Андрей Смирнов
Время чтения: ~25 мин.
Просмотров: 0

Hastanede Hangi Bölüme Gidilir? Hastalığa Hangi Doktor Bakar?

Böbrek hastalıkları çağımızın sorunları arasında yerini alırken bu hastalıklara bakan uzman doktorların da farklı tedavi uygulamaları bulunmaktadır.

Böbrek Hastalıkları

Böbrekler, kandan birtakım maddeleri seçerek süzen ve böylece idrar meydana getiren organlardır. İdrarın içinde su, suda erimiş çeşitli zehirli, zehirsiz maddeler bulunan, asit tepkisi gösteren bir salgıdır. Böbrekler, organizmanın zehirli maddelerden kurtulmasını ve de kan suyunun değişmez bileşiminde kalmasını sağlar. Böbreklerin normal çalışıp çalışmadığını kan ve idrar muayeneleri yaptırarak anlaşılabilir. İdrarda bulunan bazı maddeler kanda da aynı şekilde bulunur.

Birtakım başka maddeler ise kanda yoktur, sadece ama sadece idrarda bulunur. Yani, bunları böbrek yapar. İdrar ve kan muayeneleri sonucunda, örneğin idrarda bulunması gereken zehirli maddeler kanda bulunuyor ise, böbreklerin yetersiz çalıştığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Kandaki zehirli maddelerin gittikçe artması böbrek yetmezliğinin ilerlediğini göstermektedir.

Böbrek Hastalıkları için Tedbirler

Sağlam böbrek, gündüzleri daha çok, daha sulu (yoğunluğu az) bir idrar çıkarır, geceleri de idrar koyulaşır, miktarı da azalır. Böbreklerde süzme işini yapan, nefronlardır. Bir böbrekte bir milyon kadar nefron bulunmaktadır. Bunlar yumak biçiminde bir damar ağı, kapsül ve ufak tüpler şeklindedir. Damardan kapsül içine sızan idrar ufak borucuklardan akarak böbrek haznesinde toplanır, daha sonra buradan sidik kesesine (mesane) iner.

Süzme olayının geçtiği bu nefronlarda, damarlarda ve idrar borucuklarında, dokularda, türlü hastalıklar, bozukluklar meydana gelebilmektedir. Bunlara da biz böbrek hastalıkları diyoruz. Görevlerinin önemi, doğurabilecekleri tehlikeler bakımından böbrek hastalıklarında gereken dikkat, titizlik ve ilgi ciddiyet ile gösterilmelidir. Böbrekler, fasulye biçiminde bir boşaltım organlarıdır. 10 cm boyuna kadar olabilen bu böbrekler, boşaltım sisteminin bir bölümünü oluşturmaktadırlar.

Bu organlar, başta üre olmak üzere atıkları kandan süzer ve de onları su ile birlikte idrar olarak boşaltırlar. Böbrekleri ve böbreklere etki eden bu hastalıkları inceleyen tıbbi dal nefroloji dalıdır.

Böbrek hastalıkları günümüzde pek çok kişiyi etkileyen ve yaşam kalitesini bozan bir dizi rahatsızlık olarak görülmektedir. Erken dönemde teşhisi yapılan böbrek hastalıklarında, aynı zamanda ileri aşamadaki komplikasyon riski azaltılabilir.

Toplumda böbrek hastalıkları bakımından bilinç düzeyinin artması ile beraber böbrek hastalıklarından kaynaklanan ölümlerin azaltılması ve buna bağlı olarak da sakatlıkların ve bazı hastalıkların önlenmesi mümkün olabilmektedir. Bireyler kendilerinde gördükleri ya da hissettikleri böbreklerden kaynaklanan belirtileri doğru değerlendirerek, gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir.

Günümüzde her on kişiden birini etkileyebilen böbrek hastalıkları arasında, böbrek yetmezliği, böbrek taşları, böbrek iltihabi, böbrek hastalıkları, gibi önemli rahatsızlıklar söz konusudur. Bunlar zamanında teşhis edilir ve tedavi edilir ise iyileşme olasılığı bulunabilmektedir. Aksi takdirde böbreğin kaybedilmesine kadar gidecek bir süreç yaşanabilir.

