Андрей Смирнов
Время чтения: ~34 мин.
Просмотров: 0

Cilt (Deri) Hastalıkları Çeşitleri Nelerdir? Belirtileri ve Bitkisel Tedavileri

Hormon bozukluğu belli başlı hastalıklardan ve vücutta diğer hormonların seviyelerinde olan yükseklik ve düşüşlerden dolayı meydana gelir. Bu durumun tedavi edilmesi gerekir.

Hormon Bozukluğu Nedir?

Hormon bozukluğu oldukça geniş bir kavramdır. Hormon bozukluğu sorunları sonrası yaşayan kişilerde birçok sorun meydana gelir. Hormon bozukluğu sorunun olup olmadığını belirlemek adına belli başlı belirtileri göz önüne almak gerekir. Hormon bozukluğu tüylenme, memede tüylenme, karın ağrısı, cinsel isteksizlik, adet gecikmesi gibi belirtiler ile kendine belli eder. Bunlar kadın da görülen belirtilerdir. Erkeklerde hormon bozukluğu sorunu yaşanabilir. Bunun sonucunda da özellikle memede tüylenme sorunları meydana gelebilir. Aşırı düzeyde memede ya da farklı bölgelerde meydana gelen tüylenme sorununa hirsutismuz adı verilir. Bunun sonucunda yapılan testlerde değeler genelde normal düzeyde çıkar. Her tüylenme sorunu hormon bozukluğu olarak nitelendirilemez. Bundan dolayı da detaylı şekilde tetkik yapılması gerekmektedir. Erkeklerde hormon bozukluğu ya da kadınlarda hormon bozukluğu sorunu için her daim detaylı şekilde hormon bozukluğu testi ve tetkiki yapılması gerekir. Kadınlarda ve erkeklerde hormon bozukluğu sorunu sonucunda gerekli olan tedaviye kısa süre içinde başlanması en önemli olan detaydır. Ayrıca meydana gelen belirtilerde tedavi ile ortadan zaman içinde kaybolmaya başlar.

Hormon Bozukluğu Nelere Sebep Olur?

Kilo alımı; bu sorun insan metabolizmasında önemli düzeyde rol oynar. Özellikle böbrek üstü bezleri ve tiroitlerde sorunlara yol açar. Göbek yağlarının erimemesi, ani şekilde kilo alımı ya da kayıplara, sindirim sorunları, şişkinlik, hazımsızlık, ani şekilde acıkma, şeker ihtiyacı gibi sorunlar meydana gelir.

Uyku sorunları; kişilerin gün içindeki enerjilerini ve ne zaman yatağa girmesi gerektiğini ayarlayan günlük ritimler hormonlar ile alakalıdır. Bundan kaynaklı olarak da uyku apnesi, narkolepsi, aşırı düzeyde uyuma ve insomnia gibi sorunlara sebep olur.

Ruh halinde değişimler; hipotiroidi, aşırı düzeyde dopamin ve serotonin kişilerde duygu durumlarında dalgalanmalara sebep olacaktır. Bu sorun kişileri ani bir şekilde depresyona sürükleyebilir.

Cinsel arzularda değişimler; üreme sisteminin düzenli şekilde çalışabilmesi adına hormonların düzgün şekilde salgılanması gerekir bu durum çocuk sahibi olmak adına da gereklidir. Cinsel isteksizlikte bu anlamda detay olarak kişilerin yaşamında yer alır. Arzularda azalmaların başlaması ve cinsel isteksizlik oluşması çok normaldir. Bu durum erkeklerde ve kadınlarda farklı farklı ortaya çıkar. Buna cinsel hormon bozukluğu adı verilir.

Hormon Bozuklukları Neden Meydana Gelir?

Beslenme; koruyucu içeren, paketlenmiş ve şekerli olan gıdalar insanların vücut fonksiyonları konusunda oldukça etkilidir. Zaman içinde hormonlarda bozulmalara yol açar. Ayrıca mineral ve vitamin açısından eksikliklerin olması, proteinsiz kalmak ve yağsız beslenmek de sorunlara yol açar.

