrıları beraberinde getirebilir.

Yaralanmalar

Spor yaralanmaları ve trafik kazaları ve benzer yaralanmalar ikinci sıklıkla sırt ağrısının sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaslarda ezilme ve gerilme tarzı basit yaralanmalardan çeşitli kırıklara kadar geniş bir yelpazedeki hasarlara bağlı ağrılar oluşabilir. Bu tarz yaralanmalara sinir hasarları eşlik edebilir veya ileri dönemde sinir hasarı gelişmesi için risk taşıyabilir.

Fibromiyalji

Fibromiyalji günümüz toplumlarının yaşam koşullarına bağlı olarak gelişen sırt dışında kürek kemikleri, omuzlara da yayılabilen ve yaygın vücut ağrısı yapabilen sık görülen bir hastalıktır. Stres, kaygı ve benzeri faktörler de fibromiyaljiyi artırabilir. Sabah tutukluğunun eşlik etmesi, soğuk ve nemli havalarda artması, yorgunluğu beraberinde getirmesi, konsantrasyon güçlüğü ve baş ağrılarının da eşlik etmesi nadir değildir. Bu şikayetleri hepsi aynı anda görülmeyebilir ve belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Her cinsiyette ve her yaşta görülebilir. Nedeni kesin olarak bilinmemektedir.

Sırt fıtığı

Omurlar arasındaki yastıkçıklar olan disklerdeki fıtıklar daha sıklıkla boyun ve belde görülür. Daha az sıklıkla sırt bölgesinde de fıtık olabilir. Fıtık oluştuğu bölgeye göre bir sinir köküne baskı yaparak göğüs duvarında belirli bölgelerde kuşak tarzı ağrılar veya karıncalanmalara neden olabilir. Eğer oluşan fıtık omuriliğe baskı yapacak olursa yürümede zorluk ve yürüme mesafesinde kısalma görülebilir.

Kemik Erimesi

Kemiklerdeki mineral yoğunluğunun azalması nedeniyle daha kolay kırılır hale gelmesidir. Bu kırık en sıklıkla omurlarda meydana gelir. Omurlardaki bu çökme kırıkları sırt ağrısı sebebi olabilir. Her iki cinste de görülebilmekle birlikte kadınlarda daha sık görülür.

Romatizmal hastalıklar

Kemik ve eklemlerin çevresindeki bağ dokularından köken alan ve kemik-kas-eklem ağrıları ile kendini gösteren hastalıklar grubudur. Ankilozan spondilit ve benzeri bazı romatizmal hastalıklar omurgayı da etkileyerek sırt ağrılarına sebep olabilir. Genel kanının aksine sadece ileri yaşta görülen yaşlılık hastalığı değildirler. Romatizmal hastalıklar her yaşta görülebilir.

Deformite (Skolyoz, kifoz vb)

Nedeni bilinmeyen skolyoz genel olarak ağrı sebebi değildir. Cerrahi gerektirmeyen orta derecedeki eğriliklerde yaş ilerledikçe eklem dejenerasyonunun da eklenmesiyle sırt ağrısı sebebi olabilir.

Scheuermann hastalığında ise kifoz açısı 60-75 derecelere ulaştığında, formda olmayan kişilerde ağrı sebebi olabilir. Gün boyunca vücudu dik tutmak için çalışan kaslarda yorgunluk ağrısı tarzında ağrılar gelişir.

Tümörler

Omurgaya ait kemik veya sinir yapılardan kaynaklı iyi ve kötü huylu tümörler sırt ağrısı yapabileceği gibi meme, akciğer, prostat vb tümörler de omurgaya yayılım göstererek sırt ağrısı yapabilirler. Gece ağrısı olarak ortaya çıkması ve istirahat ile geçmemesi önemli özelliklerindendir. Ateş, kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtiler de eşlik edebilir.

Dejeneratif değişiklikler

Yaşla birlikte omurlar arasındaki eklemlerde ve disklerde bozukluklar ve kireçlenmeler meydana gelir. Diskler sıvı içeriklerini kaybederek bombeleşmeler oluşturabilirler. Bu değişiklikler sırt ağrılarına neden olabilir. Eklem, kemik ve disklerdeki bu değişiklikler omurilik için var olan alanı daraltarak dar kanala neden olabilir ve sinir ağrılarına neden olabilir.

Yansıyan Ağrılar

Sırt ağrıları, ayrıca sırt bölgesindeki kas ve kemikler dışında, vücudun çeşitli bölgelerindeki organlardan kaynaklanan ‘yansıyan ağrılar’ nedeniyle de oluşabilir. Bu gibi durumlarda sırt ağrınız, aslında akciğer hastalıkları, kalp hastalıkları, mide problemleri ve benzeri durumların habercisi olabilir.

