Андрей Смирнов
Время чтения: ~29 мин.
Просмотров: 0

Kalça eklemi bursit belirtileri, tanı, halk ilaçları ile tedavi, ilaç, fotoğraf

image

Kalbin sağ ve sol odacıklarını ayıran septumda delik olması sonucudur. Kalpte delik kanın delikten geçerek kanın akciğerden tekrar tekrar geçmesine, kalbin iş yükünün artmasına neden olur.

Kalpte Delik Tipleri

Defekt olarak ta adlandırılan kalpte delik tek başına olduğu gibi bazende daha kompleks doğumsal kalp hastalıklarında diğer anomalilerle birlikte bulunur. Aşağıda sık görülen kalpte delik örnekleri yer almaktadır.

Atrial Septal Defekt (ASD)

ASD kalbimizin sağ ve sol üst odacıkları (atrium) arasında kalpte delik olmasıdır. Kan sol atriumdan geçerek sağ atriumdaki kanla karışır. ASD ‘lerin bir kısmı kendiliğinden kapanır. Ancak orta ve geniş ASD girişimsel ya  da cerrahi yöntemle kapatılır.

Ventriküler Septal Defekt (VSD) | En Sık Kalpte Delik

VSD kalbin alt odacıkları arasında, kalpte delik olmasıdır. VSD nedeniyle akciğerden gelen kanın bir kısmı kalp kasıldığında vücuda gitmek yerine tekrar akciğere pompalanır. Küçük VSD’ler çoğunlukla kendiliğinden kapanır. Büyük VSD ise ameliyatla bazıları ise girişimsel olarak kapatılır.

Komplet Atrioventriküler Septal Defekt (AVSD)

Bu en ağır kalp deliğidir. Kalpte delik her 4 odacığı da ilgilendirir. Oksijenden zengin kan doğru yere ulaşmasında sorun yaşanır. AVSD sadece cerrahi olarak ve yamayla tedavi edilir. Bazı durumlarda birden fazla ameliyat gerekebilir.

Fallot Tetralojisi

Bazen kalpte delik olduğu halde daha başka doğumsal kalp hastalıkları da beraberinde olabilir. Fallot tetralojisinde 4 ayrı defekt bir aradadır. Bunlar geniş VSD, sağ ventrikül hipertrofisi, VSD üzerinde yer değiştiren aort damarı ve akciğer damarına kan pompalanmasına engel oluşturan Pulmoner kapak darlığıdır.

Patent Duktus Arteriozus (PDA)

PDA basit anlatımla aort damarında kalpte delik olmasıdır. Anne karnında iken bu deliğin görevi bebeğin akciğerini bypass etmektir. Kan bebeğin akciğerine uğramadan anneden gelen oksijenlenmiş kanın doğrudan bebeğin vücuduna gönderilmesini sağlar. Doğar doğmaz bebek kendi akciğerini kullanır ve deliğe ihtiyaç kalmaz ve kapanır.

Bu kalpte delik ya da damarsal yapı kapanmaz ise patent duktus arteriozus (PDA) denir.

Kompleks Kalp Hastalıkları

Tek ventrikül, büyük arter transpozisyonu, triküspit atrezisi gibi bir çok doğumsal kalp hastalığında aynı zamanda VSD, ASD gibi kalpte delikte vardır.

Kalpte Delik Neden Olur?

Kesin nedeni bilinmemekte birden çok etkenin rol oynadığı (multifaktöriyel) düşünülmektedir. Hem çevresel hem de genetik etkileşim olduğu kabul edilir. Down sendromu, Turner sendromu gibi genetik hastalıklarda önemli oranlarda konjenital kalp hastalığı saptanır. Gebelik kontrolsüz diyabet, gebelikte bazı ilaçların kullanımı riski arttırır.

Kalp Delik Belirtileri Nedir?

Bebeklerde ve çocuklarda kalpte delik belirtileri çocuğun yaşına ve kalpte deliğin tipine ve boyutuna göre farklılık gösterir. Bazen kalpte delik belirtileri çok belirsiz ve siliktir. Yıllarca fark edilemez ve erişkin yaşta tanı alır. Bazense yaşamın ilk günlerinde kalpte delik belirtileri başlar. Morarma, emerken yorulma , iyi emmeme, sık nefes alma, tartı alamama, aşırı terleme, büyük çocuklarda efor kapasitesinde azalma, çabuk yorulma, göğüs ağrısı, bayılma, çarpıntı yakınması olabilir.

Kalp Delik Tanısı Nasıl Konur?

Kalpte delik varsa doktor rutin muayenesinde en dikkati çeken bulgu üfürüm duyulmasıdır.