Toksinler; ciltte geçirgenlik, soluma ve ağız yolu ile alınan toksinler hormonlarda bozulmalara sebep olur. toksik etkili olan bazı maddeler;

  • Plastik
  • Antibiyotikler
  • Cilt kremleri
  • Parfümler
  • Makyaj malzemeleri
  • Koruyucu içeren ve işlenmiş olan gıdalar
  • Kıyafet boyaları
  • Temizlik ürünleri
  • Teflon tavalar

Endokrin hastalıklar; endokrin fazlalığı ya da endokrin eksikliklerinden kaynaklı olarak meydana gelen hastalıklar da bozulmalara sebep olabilir. Hormonlarda meydana gelen sorunlara sebep olan hastalıklar içinde;

  • Graves hastalığı
  • Addison hastalığı
  • Hipoglisemi
  • Kemik erimesi
  • Haşimoto hastalığı
  • Guatr
  • Hipertiroidi, hipotiroidi
  • Paratiroidi
  • Cushing sendromu
  • Turner sendromu
  • Şeker hastalığı
  • Tiroid, rahim, yumurtalık ve meme kanseri

Diğer etkenler; hormonların birbirleri ile uyum içinde olması da çok önemlidir. Bir hormonda çıkan sorun diğerlerinde de sorunlara yol açar. Bunun haricinde aşağıda bulunan detaylarda sorunlara yol açabilmektedir.

  • Elektrolit dengesizlikleri
  • Doğum kontrol ilaçları
  • Bulaşıcı hastalıkları
  • Aşırı kilo
  • Aşırı stres

Hormon Bozukluğu Tedavisi

İnsan vücudunun sağlıklı olması adına birçok hormon birbirleri ile denge içinde olmalıdır. Bundan dolayı da bir hormonda azalma ya da çoğalma meydana geldiğinde sıkıntılar ortaya çıkar. Bu sıkıntıların saptanması için kan tahlili yapılması gerekir. Ayrıca endokrin ile alakalı hastalıklar söz konusu ise tanı koyulur ve tedavi başlanır.

Beslenme ve bitkisel takviyeler;

Maca kökü; salgılanmasın artmasını sağlar. Doğurganlığı arttırır ve tiroidlere iyi gelir.

Omega 3; hormonların üretilmesi adına gereklidir. Zeytinyağı, ceviz, keten tohumu ve balıkta sık şekilde bulunur.

D vitamini; hipofiz bezini olumlu şekilde etkiler. Düşük düzeyde olan östrojenin meydana gelen belirtileri de ortadan kaldırır.

Hayıt; progesteron hormonu konusunda olumlu düzeyde etkiler gösterir. Hipofiz bezi üzerinde etkilidir. Ayrıca progesteron ve östrojen hormonu konusunda etkilidir.

Adaptojen bitkiler; bu bitkiler başta kortizal değerleri olmak üzere birçok hormon konusunda etkilidir ve denge sağlamak adına kullanılır.

Sarımsak ve kırmızı üzüm; toksin attırıcı özelliği bulunduğu için kullanılır.

Hint Fesleğeni; duyguların durumlarını düzenlemek adına kullanır ve kortizal değerlerini dengede tutar.

Gün ışığı; güneşten alınacak olan ışık D 3 vitaminin üretilmesi adına gereklidir. D 3 vitamini hormon gibi hareket etmektedir. Bu vitamin metabolizmayı düzenleyen ve tiroitleri düzenleyen etkilere sahiptir. Serotonin hormonunun düzenli salgılanmasın ı da sağlar.

Tüm bunların yanı sıra ilaç tedavileri de kişiye özel olarak uygulanır. Ayrıca hormonlardan kaynaklı olarak meydana gelen sorunlardan kurtulmak adına lazer ile tüylerden kurtulma gibi çözümlerde kullanılmaktadır. Özellikler erkekler ve kadınlar tüyler için son dönemler lazeri daha çok tercih etmektedir.