Diğer sebepler

Çeşitli metabolik ve mikrobik durumlar da sırt ağrısı sebebi olabilirler.

Tanı Yöntemleri

Kırmızı Bayrak Bulguları:

Kırmızı bayraklar olarak adlandırılan aşağıda sıralanmış bulgular, sırt ağrınızın ‘basit’ bir sırt ağrısı olmadığının habercisi olabilir. Kırmızı bayrakların varlığında doktorunuza başvurarak sırt ağrınızın altta yatan sebebini araştırmanız özellikle önem taşımaktadır.

20 yaştan önce ve 50 yaştan sonra başlayan ağrılar

Sürekli olan, ilerleyen ve şiddetli olan ağrılar

İstirahat ve postürel düzenlemelere rağmen azalmayan ağrılar

Ateş, döküntü, kızarıklık, kilo kaybı gibi bulguların eşlik etmesi

Gece, özellikle uykudan uyandıran ağrıların olması

Sabah sertliğinin eşlik etmesi ve uyandıktan hemen sonra hareket etmede zorlanma

Yapısal deformite ve şekil bozukluğunun eşlik etmesi

Bacaklarda güç kaybının eşlik etmesi

Sırt ağrısının başlangıcından hemen önce geçirilmiş bakteriyel hastalık hikayesinin olması

Kemik erimesi olan kişilerde ağır kaldırma ve zorlanma gibi basit travmalar sonrası başlayan ağrılar

Geçmeyen Sırt Ağrısı

Her 5 kişide bir görülen sırt ağrısı kalıcı olduğunda, başka önemli hastalıklara işaret ediyor olabilir.

Sırt ağrıları kimi zaman kas incinmesi gibi basit bir nedenle oluşabilir. Kimi zaman ise fibromiyaljiden osteoporoza kadar pek çok ciddi hastalığın habercisi olabilir. Bu nedenle, özellikle sabit bir bölgede ve sürekli devam eden sırt ağrıları mutlaka ciddiye alınmalı.

Sırt ağrısının nedenleri skolyoz ve kifoz gibi omurga eğrilikleri, kalp rahatsızlıkları, tüberküloz, mide, yemek borusu, safra kesesi ve pankreas bezinin hastalıkları veya tümörleri olabilir. Ayrıca omurga tümörleri de sırt ağrısı nedenlerindendir.

Vücutta kansere bağlı tümörlerin vücudun diğer bölgelere yayılımı (metastaz) sırtta ağrı olarak hissedilebilir. Meme, akciğer, prostat gibi tümörler omurgaya yayılım göstererek sırt ağrısı yapabilirler. Gece ağrısı olarak ortaya çıkması ve istirahat ile geçmemesi önemli özelliklerindendir. Ateş, kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtiler de eşlik edebilir.

Nadir görülen sırt fıtığı, fizik tedavi uygulamalarına karşı geçmiyorsa veya ilerleyici nörolojik bulgular varsa ameliyat gerekebilir.

Sırt Ağrısı Ne Zaman Ciddiye Alınmalıdır?

Sırt ağrısı 2-3 günden fazla sürüyor ve şiddeti artar pozisyondaysa doktora başvurmak gereklidir. Kırmızı bayraklar olarak adlandırılan aşağıda sıralanmış bulgular, sırt ağrınızın ‘basit’ bir sırt ağrısı olmadığının habercisi olabilir. Kırmızı bayrakların varlığında doktorunuza başvurarak sırt ağrınızın altta yatan sebebini araştırmanız özellikle önem taşımaktadır.

Hamilelikte Sırt Ağrısı

Hamileliğin ikinci 3 ayından itibaren göbeğin büyümesiyle vücudun ağırlık merkezi öne kayıyor ve buna bağlı bel ve sırt ağrıları başlıyor. Hamilelikte hormonların etkisiyle eklemlerde ve kaslarda gevşeme, özellikle ilerleyen hamilelik haftalarında postür (duruş) değişiklikleri de bel ağrılarına neden olabiliyor. Yürüyüş, eğilme ya da yük kaldırma hareketlerinin ardından hafif dereceli ağrı hissedilebiliyor. İlerleyen hamilelik haftalarında sırt ve bel ağrısının şiddeti artıyor. Bazı kadınlarda hamilelik sonrası da kalıcı şikayetler devam edebiliyor. Toplumda bel sağlığı için sert yatakta yatılması gerektiğine yönelik yanlış bir inanış olsa da sert yatakta yatmak sırt ve bel ağrılarına yol açıyor. Hamilelik döneminde vücudun şeklini alabilen ve bele destek veren yatakları tercih etmekte fayda var.