Bazen ise kalpte delik belirtileri dikkati çeker ve çocuk kardiyolojisi uzmanına sevk edilir. Tanı sürecinde ilk basmak en önemli araçlar elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografidir (EKO). Kalpte delik var olup olmadığı, ne tip olduğu, kalbin neresinde olduğu, boyutu ve dolaşıma etkileri gibi birçok soruya EKO ile yanıt bulunur.

Kalpte Delik Tedavisi

Her delik tedavi edilmez. Küçük delikler klinik olarak sorun yaratmaz. Delik büyükse kalp yetersizliği gelişir. Tıbbi tedavi ile yani ilaç verilerek kalbin fonksiyonları desteklenir. İyi gelişmeyen bebeklerin beslenmesi yüksek enerji mamaları ile takviye edilir. Büyük delikler tedavi edilmez ise zamanla akciğer damarında tansiyon yükselmesi yani Pulmoner hipertansiyon gelişmesine neden olur. Pulmoner hipertansiyon uzun sürdüğünde akciğer damarlarında geriye dönüştürülemez hasara neden olur. Eisenmenger sendromu denilen bu durum geliştiğinde ve ameliyat olma ihtimalide ortadan kalkar.

Tedavi başlıca 2 yöntemle uygulanır. Bunlar ameliyatla ve ameliyatsız yöntemleridir.

Ameliyatla kapama açık kalp ameliyatıdır. Büyük delikler yama dikilerek kapatılır. Kalpte Ameliyatsız kapamada ise kalp durdurulmadan, kateter kullanılarak yapılır. Hasta işlemden 1-2 gün sonra taburcu olur. Deliğe yerleştirilen cihazın üzeri bir süre sonra vücudun kendi dokusuyla kaplanır.

Günümüzde özellikle sekundum tip ASD çoğunlukla girişimsel olarak ameliyatsız kapatılmaktadır. Ameliyatsız kapama yönteminde defekti kapatmak için kullanılan cihaz, kateterle kalbe ilerletilir ve defekti kapatacak şekilde yerleştirilir.

Ameliyatsız ASD kapatma yazısını okumak için tıklayınız

Ameliyatsız VSD kapatma tedavisini okumak için tıklayınız

http://www.fizikon.com/

Kalça bozuklukları, uzun süreli ve ağır fonksiyonel sakatlığın, en önemli ve sık nedenleri arasındadır. Vücudun başka bölgelerindekinden farklı olarak, kalça patolojileri bebeklik, çocukluk, gençlik ve özellikle ileri yaşlılık gibi hayatın her döneminde görülebilir.

Kalça ağrısı sebepleri nelerdir? Osteoartroz (kireçlenme), artritler (seronegatif poliartritler, romatoid artrit, enfeksiyöz artritler), tümörler, metabolik kemik hastalıkları (osteomalazi, osteoporoz), yumuşak doku bozuklukları (bursit, tendinit), çocukluk çağı hastalıkları (geçici sinovit, juvenil kronik artrit, Legg-Perthes hastalığı), fasia lata fasiiti, piriformis sendromu, meraljia parestetika, osteitis pubis, başka yerlerden kalçaya yayılan ağrılar

Koksartroz (kalça kireçlenmesi) Çoğunlukla semptomlar ileri yaşlarda ortaya çıkar. 55 yaşın üzerindekilerin %5’inde koksartroz bulunur ve bunların yaklaşık yarısı cerrahi girişim gerektirir. Koksartrozun ana belirtisi ağrıdır. Başlangıçta sinsi, künt bir ağrı vardır. Ağrı kabada, kasık ve uylukta hissedilir. Ağrı dize vurulabilir ve sadece diz ağrısı ile ortaya çıkabilir. Hastalık ilerledikçe artar. Kalça üzerine yüklenmeyle şiddetlenir. Ağrı istirahatta da olur ve gece uyandırabilir. İstirahat ağrısı koksartroz için karakteristiktir. Hastalığın aktif ve ileri dönemlerinde oturma, kalkma ve merdiven çıkma oldukça zordur. Tedavi için şişman hastaların zayıflaması önerilir. Baston ve koltuk değneği de kalça üzerindeki yükün bir kısmını alır. Yumuşak tabanlı ayakkabılar yükün absorbsiyonunu artırarak semptomları hafifletir. Hastalar ayakta durmaktan ziyade iskemlede oturarak çalışmalı, çömelme ve diz çökmeden kaçınmalıdır. Hafif ve orta derecedeki koksartrozun tedavisinde PRP, ozon ve fizik tedaviden yararlanılır. Yürüyüşler istirahat periyodları ile yapılarak semptomlar azaltılır ve daha uzun mesafe gidilebilir. Ağrı kesici ve kas gevşeticiler ağrıyı azaltmakla birlikte uzun süre kullanıldıkları zaman dejeneratif değişiklikleri daha fazla ilerletebilirler. Konservatif tedaviye rağmen ağrısı geçmeyen, eklem kontraktürünün günlük yaşamı etkilediği, 60 yaşın üzerindeki olgularda uygun cerrahi girişimlerle iyi sonuçlar alınmaktadır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Kronik Ağrılara Girişimsel Yöntemle Tedavi