Yüz kemikleri içerisinde ve burunun iç yapısını oluşturan kemiklerdeki hava boşluklarına sinüs diyoruz. Sinüsler burnun her iki yanında ve 4 ayrı isimde bulunurlar. Burnun hemen yan taraflarında bulunan ve sinüslerin en büyüğü olan maksiller sinüstür. Bunun dışında burnun üst tarafında alın kemiği içinde bulunan sinüse frontal sinüs, burnun arka ve üst tarafında bulunan ve orta hatta tek olan sinüse sfenoid sinüs denir. Ayrıca burnun yan üst taraflarında bir çok küçük boşluktan ibaret bölümlere de etmoid sinüs denir. Bütün sinüsler bir delik aracılığı ile burun içine açılırlar. Sinüslerin; havayı ısıtarak akciğerlere ulaşmasını sağlamak, nemlendirmek ve insan sesinin tınısını ayarlamak gibi görevleri vardır. Bu içi hava dolu odacıkların burunla ilişkisini sağlayan ve hava giriş çıkışına olanak tanıyan buruna açılan ağızları vardır. Uzun süren ve iyi tedavi edilmeyen nezle sonrası, alerjik nedenlere bağlı burun iç mukozasının ve burun etlerinin şişmesi, yapı olarak yatkınlık gibi bazı nedenlere bağlı olarak burun ile sinüslerin hava alışverişi kesintiye uğradığında bu hava boşluklarında mikroplar üremeye başlar ve sinüsler iltihaplanır. Bu duruma SİNÜZİT adını veriyoruz. Sinüs iltihaplanmasının nedeni bakteriler ya da virüsler olabilir. Sinüzlerin fonksiyonları tam olarak aydınlatılmış değildir. Ancak sesin resonansının sağlanması, solunum havasının nemlendirilmesi ve ısıtması ile zararlı partiküllerin tutulması gibi görevleri vardır. Ayrıca baş ağırlığının azaltılması işine de yararlar. Bütün sinüsler içinini döşeyen mukozalar hergün belli oranda salgı yaparlar. Bu salgılar burun içine dökülerek oradan da boğaz ve mideye giderler. Sinüzit Belirtileri Bir aydan kısa süren sinüzite akut, daha uzun süren sinüzitlere ise subakut ve kronik diyoruz. Sanıldığının aksine sinüzitlerin en sık belirtisi baş ağrısı değildir. Hatta baş ağrısı sinüzitte nadiren görülen bir bulgudur. En sık görülen bulgular:

  • Burun tıkanıklığı
  • Sarı, yeşil renkli veya kanlı burun akıntısı
  • Göz çevresinde ve yanaklarda ağrı
  • Kafada basınç hissi
  • Öne eğilmekle artan yüz ağrısı
  • Kötü ağız kokusudur
  • Bazen de kuru öksürük, hafif ateş ve geniz akıntısına bağlı mide bulantısı iştahsızlık gibi yakınmalar görülebilir.

Teşhis Nasıl Konulur?

Hastanın şikayetleri ve muayene bulgularına göre sinüzit düşünülse bile kesin teşhis radyolojik olarak çekilen filmlerler konur. Özellikle tedaviye cevap vermeyen veya ameliyat düşünülen hastalarda mutlaka bilgisayarlı tomografi çekilmelidir. Bilgisayarlı tomografi burun içi ve sinüsler hakkında bize çok faydalı bilgiler vermektedir. Sinüzitin Önlenmesi İçin Yapılabilecekler Sinüziti önleme konusunda özellikle burun ile sinüsler arasındaki kanallarda bir darlık ve bünyesel yatkınlığınız varda daha duyarlı olmalısınız. Alerji probleminiz varsa bu konuda gerekli önlemleri almalı ve gerekiyorsa alerji testi tedavisi yaptırmalısınız. Özellikle kış aylarında ısıtıcıların yol açtığı kuru hava sinüs enfeksiyonlarına zemin hazırlar. İdeal nem oranı olan %35-%50 seviyelerini sağlayabilmek için evinizde nemlendirici cihazlar ya da basitçe kış aylarında ısıtıcıların üzerinde su dolu kaplar bulundurabilirsiniz. Sinüzite sık yakalanan kişilerin yazın özellikle havuzda derine dalmaması ve kafasını suya sokmaması önerilir. Sinüzit Tedavisi Soğuk algınlığı, nezle durumunun 10 günden uzun sürmesi halinde mutlaka doktora başvurulmalıdır. Sinüzit pek çok kişinin sandığı gibi tedavisi mümkün olmayan bir hastalık değildir. Özellikle kronik sinüzitlerde en önemli konu sinüzite neden olan ana nedenin ortadan kaldırılmasıdır. Akut sinüzitlerde ilaç tedavisi üç haftaya kadar çıkabilen antibiyotik, burun damlaları ve alerji önleyici ilaçlarla yapılır. Ancak hava yollarını tıkayan burun eti büyümesi, burun kemiği ve kıkırdağında eğrilik, alerji gibi nedenler varsa tedavi sonrasında bu nedenlerin ortadan kaldırılması sinüzitin kronik bir hastalık halini almasını önleyecektir. Kronik sinüzitlerde bazen burun polibi denilen et büyümeleri de eşlik eder. Bu tip durumlarda tedavi cerrahidir. Özellikle son 10 yıldır sinüzit cerrahisinde endoskoplar kullanılmakta ve yapılan ameliyata Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahisi (FESC) adı verilmektedir. Burun içine sokulan bir kamera aracılığı ile monitörden amaliyat yapmaya imkan veren endoskopik cihazlarıla yapılan bu teknik, sinüslerin havalanmasını engelleyen nedenlerin çözümü konusunda oldukça iyi bir olanak tanımakta ve sonuçlar başarılı bir operasyon sonrasında oldukça yüz güldürücü olmaktadır.