Hamilelikte Geçmeyen Sırt Ağrısını Dikkate Alın

Sırt ağrısı aynı zamanda erken doğum belirtisi olabilir. Sırt ağrısı ile birlikte kanama olması, idrar yaparken yanma ve ateş şikayetlerinin olması altta yatan başka bir hastalığın belirtisi olabiliyor. Eğer 2 haftadan uzun süren şiddetli sırt ağrısı varsa ihmal edilmemesi gerekiyor. Hamilelikte bel ağrıları da sık görülüyor ama ancak önemsiz sayılmaması gerekiyor. Belin daha aşağında olan yoğun bir ağrı erken doğumun habercisi olabiliyor. Çok şiddetli bel ağrısı ya da vajinal kanamanın eşlik ettiği güçlü bir ağrıyı ciddiye alarak doktorunuza haber vermelisiniz.

Tedavi Yöntemleri

Sırt Ağrısından Korunmak İçin Neler Yapılabilir?

Öncelikle masa başı çalışanlarının risk altında olduğu unutulmamalıdır. Bilgisayar başında çalışıyor iseniz, ofis ergonomisi olarak adlandırılan önlemler alınmalıdır. Sırtı yüksek, bel boşluğunuzu dolduran sandalyeler tercih etmeli, bilgisayarın ekranını göz hizanıza yerleştirmelisiniz. 1, 5-2 saatte bir beş-on dakika süreyle masa başından kalkmalı ve yürüyerek ‘aktif dinlenme’ yapmalısınız.

Stresten kaçınmak ve aşırı kilo alımının önüne geçmek de sırt ağrılarından korunmakta önemlidir.

image

Spor ve egzersiz yapmamak, kondisyonunuzun düşük olmasına, sırt ve karın kaslarınızın zayıflamasına neden olacaktır. Bu durum sizi sırt ve bel ağrıları için aday haline getirebilir. Fakat, hiç spor yapmamak kadar, tüm hafta boyunca işte ve evde sedanter bir hayat geçirerek hafta sonu tek bir gün, aşırı ve yarışmalı spor yapmak da yaralanma riski açısından riskli olabilir. Bu durum yurt dışında ‘hafta sonu savaşçıları’ (weekend warrior) ismiyle bilinir.

Tavsiye edilen, spor ve egzersizi günlük yaşamınız bir parçası haline getirerek haftada en azından 3 ila 4 gün düzenli spor yapmanızdır. Düzenli germe, kuvvetlendirme ve aerobik egzersiz yapmak, belli aralıklarla tek bir aşırı egzersiz yapmaktan daha iyidir. Düzenli yapacağınız spor sadece tempolu yürümeden ibaret olabileceği gibi, koşma, yüzme, yoga vb sporları da içerebilir. Kondisyonunuzun artması, sırt ve karın kaslarınızın güçlenmesi ayrıca daha iyi bir duruşa sahip olmanız konusunda da yardımcı olabilir.

Sırt Ağrılarından Korunmak İçin 9 Temel Öneri:

Sırt Ağrılarından Korunmak İçin 9 Temel Öneri

Sırt Ağrısı Egzersizleri

1- Ters kol, ters bacak uzatma

image

Ters kol, ters bacak uzatma

Elleriniz omuzlarınızın altında, dizler kalçanın hizasında masa pozisyonu alın. Bir kolunuzu omuz hizasına kaldırın, çapraz bacağınızı ise geriye doğru kaldırın. Kolunuz ve ters bacağınız eşit düzleme gelince iki tarafa doğru uzanmaya çalışın.

5-10 saniye bu şekilde kalarak başlangıç pozisyonuna dönün. Hareketi diğer kol ve bacakla tekrarlayın. İki şekilde de boynunuzun omurganızla aynı düzlemde olmasına dikkat edin.

2- Dizleri göğse çekerek esneme

image

Dizleri göğse çekerek esneme

Dizlerinizi bükün, ayaklarınızı birbirine paralel yere basarak sırtüstü uzanın.

Bir dizinizi iki elinizle tutarak göğsünüze çekin ve 15-30 saniye boyunca nefes alıp vererek bu pozisyonda sabit durun. Diğer dizinizle de aynı şekilde tekrarlayın.

Şimdi iki dizinizi aynı anda ellerinizle göğsünüze doğru çekin ve aynı sürede sabit durun.

3- Oturarak sırt açma

image

Oturarak sırt açma

Bu basit ama etkili egzersizi otururken ya da gün içinde ihtiyaç duyduğunuzda yapabilirsiniz. Dik oturun ve omuzlarınızı aşağı doğru salın, boyunuzu kasmadan rahat bırakın.