Bursit Bursa, eklem çevresindeki içinde sıvı olan keseciklerdir. Bursalar sürtünmeyi azaltırlar. Kalça eklemi çevresinde çok sayıda bursa vardır. Bursanın iltihabına bursit denir. Bursa içindeki sıvı anormal derecede çoğalır. Kalça çevresinde ağrı olur ve ağrı hareketle artar. İltihaplı bursa üzerine bastırıldığında ağrı şiddetlenir. Akut dönemde soğuk, kronik dönemde yüzeyel ve derin sıcak uygulanır. Ağrı kesici ilaçlar yeterli iyileşmeyi sağlayabilir. Dirençli olgularda lokal kortikosteroid enjeksiyonları yapılır.

Osteonekroz (avasküler nekroz) Osteonekroz kan azalması sonucu kemik ve komşu kemik iliğinde hücre ölümüdür. Avasküler nekroz ve aseptik nekroz adları da verilir. Osteonekrozun en yaygın ve ciddi tutuluş yeri uyluk kemiği başıdır. Hastalık erkeklerde kadınlardan çok daha sıktır. Olguların çoğu 50 yaşın altındadır. Birçok olguda hastalık tümüyle asemptomatiktir. Yani hastanın hiçbir şikayeti yoktur. Tanı çoğu kez bir başka nedenle grafi çekildiği zaman konur. Bazı hastalarda, radyografik değişiklikler görülmeden önce haftalar ve aylarca süren ağrı yakınması olabilir. Ağrılı olgularda, ağrı en sık kasıkta duyulur, ayrıca kabaya, uyluk iç yüzüne ve hatta dize vurabilir. Genellikle ağırlık binince ağrı artar, fakat çoğu zaman istirahatta da devam eder. Daha sonraları topallama ve hareket kaybı başlar. Erken dönemlerde hastalık geriye dönebildiğinden ilaç tedavisi denenebilir. Koltuk değneği kullanarak, hasta kalça üzerindeki yük, en az 4-8 hafta kaldırılmalıdır. Ağrı için analjezikler verilir. Magnetik alan, ozon ve PRP tedavisi denenebilir. Erken dönemde yapılacak dekompresyon ameliyatı basıncı azaltır ve kan dolaşımını düzeltir. Böylece ameliyattan hemen sonra ağrı azalır veya tamamen kaybolur.

Legg-Perthes Hastalığı Çocuklarda uyluk kemiği başının osteonekrozudur. En sık 3-12 yaş arasında görülür. Erkek çocuklarda kızlardan yaklaşık dört kat fazladır ve en çok 5-8 yaşlarında rastlanır. Legg-Perhes hastalıklı çocukların ekserisi topallar. Hastalar sızı diye tanımladıkları kasık, uyluk ve dizin iç yüzündeki ağrıdan yakınabilirler. Ağrı hareketle, yürüme ve koşmayla artar, istirahatla azalır. Birçok çocuk ağrıdan şikayet etmeden önce topallayarak yürüdükleri için topallama en önemli erken bulgudur. Legg-Perthes hastalığında tedavinin amacı uyluk kemiği başının deformitesinin önlenmesidir. Tutulumu az olan daha küçük çocuklarda semptomatik tedavi, yarışma sporlarının ve uyluk kemiği başına aşırı yük bindirecek aktivitelerin sınırlandırılmasıdır. Semptomlar şiddetlendiği zaman 1-2 hafta süreyle koltuk değneği ve geceleri evde traksiyon uygulanabilir. Çocuklar ayda bir klinik olarak, 2-3 ayda bir radyografik olarak izlenmelidir. İlerlemiş olgularda cihazlama veya alçılama, cerrahi tedavi yapılır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Dirsek Ağrısı Sebepleri Nedir, Nasıl Tedavi Edilir?

Adduktor tendinit Bacakları açarak yapılan sporla uğraşanlar adduktor tendinite daha yatkındır. Özellikle bu sporlardan önce ısınma egzersizlerini yeterince yapmayan kişilerde görülür. Kalça ve uyluk iç yüzünde hissedilen ağrı tipiktir. Tedavi akut dönemde istirahat ve buz uygulamasından ibarettir. Gerekirse ilaçlar ilave edilir. Ağır olgulara koltuk değneği verilmelidir. Akut dönemden sonra fizik tedavi uygulanır. Dirençli olgularda lokal kortikosteroid enjeksiyonu yapılır.