İnsanlarımızda iki adet olan böbreklerin birinin kaybı kişiyi fazla etkilemese bile, her iki böbreği etkileyen rahatsızlıklarda hastaların kesinlikle böbrek nakli olması gerekir. Günümüz şartlarında kadavradan yapılan böbrek naklinde hastaların sıraya girmesi gerekiyor. Canlı şekilde yapılan böbrek naklinde ise, aileden 4. dereceye kadar olan kişilerden uygun böbrek olur ise nakil yapılabiliyor. Bu nedenle böbrek rahatsızlığı olan kişilerin rutin kontrollerini yaptırmaları ve herhangi bir yakınması bulunuyor ise mutlaka ama mutlaka böbrek hastalıklarına bakan bölüme giderek muayene olmaları gerekmektedir. Sağlık alanında böbreklerle ilgili hastalıklara bakan bölüm dahiliye alt bilim dalı olan nefroloji ya da ürolojidir.

Başvurulacak Bölümler

Nefroloji bölümü böbrek yetmezliği ile diğer böbrek hastalıkları olan kişilerin gitmesi gereken bir bölümdür.

Üroloji bölümü ise, daha çok mesane, böbrek taşı, prostat gibi sorunlar ile ilgilenmektedir. Hastalar herhangi bir sağlık kuruluşuna gittiklerinde kendileri mutlaka ilgili bölüme yönlendirileceklerdir. Öncelikle doktorun yönlendirmesi ile, hastaların kan ve idrar örneğinden, kreatinin değerine ve glomerular filtrasyon hızına bakılmak için, laboratuvar testleri yapılmaktadır. Buna uygun şekilde daha sonra hastalar nefrolojiye ya da ürolojiye yönlendirilmektedirler.

Yani böbrek hastalıklarına nefrolog uzmanı bakmaktadır.

Böbrek rahatsızlıklarınız için hastanelerin nefroloji bölümünde muayene olabilirsiniz. Böbrek hastalıkları hangi bölüme girer ve böbrek hastalığına hangi bölüm bakar konusunda bu yazımızdan bilgi edinebilirsiniz. Böbrek hastalığı kendi içerisinde çeşitli dallara ayrılabilmektedir. Böbrek hastalığını yaşayan insanların ağrıları çekilmez bir hale geldiğinde kısa sürede tedavi edilmesi gerekmektedir.

Böbrek organında en çok meydana gelen hastalıkların başında böbrek kumu ve böbrek taşı gelmektedir. Bu tip bir hastalığa yakalanılması durumunda aşırı derecede ağrılar yaşayacağınızı da bilmenizi isteriz. Her türlü böbrek hastalıklarına nefroloji bölümü bakmaktadır. Yaşadığınız ağrılara bir son vermek istiyor iseniz, hastanelerin nefroloji servislerinden randevu alabilirsiniz. Böbrekler, vücutta bulunan en hassas organlardan birisidir. Kalıcı sorunların oluşmaması için en kısa zaman içerisinde tedavi olmanızı tavsiye edilmektedir.

Böbrek hastalıklarından korunmanın başlıca yolu yaşam tarzını değiştirmektir.

Dr. Jan Klod Kayuka

Böbrek yetmezliği belirli bir süreci aştıktan sonra diyalizin şart olduğunun altını çizen Dr. Kayuka, “Sadece diyaliz değil tabii ki transplantasyon, yani böbrek nakli de gerekebiliyor. Bu süreci uzatmak için diyet ve ilaçların büyük önemi bulunuyor.” demektedir.

Diyette kişinin alacağı tuz ile protein miktarının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Jan Klod Kayuka, hastaların yaşam tarzlarını değiştirmesi gerektiğini sürekli vurgulamaktadır. Bunların başında da tabii ki sigarayı bırakmak gelmektedir. Sigaranın böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkisi, tıp dünyası tarafından artık kanıtlanmış bir hal almıştır.