Bu pozisyondayken dirsek uçları yanlarda olacak şekilde iki avucunuzu göğsün ortasında birleştirin. Bu şekilde nefes alıp vererek 15-30 saniye sabit kalın.

4- Sırtın alt bölgesini esnetme

image

Sırtın alt bölgesini esnetme

Dizlerinizi büküp, ayaklarınızı paralel şekilde yere basıp uzanın. Omuzlarınızı yerde sabit tutun ve dizlerinizi sağa düşürün, 5-10 saniye bu şekilde sabit kalın.

Dizlerinizi ortaya getirip başlangıç pozisyonuna dönün. Şimdi dizlerinizi sola düşürün ve aynı sürede esneyin.

5- Köprü

image

Köprü

Dizleriniz bükülü, kollarınız kalça hizasında yanlarda, sırtüstü uzanın.

Nefes verirken, boyun ve omuzları yerde rahat bir şekilde tutarak ve karın-kalça kaslarınızı sıkın. Sonra vücudunuzu kuyruk sokumundan başlayarak omuzlarınızdan dizlerinize düz bir çizgi oluşacak şekilde yukarı doğru kaldırın. Üç derin nefes boyunca bu pozisyonda kalmaya çalışın.

Nefes alın, verirken sırt omurlarından başlayarak gövdenizi yere indirin. Her gün beş tekrarla başlayın ve zamanla tekrar sayılarınızı artırın.

6- Kedi esnemesi ve deniz kabuğu esnemesi

image

Kedi esnemesi ve deniz kabuğu esnemesi

Masa pozisyonu alın. El bilekleri omuz hizasında, dizler kalça hizasında olmalıdır. Boynuzu kasmayın ve rahat bırakın, boynunuz omurganız ile aynı çizgide olmalıdır.

Sırtınızın ve karnınızın aşağı doğru sarkmasına izin verin. Nefes verirken yavaşça karnınızı içeri çekin ve sırtınızı bir kubbe gibi tavana doğru yükseltin. Başlangıç pozisyonuna dönün.

Daha sonra kollarınızı gergin şekilde öne uzatın, kalçanızı topuklara doğru kaydırmaya çalışın.

Alın yerdeyken boynunuzun rahat olmasına dikkat edin.

Eller yere yayılmaya devam ederken nefes verişlerde vücudun ağırlığı yere doğru aksın. 15 saniye bu pozisyonda kalın.

Elleriniz ve dizleriniz üzerinde doğrularak başlangıç pozisyonuna gelin ve yavaş hareketlerle nefesinizle birlikte tüm seriyi beş kez tekrarlayın.

* Eğer sırtınızdan daha önce yaralandıysanız veya osteoporoz gibi başka bir sağlık sorununuz varsa mutlaka doktorunuza danışın.

Sırt Ağrısı Nasıl Geçer? Sırt Ağrısı Tedavisi

Sırt ağrısı tanısı konduktan sonra eğer altta yatan başka hastalığınız yoksa, sırt ağrınız omurgadan ya da kas grubundan kaynaklanıyorsa ilk başta pozisyonu düzeltmek, sıcak uygulamalar yapmak ve gerekirse ilaç tedavileri tercih edilir.

Pozisyonunuzu düzelttiğinizde 2-3 haftalık süreçte ağrınız düzelecektir.

Hamilelikte Sırt Ağrısı Nasıl Geçer?

Hamilelikte aşağı doğru hareket ederken belden eğilmek yerine diz eklemlerinizi kullanarak çömelin.

Sırt kaslarınızı güçlendirecek egzersizler uygulayın. Günlük 30-40 dakika yürüyüş, yoga ve yüzme gibi aktiviteleri düzenli yapmayı ihmal etmeyin. Yürüyüş ve suda yapılan hafif egzersizler gibi düzenli fiziksel aktivite yapılması da sırtı güçlendiriyor ve ağrıların azalmasını sağlıyor.

Otururken belinizi destekleyen yastık kullanmaya çalışın.

Yüksek topuklu ayakkabılardan kaçınarak ortopedik destekli, az topuklu ayakkabılar kullanın.

Küçük objeleri kaldırırken bacaklardan destek alınmalı, sırta ya da bele yüklenilmemeli.

Uzun süre ayakta durmayın.

Çok sert veya yumuşak yatak tercih etmeyin.

Doktorunuza danışarak hafif ağrı kesici ilaç kullanabilirsiniz.

Sıcak uygulama yapın ve istirahat edin.

Ссылка на основную публикацию
Похожие публикации