Genel Tanıtım

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) solunumla akciğerlere alınan havanın kolay bir şekilde dışarı verilememesi şeklinde açıklanabilecek bir akciğer hastalığıdır. Bu duruma neden olan iki süreç kronik bronşit ve amfizemdir.

Solunumla beraber, solunum havasındaki oksijenin kana geçtiği, kandaki karbondioksitin ise dışarı çıktığı yer solunum yollarının nihayetindeki alveol denilen keseciklerdir. Kronik bronşit, alveollere giden ve bronş adı verilen hava yollarının iltihaplanarak daralmasıdır.

Amfizem ise bu hava yollarının ve keseciklerin parçalanması ve genişlemesi manasına gelmektedir. Sonuç olarak solunumda alınan hava alveollere iletilemez ve akciğerde kısıtlanarak kalır. İşte bu duruma KOAH adı verilir.

KOAH’ ın akciğerde yarattığı değişiklikler diğer hastalıklara da sebep olabilmektedir. Bu yüzden KOAH hastası olan kişilerde bu hastalığa Amfizem ve kronik bronşit gibi tanılar da eşlik edebilir. KOAH hastalarının daha sık yakalandığı hastalıklar arasında koronavirüs belirtileri enfeksiyonu da bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda KOAH’ a sahip olan hastaların bu virüse daha fazla maruz kaldığıdır.

Nedenleri

KOAH’ın en önemli nedeni olarak sigara içiciliği gösterilmektedir. KOAH, dünya çapındaki en yaygın hastalıklardan biridir. KOAH’ın ilerlemesi günlük içilen sigara sayısına bağlı olarak değişiklik gösterebilir.

KOAH eskiden erkeklerde daha sık görülürdü. Fakat günümüzde kadınlarda da, sigara tüketiminde artışla beraber, sıklıkla görülen hastalıklar arasındaki yerini aldı. KOAH’ın meydana gelmesini sağlayan diğer nedenleri ise şöyle sıralanabilir;

  • Mesleki deformasyon (maden ve metal işçiliği, ulaşım sektörü, odun ve kağıt imalatı, çimento, tahıl ve tekstil işçiliği gibi…)
  • Genetik hastalıklar 
  • Hava kirliliği 
  • Yaş ve cinsiyet

Belirtiler

KOAH kalıcı akciğer hasarı oluşuncaya dek genellikle belirtilere sebep olmaz. Ancak, belirtiler ortaya çıktıktan sonra, hastalığa neden olan sigara gibi faktörler ortadan kaldırılmazsa, zaman içerisinde sürekli olarak kötüleşir.

KOAH Belirtileri Arasında Şunlar Olabilir:

  • Özellikle fiziksel aktiviteler sırasında nefes darlığı
  • Hırıltı
  • Nefes darlığı
  • Göğüste sıkışma
  • Beyaz, sarı veya yeşil renkli olabilen balgam
  • Siyanoz (özellikle ağız, göz ve tırnak çevresinde ciltten mavimsi bir renk)
  • Sık solunum yolu enfeksiyonları
  • Yorgunluk
  • Halsizlik
  • Depresyon
  • İstenmeyen kilo kaybı (ileri aşamalarda)
  • Ayak bileklerinde, ayaklarda veya bacaklarda şişme

Tanı Yöntemleri

KOAH tanısı kişinin muayenesi sonrası şikayetleri de göz önünde bulundurularak konulmaktadır. KOAH tanısı için hekiminiz tarafından birden fazla test önerilebilir. Bu testlerden bazıları; Akciğer röntgeni, kan sayımı, biyokimya, arteryal kan gazı tayini, solunum testi ve hekim tarafından gerekli görülmesi durumunda tomografi çekimidir.

Solunum fonksiyon testi (spirometri) KOAH tanısının kesinleştirilmesinde kullanılan bir tetkiktir. Uzun dönemli nefes darlığı, öksürük ve balgam şikayeti olan, sigara kullanma öyküsü bulunan hastaların solunum hacimleri ve havanın solunma hızı tespit edilerek KOAH tanısının konmasında ve diğer akciğer hastalıklarından ayrıştırılmasında büyük önem taşımaktadır.

Akciğer röntgeni ile kan tetkikleri, özellikle bir akciğer enfeksiyonu şüphesinde kullanılmaktadır. Arteryal kan gazı ise solunum yetmezliği durumunda, yetmezliğin seviyesini ve türünü saptamak için kullanılmaktadır.