“Sigara içilmesi, kronik böbrek hastalarında böbrek yetersizliği gelişmesini hızlandırır. Ayrıca, bu hastalardaki en sık ölüm nedeni olan kardiyovasküler hastalıkların oluşma riskini artırır. Bu nedenle sigaranın bırakılması konusunda hekimlere büyük sorumluluk düşmektedir” diyor.

Dışkı esnasında ortaya çıkan can yanması ve kanama şikâyeti anal fissür (makat çatlağı) kaynaklı olabileceğini düşündürür. Bu durum sürekli olması halinde mutlaka doktora başvurmak gerekir. Peki, bu tür şikâyetlerle karşılaşanlar hangi bölüme randevu alması gerekir?

image

Genel Cerrahi Bölümü (Proktoloji Uzmanı Önerilir)

Makat hastalıklarının teşhis ve tedavisinde ilk derece bölüm genel cerrahi olmaktadır. Fakat şunu bilmelisiniz ki genel cerrahi çok geniş bir alandır. Özellikle ameliyat gerektiren tedaviler genel cerrahlar tarafından yapılır. Bu nedenle kendi içerisinde ayrıca alanlar oluşmuştur. O alanlardan biri de Proctoloji yani makat hastalıkları birimidir. Proktoloji uzmanları sadece makat hastalıkları teşhis ve tedavisine yoğunlaştığı için daha deneyimli oldukları söylenebilir. Bu nedenle önerim proktoloji alanında uzman bir hekim seçmeniz yönünde olacaktır. Aşağıda yer alan bağlantıya tıklarsanız size en yakın noktada hizmet veren proktoloji uzmanını görebilir ve randevu alabilirsiniz. https://www.ideaklinik.com/iletisim

Anal Fissür Muayenesi Nasıl Yapılır?

Hastalığın teşhisi için sadece 2 dakikanızı ayırmanız yeterli olacaktır. Doktorunuz önce sizin aktaracağınız şikâyetleri dinleyecek olup, devamında ise çatlağı görmek isteyecektir. Çatlak anüse yakın bir noktada olması nedeniyle çıplak gözle görülebilir. Aşağıda yer alan resimde çatlağın resmi yer almaktadır.

image

Çatlağı gören doktor aynı zamanda rektal tuşe dediğimiz (parmakla kontrol) ile iç sfinkter kasındaki spazmı (kasılmayı) kontrol edecek ve tam anlamıyla anal fissür teşhisi koyacaktır.

Akut Ya da Kronik Olduğunu Belirler

Doktor yaptığı muayene ile sadece hastalığı teşhis etmez. Aynı zamanda hastalığın derecesini de ortaya koyar. Anal fissür akut ve kronik olmak üzere ikiye ayrılır. Bu ayrıştırma uygulanacak tedavi için gereklidir.

Akut: Hastalığın ilk ortaya çıktığı andan itibaren 15 günlük süreçtir.

Kronik: Hastalığın ortaya çıkmasının üzerinden 15 günü geçmesine rağmen herhangi bir iyileşme olmaması ve ağrı şikâyetinin artması kronikleştiği anlamına gelir.

Uygun Tedavi Yöntemini Belirler

Doktorunuz hastalığın durumuna göre en uygun tedavi yöntemini belirleyecektir. Akut dediğimiz erken dönemde müracaat etmeniz halinde şanslı olduğunuzu söyleyebilirim. Çünkü makat çatlağı tedavisinde kullanılan gliserinli ya da bitkisel içerikli kremlerle tedavi önerecektir. %100 Etkili olmasa bile cerrahi yöntemlere geçmeden önce mutlaka denenmesi gerekir. Makat çatlağı kremi olarak Anuflex, Rectoderm, Rectogesic ve Anrecta gibi markalar bulunmaktadır. Bu ürünlerin etkileri, kullanım talimatları ve yan etkilerini yakından görmek için makat çatlağı kremleri sayfasına göz atmalısınız. Bu tür kremler sadece akut çatlaklar için etkilidir. Kronik çatlaklarda etkisi yoktur. O nedenle diğer tedavi yöntemleri gündeme gelecektir.