Anestezi Endoskopik yöntemle (görüntü, muayene ve ameliyat) hem burun içi gibi dar ve karanlık bir yerde çalışmayı kolaylaştırmaktadır. Hem de sinüse yola açan asıl faktör düzeltilip diğer sağlam bölgelere dokunulmamaktadır. Bu ameliyat hem lokal hem de genel anestezi ile yapılabilmektedir. Ameliyatta en önemli amaç sinüs ağızlarının açılmasını sağlamak ,sinüslerin içini temizlemektir. Genelllikle sadece burun içinden girmek yeterlidir. Bazen maksiller sinüse girmek için dudak altından çalışma gerekebilir. Bu yöntemle burun içindeki et, kemik eğriliği gibi diğer hastalıklar da tedavi edilebilmektedir. Ameliyattan sonra hekimin tercihine göre burun içine tampon konabilir. Ameliyattan Sonra Nelere Dikkat Etmelidir?

Bağışıklık sisteminin zayıflaması hastalığa zemin hazırlarken, tedavinin aksatılması mikrobun dirençli hale gelmesine yol açıyor.

image

İnatçı öksürük, kanlı balgam çıkarma, gece terlemeleri, iştahsızlık, kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtilerle ortaya çıkan tüberküloz yani verem hastalığı; kişiden kişiye öksürük yoluyla havaya yayılan içinde mikropların bulunduğu damlacıkların nefesle alınması sonucunda bulaşıyor.

Tüm dünyada yaklaşık 2 milyar, ülkemizde ise 12-15 milyon kişi verem mikrobu taşıyor!

Güneş ışığı ve oksijen verem mikrobunun düşmanı

Tüberküloz ya da halk arasında bilinen adıyla verem, mikrobik bir hastalıktır. Bu mikrop hastaların öksürük, hapşırık veya bazen konuşurken etrafa yaydıkları içinde mikrop bulunan damlacıkların sağlıklı kişilerin nefes yoluyla almasıyla bulaşmaktadır.

Mikrobu alan her kişi mutlaka hasta olmaz. Alınan mikrop vücutta yıllarca uykuda kalabilir ve vücut direnci düştüğünde hastalığa dönüşebilir.

Dünya nüfusunun 3’te 1’inin verem mikrobu taşımakta olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de bu taşıyıcılarda yeni hastalık ortaya çıkma oranı 100.000’de 17’dir.

Havada duran bu damlacıklar özellikle güneş almayan nemli ve kapalı ortamlarda, kalabalık bölgelerde daha hızlı yayılmaktadır. Güneş gören ortamlarda ise yayılma olasılığı düşüktür çünkü UV ışınları mikropların hızla yok olmasına yol açmaktadır.

image

Bu mikroplar belli bir süre vücutta kalır ve vücut direncinin düşmesi durumunda genellikle akciğere, akciğere alındıktan sonra da kan veya lenf yoluyla diğer organlara da geçebilir. Kemiklere, lenf bezlerine, böbreklere ve bazen beyine kadar gidebilmektedir. Veremli bir kişinin kullandığı bardak, kaşık, tabak gibi malzemeleri kullanmakla, ya da kan yoluyla bulaşma olmaz.