Tedavi Yöntemleri

KOAH’ta oluşan akciğer hasarı bir defa meydana geldikten sonra iyileştirilebilir veya geri döndürülebilir değildir. Fakat yapılan tedaviler, hastalığın belirtileri hafifletilebilir, hastalığa bağlı komplikasyonlar ortadan kaldırılabilir veya hızlı seyreden hastalığın yavaşlamasına yardımcı olabilir.

Tedavisi yapılmayan KOAH hastaları ise, hastalık ilerledikçe günlük hareketlerini bile yapamaz ve bir süre sonra yatağa bağlı duruma gelebilirler. KOAH teşhisi konulan kişi eğer sigara kullanıyorsa, en kısa zamanda sigarayı bırakması gerekmektedir. Sigaranın bırakılması, akciğer hasarının artışını durduracağı gibi, kişinin daha rahat nefes almasını sağlayacaktır.

KOAH hastalığının 4 ayrı evresi bulunmaktadır. Bunlar; hafif, orta, ağır ve çok ağır olarak geçer. KOAH hastalığının evresine ve kişinin durumuna göre uygulanan tedavi yöntemleri değişiklik gösterebilmektedir. İlaç uygulamaları arasında spreyler ve özel makinalarla verilen ilaçlar bulunmaktadır.

KOAH tedavisinde en önemli noktalardan biri de KOAH alevlenmelerinin önüne geçebilmek ve ortaya çıkmaları halinde bunların tedavisini gerçekleştirmektir. KOAH alevlenmesi genellikle akciğer enfeksiyonlarıyla oluşan, KOAH hastası kişilerin durumunda ani kötüleşmelerle seyreden ataklardır. Hastalar, akciğer yapılarındaki bozulmadan ötürü akciğer enfeksiyonlarına oldukça açık hale gelmektedirler.

Zaten akciğer fonksiyonları kısıtlanmış olan KOAH’lı kişilerin bir de akciğer enfeksiyonları geçirmeleri tehlikeli bir durum haline gelebilmektedir. Bu gibi durumların tedavisinde KOAH için verilen ilaçlara ek olarak durumun üstesinden gelebilecek kimi diğer ilaçlar başlanacaktır. Alevlenmelerin önüne geçilebilmesi için, hekiminizin tavsiyesi halinde, aşı gibi koruyucu uygulamaların yapılması önem taşımaktadır.

KOAH’ın tedavisindeki en önemli etken sigaradır. KOAH hastası bir kişiye hangi tedavi uygulanırsa uygulansın, sigarayı bırakmadığı sürece akciğerdeki fonksiyon kayıpları hızla azalmaya devam edecektir. Sigarayı bırakan KOAH hastasının akciğer fonksiyonlarındaki düşüş hemen hemen yarıya iner ve sigaraya bağlı tıkanıklıkların (balgam vs gibi) azalmasını sağlar.

Pulmoner Rehabilitasyon Tedavisi

Orta ve ileri derece KOAH’a sahip olan kişiler nefes darlığına bağlı sebeplerle (yürürken veya hareket ederken zorlanma gibi) evden çıkmayı istemiyorlar ve bu durum kişinin kaslarının zayıflamasına sebep oluyor. Orta ve ileri KOAH’a sahip olan kişilere pulmoner rehabilitasyon tedavisi önerilmektedir. Bu tedavi yöntemi ile hastanın nefes alıp vermesi düzene sokuluyor ve bunun yanı sıra basit harekteler yaptırılarak kişinin kaslarının güçlendirilmesi sağlanıyor.

Tıbbi Birimler

Lütfen Bekleyiniz

Toplum içinde ölüm oranlarının ağırlıklı bir yüzdesini oluşturan kalp rahatsızlıklarının belirtileri konusunda bilinçli olup zamanında tedaviye başlanılması konusunda hassas davranmak gerekmektedir.

Kalp Rahatsızlıkları

Vücut mekanizması için gerekli olan vitaminler, mineraller, oksijen gibi besinleri pompaladığı kan yardımıyla sağlamakla görevli olan kalp kası farklı etkilere dayanarak sahip olduğu fonksiyonları gerçekleştirirken sorunlar yaşayabilmektedir. Kalp kasında ortaya çıkan problemler hem kardiyovasküler sistemin hem de bu sistem sayesinde beslenerek fonksiyonlarını sürdüren bütün vücut organlarının, dokularının ve hücrelerinin sorun yaşamasına neden olmaktadır.

Sağlıksız beslenme alışkanlıkları, günlük hayatın yoğun temposuyla oluşan stresler, alkol veya sigaraya olan yatkınlıklar kalp rahatsızlıklarını ve paralelinde de sonu ölümle bitebilen ciddi sağlık problemlerini gündeme getirmektedir. Dünyada yaşanmakta olan ölüm oranları arasında ağırlıklı bir yüzdeye sahip olan kalp rahatsızlığının zamanında fark edilip gerekli olan tedavinin yapılması hayati bir önem taşımaktadır.