Botox (Botulinum Toksini)

Kronik fissür için krem işe yaramasa da ameliyatsız seçenekler halen bulunmaktadır. Son yıllarda uygulanışı hızla artan botox bunların başında gelmektedir. İyileşmeyi güçleştiren iç sfinkter kasını 3 ile 6 ay arasında felç ederek etki eder. Devre dışı kalan iç sfinkter kası spazm olamayacağı için çatlak 15-20 gün içerisinde iyileşmesi gerekir.

Ameliyat

Yukarıda detaylarını aktardığım botox maalesef tüm sağlık merkezlerinde bulunmaz. Özellikle kamu hastanelerinde neredeyse hiç yoktur. Bunun nedeni SGK’nın botoksu karşılamamasıdır. Fakat kendini geliştirmek isteyen bazı doktorlar ilacı hastanın alması koşuluyla uygulayabilir. Botox olmayan sağlık merkezlerinde kronik fissür için geriye ameliyat kalmaktadır. Açık ve kapalı olmak üzere 2 şekilde yapılan makat çatlağı ameliyatına karar vermeden önce araştırmanız gerekir.

Kapalı Yöntem Önerilir

Ameliyat olmak zorunda kalırsanız önerim kapalı yöntemi tercih etmeniz olacaktır. Çünkü açık yöntemde sorun olan kasa ulaşmak için 2-3 cm kesi yapmak gerekir. Kapalı yöntemde ise kesmek yerine çok ince bir delik açarak sorunlu kasa ulaşılarak kesilir. Diğerine göre dışkı ya da gaz kaçırma ihtimali neredeyse yoktur.

Evet, arkadaşlar anal fissür hastalarının  hangi bölüme müracaat etmesi gerektiği ve doktorun uygulayacağı muayene, tedavi hakkında bilgilere yer verdim. Konu burada nihayete ermiştir. Fakat sizlerin sormak, öğrenmek istediği hususlar varsa aşağıda yer alan soru ve yorum formunu kullanarak bizlere iletebilirsiniz.

Genel cerrahi uzmanı alanında hasta kabulüne devam eden Op. Dr. Seher Şirin, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olmuştur. Uzmanlık eğitimini ise Sağlık Bakanlığı İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tamamlamıştır.

Genel Dahiliye Uzmanı

Kas ağrısı söz konusu olduğu zaman ilk müracaat edilmesi gereken doktor genellikle dahiliye uzmanı olmaktadır. Kas ağrısı, romatizmal hastalıkların öncüsü olabileceği için genel dahiliye bölümü ile başlamak hızlı çözüm sunar.

Romatoloji Uzmanı: Şikayetlerinizin özelliklerine göre, dahiliye doktoru sizi romatoloji uzmanına sevk edebilir. Bu bölümde yapılacak tetkik ve tahliller sayesinde kas ağrısının aşağıdaki gibi olası nedenleri saptanabilir:

  • Fibromiyalji
  • Polimiyozit
  • Dermatomiyozit
  • Miyofasiyal ağrı sendromu

Nöroloji Uzmanı

Kas ağrısı aniden değil de yavaş yavaş ortaya çıkıp ilerlediyse sinirsel bir hastalık söz konusu olabilir. Bu durumda bir nöroloji uzmanına muayene olmak sağlıklı bir seçenek olacaktır.

Ortopedi Uzmanı

Kas ağrısı darbe almaya ve yaralanmaya bağlı olarak gelişmiş ise, konunun ilgili doktoru ortopedi uzmanıdır.