Erkeklerde daha yoğun olarak rastlanıldığı düşünülen kalp rahatsızlıkları kadınlar arasında ölüm nedenleri arasında ilk sırayı almaktadır. Bunun ana nedeni de kadınlarda gözlemlenen belirtiler erkeklerinden daha farklı olmasıdır. Erkeklerde direk olarak göğüs ağrısı gibi belirtiler veren bu hastalık kadınlarda baş dönmesi, mide bulantısı, yorgunluk gibi sıradan bir soruna yorumlanabilecek belirtiler verebilmektedir.

Belirtileri

Kalp rahatsızlığı bazı durumlarda oldukça sinsi ilerleyen; herhangi bir belirti vermeden birden bire ortaya çıkabilirken bazı durumlarda da hastadan hastaya ve oluşma nedenlerine bağlı olarak farklı belirtiler gösterebilmektedir. Bu rahatsızlık kadınlarda erkeklere oranla daha fazla rastlanmakta ve bilhassa menopoz döneminden sonra sıklıkla görülmektedir. Kalp rahatsızlıkları ile ilgili belirtilerden en yaygın olanlara şu şekilde örnekler verebiliriz:

  • Göğüs, omuz, boyun, sırt, karın ağrıları
  • Nefes alıp vermede yaşanan sorunlar ve oksijensiz kalmış hissi
  • Sürekli olarak bitkinlik, yorgunluk ve halsizlik durumu
  • Kalp kasında dışarıdan da dinleme sırasında oldukça net olarak duyulan çarpıntılar
  • Airtmi sorunları
  • Bacak, ayak bileği ve karın bölgesinde oluşan ödemlere bağlı ortaya çıkan şişkinlikler
  • Öksürük nöbetleri
  • Şuurun geçici olarak kaybedilmesi veya bayılmalar oluşması
  • Mide sorunları, bulantılar ve kusmalar
  • Pembeleşen yanaklar
  • Birden bire aşırı bir şekilde bilhassa göbek kısmından kilo alımları
  • Dudaklarda oluşan morarmalar
  • Erkeklerde erken yaşlarda meydana gelen kellikler
  • Hazım problemleri
  • Kalp kasında yanma hissi
  • Sol kolda meydana gelen uyuşma ve ağrılar
  • Göz çevresinde oluşan yağ birikimleri
  • Baş ve ense kısmında oluşan ağrılar
  • Morarmalar

Nedenleri

Bütün toplumlar için ciddi bir problem olan kalp rahatsızlıkları, karşılaşılan ölüm oranları arasında en sık ortaya çıkandır. Kalp rahatsızlıkları birçok çeşide ayrılmıştır. Damarlarda yaşanan tıkanmalar, daralmalar, kapaklarda yaşanan sorunlar, kalpte oluşan tümörler, kalp kası iltihaplanmaları gibi farklı şekilde gündeme gelen kardiyovasküler sistem rahatsızlıklarının oluşma nedenleri farklı etkenlere bağlı olarak değişiklikler göstermektedir.

Kalp rahatsızlıklarının en yaygın şekilde gözlemlenen nedenlerine şu şekilde örnekler verebiliriz:

  • Yüksek oranda kan yağlarının oluşması
  • Aşırı kilolar
  • Hipertansiyon
  • Alkol ve sigara alışkanlıkları
  • Diyabetik rahatsızlıklar
  • Ani yaşanan travmalar
  • Obezite
  • Daha önce kalp ve kalp kapakçıkları ve damarlarla ilgili cerrahi bir müdahale geçirmiş olmak
  • Damarlarda oluşan plaklara bağlı meydana gelen daralmalar
  • Damar genişlemeleri
  • Genetik sorunlar
  • İlerleyen yaş unsuru
  • Hareketten uzak bir yaşam stili

Etkileri

Kalp hastalıklarının vücut mekanizması içinde birçok etkisi bulunmaktadır. Bu etkilerden en çok rastlanılan enerji kaybı, çabuk yorulma, öksürük nöbetleri, baş ağrıları, göğüs ağrıları, mide bulantıları gibi sorunlardır. Kalp hastalıkları genel olarak bilhassa göbek çevresinden ani kilo alımlarına da neden olabilmektedir.

image

Kalp Rahatsızlıkları

Kardiyovasküler sistem rahatsızlıkları olan kişilerde gözlemlenen; nefes almada yaşanan sorunlar, oksijensiz kalma hissi vücut mekanizmasına en önemli etkileri arasındadır. Bu sağlık sorunu solunum sistemi gibi sindirim sistemini de etkisi altına alabilmektedir. Zamanında fark edilip gerekli olan önlem alınmadığı takdirde pek çok rahatsızlığı da beraberinde getirecek olan kalp hastalıkları bazı durumlarda sonu ölümle bitebilen ciddi tablolar ortaya çıkarabilmektedir.

Uygulanan Tedavi Yöntemleri

Kalp hastalıkları konusunda gerekli olan tanı yapılıp teşhis konulduktan sonra uygulanacak tedavi yönteminin belirlenmesinde oluşan hastalığın çeşidi ve oluşmasının altında yatan neden önemli faktörlerdir. Hastalığın nedeninin belirlenip tedavi edilmesi bu rahatsızlığın tedavisinde başarılı sonuç alınabilmesi için en önemli etkenlerden biridir.

Dünyada yaşanan ölüm oranlarının ana nedenleri arasında olan kardiyovasküler sistem rahatsızlıkları; bu konuda yapılan araştırmaları ve incelemeleri yoğunlaştırmış; tıp teknolojisinde önemli gelişmeler ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur.

Kalp rahatsızlıklarının tedavisinde iki yöntem uygulanır. İlki rahatsızlığın tedavisi edilmesiyken buna paralele olarak ikincisi bu rahatsızlığın oluşmasına neden olan sorunun saptanıp tedavi edilmesidir.

Kardiyovasküler sistem hastalıklarında ilk tedavi genel olarak medikal yolla yani ilaçla yapılmaktadır. Bu tedavi yöntemi istenilen başarıyı göstermediği takdirde girişimsel yöntemlerle tedavi seçeneği gündeme gelmektedir. Eskiden geleneksel yöntem olarak kabul edilen açık kalp ameliyatları yerine günümüzde; minimal invaliz, koltuk altı kalp ameliyatı gibi yeni sistemler gelişmektedir. Bunun yanında katater yardımıyla uygulana anjiyografiler, stent, balon veya bypass gibi yöntemler de başarılı sonuçlar vermektedir.  

Bitkisel Tedavi Yöntemleri

Kardiyovasküler sistem hastalıkları konusunda yapılan tıbbi tedavilerin yanında; bitkisel tedavi yöntemleri de başarılı sonuçlara imza atmaktadır. Kan sulandıran, kalp kası güçlendiren, damarlarda oluşan tıkanıklıkların çözülmesine yardımcı olan bir takım bitkiler, bitki kürleri veya bitkisel çaylar kardiyovasküler hastalıklar konusunda oldukça olumlu gelişmeler göstermektedir. Bu konuda en çok kullanılan kür oğul otundan yapılan kürdür. Birkaç kaşık oğul otunu iki bardak suda on dakika kaynatın. Demlenmeye bıraktığınız bu çaya biraz sirke ekleyin ve yemek arası bir fincan kadar için

Ter bezlerininin aşırı çalışması durumunu olan ve hiperhidrozi olarak da bilinen aşırı terleme, çeşitli sebeplerle beyinden salgılanan fazla miktarda kimyasal uyaranın ter bezlerine ulaşmasıyla meydana gelir. Tek başına terleme, vücudun ısı kontrolünün sağlanması için gerekli olan fizyolojik bir olay olsa da, aşırı terleme; hiçbir neden yokken ellerde, ayaklarda, koltuk altında veya baş bölgesinde damlalar şeklinde ortaya çıkabilir. Bu duruma kızarmış yüz de eşlik edebilir ya da yüz kızarıklığı, terleme olmaksızın tek başına da oluşabilir.

Aşırı terleme, primer (bölgesel) ve seconder olarak ikiye ayrılır. Primer yani bölgesel terlemeler, sağlıklı bir bireyde, altta yatan hiçbir hastalık olmadan nedensiz olarak ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda; aşırı stres, endişe ya da aşırı baharatlı ve acı yiyecekler terlemeyi tetikleyebilmektedir.

Seconder hiperhidrozis ise genellikle başka hastalıklar sonucu yaşanabilmektedir. Bu hastalıkların başlıcaları şunlardır:

  • Kanser
  • Diyabet
  • Tiroid hastalığı
  • Kalp yetmezliği
  • Böbreküstü bez hastalıkları
  • Akciğer hastalığı
  • Parkinson
  • Obezite
  • Menopoz
  • Psikolojik rahatsızlıklar

Aşırı terlemenin belirtileri, şiddetine ve günlük hayata olan etkisine göre çeşitlilik göstermektedir. Küçük çaplı belirtiler, dönemsel olarak ortaya çıkıp kaybolabilir. Ancak, aşırı terleme ileri seviyelerde ise bu durum, gün içinde rahatsız edici boyutlara ulaşabilir.