Fizik Tedavi Uzmanı: Kas ağrısının altında yatan sebeple ilgilenmez. Ancak kasın işlevselliğini artırarak ağrısını azaltır. Örneğin aşağıdaki tedavileri önerebilir:

  • Açma germe
  • Ultrasonografi ile derin ısıtma
  • Kuru iğne tedavisi

Bazı Belirtilerine Göre Kas Ağrısı Tedavisi

İskemi Ağrısı: Kasa kan dolaşımı yolu ile iletilen oksijen miktarı azalırsa ağrı meydana çıkar. Bu durumda hareketle birlikte kas ağrısı artar. Örneğin bacağa giden büyük damarlarda tıkanıklık olursa, yorgunlukla birlikte oksijen talebi artacağı için ağrı da artar. Dinlenme halinde azalır. Bu durumla kalp damar cerrahisi uzmanı ilgilenecektir. İhtiyaca göre dahiliyeye yönlendirebilir.

Sinir Kaynaklı Ağrı: Sorun sinirlerden kaynaklanmasına rağmen, ağrı kas ağrısı gibi hissedilebilir. Bu durumda ağrı hareketle birlikte hafifler, dinlenme halinde artar. Bu sorunla nöroloji uzmanı ilgilenecektir.

Kas ağrısı ile ilgili daha geniş bilgi için lütfen şu makaleye tıklayınız: Kas Ağrısı Nedenleri ve Tedavisi

–>

Kırıklar, Çıkıklar ve Yaralanmalar için Hangi Bölüme Gidilir?

A+A-

Günlük hayatta, dikkatsizlik, yorgunluk, konsantrasyon kaybı veya tansiyon düşmesi, bayılma gibi nedenlere bağlı olarak pek çok kaza yaşanabilir. Bu kazaların bir kısmı ufak sıyrıklarla atlatılabilse bile, bazılarında vücutta ciddi hasarlar meydana gelebilir. Ya da zaman içerisinde, sağlık konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmemesi sonucu, omurga başta olmak üzere kas ve iskelet sisteminde çeşitli deformasyonlar oluşabilir. Bazı durumlarda ise, bozulan bir sistem, işlev kaybına ya da estetik görüntü bozukluğuna yakalanabilir. Böyle bir durumda ise insanlar telaşa kapıldıkları için, hangi doktora gidilir bilememektedirler. İşte bu durumlar için izlemeniz gereken yol ve konuyla alakalı doktor ve bölümler.

Hangi Bölüm Bakar?

                Vücudunuzla ilgili duruş bozukluğuna yol açabilecek veya estetik görüntüyü bozan her türlü hasar ile ortopedi bölümü ilgilenmektedir. Bu makalemizde kırıklara, çıkıklara hangi bölüm bakar?bu soruya cevap bulmaya çalışacağız. Bu bölümün genel olarak baktığı durumları şu şekilde özetlemek mümkündür;

  • El ve ayak bileklerinde meydana gelen burkulmalar
  • Kemikler üzerinde meydana gelen kırılmalar, çatlamalar ve ödemler
  • Kaslarda meydana gelen yırtılmalara
  • Artirit vakalarına
  • Romatizmal rahatsızlıklara (eklem romatizması, yumuşak doku romatizmaları gibi)
  • Topuk çıkmaları, topuk dikeni ve taban düzleşmesi vakalarına
  • Her türlü fıtık vakasına (boyun, bel fıtıkları)
  • Kireçlenme, boyun düzleşmesi gibi vakalara

Ve vücutta, eklemler, kas sistemleri ve kemiklerde ağrı, acı oluşturan her duruma ortopedi servisi bakmaktadır. Ancak ortopedi servisi, kimi vakalarda tek başına gerekli tedavinin sağlanabilmesi için yeterli olamayabilir. Böyle durumların meydana geldiği durumlarda, başta fizik tedavi olmak üzere, pek çok farklı alan ile iş birliği içerisine girilebilir.

Hangi Doktor Bakar?

                Vücudumuzda duruş bozukluğuna yol açabilen bu rahatsızlıklara hangi doktor bakar? Yukarıda sayılan bütün bu sorunlara genel olarak ortopedi alanında uzmanlaşmış hekimler bakmaktadır. Ancak bazı kaza durumlarında, kırık ya da çıkık vakaları dışında travmalar da meydana gelebilmektedir. Bu tip durumların ortaya çıkması durumunda, ortopedi uzmanı yanında dâhiliye uzmanları da sürece katılabilirler. Yine, omurga sisteminde veya boyunda meydana gelen bir deformasyon ya da zorlama, beyin ile ilgili sistemleri tehdit eder boyuttaysa, nöroloji uzmanlarından ya da nöroşirurji alanından da yardım istenebilmektedir.

                Bunun dışında kalan, yaşam kalitesini düşürücü, duruş bozukluklarına neden olan her türlü kemik, kas ve omurga sorunlarına ortopedi uzmanları bakmaktadırlar. Gelişen teknolojinin ve tedavi tekniklerinin oldukça ileri düzeyde olduğu ortopedi alanında, yüksek oranda başarı şansı ile vücudun sorunlu bölgelerinde estetik, sağlıklı ve yüksek işlev gücünde çalışabilmesi yönünde tedavi seçenekleri uygulanmaktadır.

Makalenin tamamı için tıklayınız

KEMİK MİNERAL YOĞUNLUĞU ÖLÇÜMÜ TESTİ (KMY, BMD)