Aşırı terlemenin günlük hayata etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Koltuk altı ya da sırtınız aşırı terleme nedeniyle su içinde kalabilir.
  • Kıyafetleriniz terden ıslanabilir ve değiştirme gereği duyabilirsiniz.
  • Yanaklarınız veya alnınızdan boncuk boncuk ter damlayabilir.

Öte yandan, aşırı terleme vücutta bazı rahatsızlıklara da yol açabilmektedir.

  • Terleyen bölgenin uzun süre aşınması sonucu kaşıntı ya da iltihap oluşabilir.
  • Terleme tek başına koku yapmasa da ter damlaları, vücut üzerinde bulunan bakteriler ile bir araya geldiğinde koku oluşumuna neden olabilir.
  • Çatlak, kırışıklık oluşumu ya da ciltte renk değişimi ortaya çıkabilir.
  • Ayak tabanlarındaki cilt tabakasının parçalanması veya alışılmadık derecede yumuşak olması durumu meydana gelebilir.

Aşırı terleme durumunda genellikle vücudun her bölgesi etkilense de bazı bölümlerde semptomlar sıklaşabilmektedir. Bunlar:

  • Koltuk altı
  • Ayak tabanları
  • Yüz bölgesi (Özellikle yanak ve alın)
  • Sırt
  • Genital bölge
  • Ellerde avuç içleri
  • Boyun

Aşırı terleme altta yatan başka hastalıkların da belirtisi olabilmektedir. Bu nedenle aşağıdaki durumları deneyimliyorsanız, bir iç hastalıkları ya da göğüs hastalıkları uzmanına başvurmanız tavsiye edilmektedir.

  • Aşırı terlemeye eşlik eden kilo kaybı
  • Özellikle uyurken ortaya çıkan aşırı terleme
  • Aşırı terlemeye eşlik eden ateş, göğüs ağrısı, nefes almakta zorluk ya da kalp çarpıntısı
  • Uzun süre devam eden ve nedeni açıklanamayan aşırı terleme

Aşırı Terlemede Tanı Nasıl Konulur?

Hastalığın tanısı, fiziksel muayene ve hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ile konulur. Aşırı terleme şikayeti ile hastaneye başvuran bir hasta; öncelikle endokrinoloji, psikiyatri ve dermatoloji uzmanı tarafından incelenir ve kan tahlili gibi yöntemler ile altta yatan başka bir hastalık olup olmadığı araştırılır. Eğer bu bölümlerde önerilen tedavilerden bir sonuç alınamaz ise primer terlemeye uygun tedavi seçenekleri hastaya sunulur.

Eğer hastada seconder bir terleme var ise altta yatan hastalık tedavi edilmelidir. Ancak, terlemenin primer yani bölgesel olduğu durumlarda tedavi seçenekleri aşağıdakiler gibidir:

Aşırı terleme teşhisi konulan hastalara ilk olarak özel antiperspirant uygulanır. Antiperspirantlar ile ter bezlerinin çıkışının kapatılmasıyla terlemenin önüne geçilmesi amaçlanır. Bu yöntem, hafif şiddetli terleme şikayeti ile gelen hastalar için etkili olabilmektedir, birkaç saat gibi kısa süreli çözümler sunmaktadır.

Aşırı terleme hastalığı için en kesin çözüm, Endoskopik Torasik Sempatektomi yani ETS ameliyatıdır. ETS ameliyatı; özellikle koltuk altı, el, ayak ve yüz bölgesinde ortaya çıkan aşırı terleme vakaları ile yüzde oluşan aşırı kızarıklık problemlerinin tedavisinde tercih edilmektedir.

Ameliyat, genel anestezi altında uygulanır. Ameliyat sırasında, koltuk altından iki küçük kesi açılır. Kesilerden birine, endoskop adı verilen tüp şeklinde küçük bir cihaz yerleştirilir ve ucunda bulunan ışıklı kamera aracılığıyla terlemeye neden olan sorunlu sinirler tespit edilir. Başka bir alet yardımıyla da diğer kesiden girilerek, tespit edilen sinirlere klips yerleştirilir ve bu sinirler bloke edilir. Böylece terleme sorununun ortadan kaldırılması amaçlanır.

Olası bir yan etki olarak, bazı durumlarda vücudun başka bir bölgesinde terleme görülebilir. Bu durum genellikle zaman içinde ortadan kaybolsa da, geçmemesi halinde kesilen sinire ikinci bir cerrahi müdahale yapılabilmektedir.

ETS ameliyatı ile terleme tedavisinde başarı oranı, işlem yapılan bölgeye göre değişmekle birlikte yüzde 90 civarındadır. Yapılan bir araştırmaya göre, ETS ameliyatı yaptıran hastaların yüzde 60’ında 12 yıl sonra bile terleme şikayeti görülmemektedir.

Ссылка на основную публикацию
Похожие публикации