image
Resim yazısı ekle

Kemik yoğunluğu ölçümü (kemik taraması testi) nedir? Kemik mineral yoğunluğu (KMY) = BMD (Bone Mineral Density) Kemik yapısının önemli kısmını içerisindeki kalsiyum ve fosfor gibi mineraller oluşturur. Kemik yoğunluğu (dansitesi) ölçüm yöntemlerindeki amaç kemiğin bu mineral kısmının miktarsal oranını belirlemektir. Kemikteki minerallerin kaybı ne kadar fazla ise yoğunluk o kadar düşük ölçülür, bu durumda kemik mineral yoğunluğu azalmış yani kemik erimesi (osteoporoz) meydana gelmiş şeklinde yorum yapılır. Kemik mineral yoğunluğu ölçümü kadınlarda, erkeklerde, çocuklarda bazı durumlarda yapılması gereken bir tetkiktir, bu yazıda kadınlarda özellikle menopoza bağlı kemik erimesi durumunda kemik yoğunluğu ölçümlerinden bahsedilecektir. Kemik mineral yoğunluğu ölçümü sıklıkla kemik taraması, kemik taraması tahlili, kemik taraması testi, kemik erimesi testi, kemik tarama filmi, kemik erimesi filmi gibi de isimlendirilmektedir. Kısaca KMY veya BMD şeklinde yazılır. Kemik yoğunluğu ölçümü kimlere ve ne zaman yapılır? – Menopoz sonrasında – 65 yaş üzeri kadınlarda – Steroid ilaçlar gibi kemik kaybına neden olan ilaçları kullananlar – Kendisinde veya annesinde kalça kırığı hikayesi olan hastalar – Tip 1 diabet, karaciğer ve böbrek hastalığı olanlar – Ciddi hipertiroidi hastaları – Hiperparatiroidi hastaları – Hafif bir travma ile kırık oluşan hastalar – Röntgen filminde kemik erimesi (osteoporoz) veya omurga kırığı şüphesi gözlenen hastalar Kemik tarama testi ne sıklıkla yapılır? Kemik yoğunluğu ölçümü menopoz sonrasında ortalama 2 yılda bir yapılmakla beraber risk faktörleri varlığında daha sık yapılabilir veya kemik yoğunluğu iyi olan bir risk faktörü olmayan kişilerde 3-5 yılda bir gibi daha seyrek yapılabilir. Kemik mineral yoğunluğu ölçümü (kemik tarama testi) nasıl yapılır? Kemik mineral yoğunluğunu saptamak için günümüzde en sık kullanılan DEXA (DXA diye de kısaltılabilir) yöntemi basit, kısa süren, ağrısız bir yöntemdir. Hasta resimde görüldüğü gibi cihaz üzerine yatar ve bu pozisyonda işlem gerçekleştirilir. Hasta çok az miktarda radyasyon ışınına maruz kalır, alınan radyasyon miktarı bir akciğer röntgen filmindeki dozun onda biri kadardır neredeyse. Omurganın bel kısmı (L1-L4) ve kalçaya (femur) çekim yapılır genellikle. Çekim en fazla 10 dakika sürer ve çekim sonrasında sonuç raporu genellikle yarım saat içerisinde hastaya verilir. Ölçümün yapılacağı gün hastanın aç veya tok olması farketmez. Önceden bir ilaç alması gerekmez. Çekim alanına girmemesi için üzerinde metal düğme, kemer, fermuar olmayan kıyafetler tercih edilmelidir. Çekim alanına metal girmediği sürece elbise ile de çekim yapılabilir ancak bazen bazı kıyafetleri çıkarmanız istenebilir. Çekim sırasında omurganın bel bölgesinin düzleşmesi için (lordozun düzleşmesi için) hastanın bacakları karnına doğru gelecek şekilde çekilerek destek üzerine konur. Kalça çekiminde bacak yani femur kemiği içe doğru çevrilir (iç rotasyon). Kemik yoğunluğu ölçümü neden yapılır? Başlıca sebep kişide kemik erimesi (osteoporoz) varlığını araştırmaktır. Bunun yanısıra kırık riskini belirlemede kullanılır. Kemik erimesi olan hastalarda kalça kırıkları ve omurga kırıkları daha sık görülür. Kemik mineral yoğunluğu (DEXA) ölçümünde saptanan T-skor değeri ile kırık riski arasında doğrudan ilişki saptanmıştır. T skoru ne kadar düşükse kemik erimesi o kadar fazladır ve kırık riski de aynı oranda üstsel olarak artmaktadır. Ayrıca kemik erimesi için tedavi verilen hastalarda tedavi ile meydana gelen değişimi ve tedavinin faydasını gözlemek için de belli aralıklarla kemik yoğunluğu ölçümü yapılır. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) kriterlerine göre kemik erimesi sınıflaması: DEXA yöntemi ile belirlenen T-skor (T-score) değerine göre kemik erimesi sınıflandırılır. T-skoru değerinin eksi değer olarak fazla olması fazla kemik kaybı olduğu anlamına gelir. – Aşikar osteoporoz (Ciddi kemik erimesi): T-skor değerinin -2.5 SD’nin altında olması ve aynı zamanda hastada kırık öyküsü olması. – Osteoporoz (Kemik erimesi): T-skor değerinin -2.5 SD’nin altında olması. (-3, -4 gibi…) – Osteopeni (Kemik kütlesinde azalma): T-skor değerinin -1 ile -2.5 SD arasında olması – Normal: T-skor değerinin -1’den iyi olması Kemik yoğunluğu ölçümü değerleri: DEXA yöntemi ile kemik mineral yoğunluğu ölçümü (KMY) sonucunda değerlendirilen başlıca iki parametre vardır. Bunlardan özellikle T-skora göre kemik erimesinin seviyesi belirlenir ve gerekirse tedavi planlanır. T-Score (T-Skor): Hastanın kemik kütlesi değeri aynı cinsiyetteki genç  erişkin insanların ortalama kemik kütlesi ile karşılaştırılarak aradaki fark belirlenir.Z-Score (Z-Skor): Hastanın kemik kütlesi değeri aynı yaş ve cinsiyetteki insanların kemik kütlesi ile karşılaştırılarak aradaki farkbelirlenir. DEXA sonuçlarının değerlendirilmesimde iki birim kullanılmaktadır: BMC (Kemik Mineral İçeriği): Birim kemik uzunluğuna düşen kemik ağırlığını ifade eder (gr/cm). BMD (Kemik Mineral Yoğunluğu): Birim kemik alanına düşen kemik ağrılığını ifade eder (gr/cm2). Kırık açısından risk faktörleri: Kemik mineral yoğunluğunun düşük olması kırık açısından belirgin bir risk faktörüdür. Kemik yoğunluğu ölçümünde t-skor ne kadar düşükse kırık riski o kadar fazladır ve arada yaklaşık olarak üstsel bir korelasyon bulunmuştur. Örneğğin T-skor -3 olan bir hastada kırık riski 2 üzeri 3 olacak şekilde yani 8 kat artmıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır, kırık riskini belirleyen tek faktör KMY (kemik mineral yoğunluğu) değildir hatta KMY normal saptanan hastalarda da kırıklar meydana gelebilmektedir. Bu nedenle hastada KMY dışında kırık ile ilgili diğer risk faktörlerinin de varlığı değerlendirilmelidir. Aşağıdaki risk faktörlerinin varlığında kemik mineral yoğunluğu normal bile olsa kırık riski artmıştır: – İleri yaş (65 yaş üzeri) – Eskiden kırık hikayesi olan hastalar – Glukokortikoid (steroid) tedavisi almış olan hastalar – Kilosu çok az olan hastalar – Ailesinde kalça kırığı hikayesi olan hastalar – Fazla miktarda sigara ve alkol kullanan hastalar

image
Resmi büyütmek için üzerine tıklayın (sonuç raporu)

DEXA ile kemik yoğunluğu ölçümlerinde hataya neden olabilecek faktörler:– Aort duvarında kalsifikasyon olması gibi kemik dışında gelişen kalsifikasyonların çekim alanına girmesi – Omurgada dejenerasyon – Omurgada kırıklar ve kamalaşma – Omurgaya sklerotik metastazlar – Omurgada metal implant v.b maddeler bulunması – Paget hastalığı – Lenf nodlarında kalsifikasyon Kemik mineral yoğunluğu ölçümü yapılabilen radyolojik yöntemler: – Dual-energy X-ray absorptiometry (DXA veya DEXA): Çift ışın (çift enerji) absorbsiyometri: Yukarıda açıklanan ve en sık kullanılan yöntemdir. Enerji kaynağı X-ışınlarıdır. – Quantitative computed tomography (QCT) : Kantitatif bilgisayarlı tomografi : X ışınları ve bilgisayarlı tomografi kullanılarak yapılır. QCT ile hacimsel ölçüm (üç boyutlu) yapılır ve KMY sonucu gr/cm3 olarak verilir. Dejeneratif değişiklikler ve aort kalsifikasyonundan v.b etkilenmemesi avantajıdır. İşlemin daha uzun sürmesi ve aletin daha pahalı olması bir dezavantajdır ayrıca hasta DEXA yöntemine göre daha fazla radyasyona maruz kalır. – Qualitative ultrasound (QUS) : Kantitatif Ultrasonografi – Single photon absorptiometry (SPA): Tek Foton Abzorbsiyometri – Dual photon absorptiometry (DPA) : Çift  Foton Abzorbsiyometri (DPA) – Digital X-ray radiogrammetry (DXR) – Single energy X-ray absorptiometry (SEXA): Tek Enerji (tek ılın) X-Ray Abzorbsiyometri – Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) Kemik yoğunluğu ölçümü (kemik taraması) hangi merkezlerde ve hangi bölümde yapılır? Menopoza giren hastalar genellikle jinekolojik muayene sırasında kadın doğum polikliniklerinde bu testi yaptırırlar. Ancak fizik tedavi ve ortopedi bölümleri de kemik taraması gerektiğinde yapmaktadır. Devlet hastanelerinin ve özel merkezlerinin çoğunda bulunan yaygın bir tetkiktir günümüzde. İlgili Konular: – Kemik Erimesi (Osteoporoz) – Kemik Erimesi Nedenleri Bu sitedeki yazıların her hakkı saklıdır, izinsiz kullanılamaz: Yasal uyarı

Ссылка на основную публикацию
Похожие публикации