Böbrek ya da kemik ağrıları olabilir

Çoğunlukla akciğerler tutulduğu için belirtileri de akciğerle ilgilidir. 2-3 haftadan uzun süren ve tedaviye yanıt vermeyen öksürük, sık sık balgam çıkarma, balgamda kan görülmesi, çok yüksek olmasa bile ateş, gece terlemeleri, iştahsızlık, kilo kaybı, halsizlik, yorgunluk, bazen göğüs ve sırt ağrıları gibi belirtilerle ortaya çıkmaktadır.

Eğer akciğer dışında bir organı tuttuysa, tuttuğu organla ilgili belirtiler ortaya çıkabilir. Örneğin; böbrek tutulumunda idrarda kan, böbrek ağrıları; lenf bezlerini tutmuşsa, boyundaki, koltuk altındaki ve kasıktaki lenf bezlerinde şişme görülebilir. Kemik tutulumu varsa kemik ağrıları ve bazen kırıklar bile oluşabilir.

PPD testinin pozitif olması verem olduğunuz anlamına gelmez

Verem belirtileriyle doktora başvuran hastalarda tanı için öncelikli olarak yapılması gereken akciğer filminin çekilmesidir. Bunun yanı sıra hasta balgam çıkarıyorsa balgamda mikrop araması yapılmaktadır.

Bir de “PPD cilt testi” vardır ama cilt testinin pozitif olması mutlaka hastalık olduğu anlamına gelmez. Sadece verem mikrobuyla karşılaştığını gösterir. Tüm nüfusun 3’te 1’inin taşıyıcı olduğu düşünüldüğünde bu testin birçok kişide pozitif çıkması olasıdır.

Bebeklere doğumdan 1-2 ay sonra verem aşısı denilen BCG aşısı uygulanmaktadır. Bebekken aşı yapılmış kişilerde de PPD testinin pozitif çıkması kişinin hasta olduğu anlamına gelmez.

Aşı yapılmaması durumunda çocuklar verem mikrobuna karşı savunmasız kalacağı için mikropla karşılaştığında mikrop tüm organlara (miliyer tüberküloz) ve beyin zarına yayılarak (menenjit tüberküloz) daha ölümcül bir hastalığa yol açabilir.

İlaçlar düzenli ve kesintisiz kullanılmalı

Verem tedavisi gözetimli olarak yürütülmesi gereken oldukça önemli bir konudur. Verem tanısı alan hasta her bölgede ilgili merkezlere yönlendirilmektedir. Hasta buradan ilaçlarını almakta ve düzenli kontrollerini yaptırmaktadır.

Tüberküloz tedavisine en az 4 ilaçla başlanmakta ve bu ilaçların dozları hastanın boyuna ve kilosuna göre ayarlanmaktadır. Bu durumda hasta başlangıçta neredeyse bir avuç ilaç içebilmektedir.

Bu yaklaşık 2 aylık geçici bir süreçtir. İlaçların kesintisiz olarak mutlaka kullanılması gerekmektedir. Tedavide 2 ay sonra 2’li ilaca düşülmektedir. Bu ilaçların kullanımı da yaklaşık 4 ay olmak üzere toplam tedavi 6 ay devam etmektedir.

İlaçlar düzenli olarak ve süresi boyunca kullanılmazsa ilaca karşı direnç gelişebilmektedir. Bu durum kanserden daha tehlikeli bir hastalıktır. İlaca dirençli hale gelmiş verem, hastanın çevresindeki kişiler açısından da büyük bir tehlike oluşturmaktadır.

Çünkü bu durumda bulaşan mikrop ilaca dirençli mikroptur. AIDS ve diğer birçok mikrobik hastalıktan daha tehlikeli bir durumdur. Dirençli tüberkülozda tedavi süresi 2 yıla kadar uzayabilmektedir.

Koruyucu tedavi uygulanmazsa çocuklarda çok hızlı ilerliyor

Verem, bildirimi zorunlu ve tamamen tedavi edilebilen bir hastalıktır. Geçmişte ilaçların yetersiz olması sebebiyle tedaviye ek olarak özel beslenme programları, ormanlık alanlarda hastaların istirahat etmesi tavsiye ediliyordu.

Bu uygulamaların tedaviye kısmen faydası olsa da tedavi edici niteliği bulunmamaktadır. Verem tedavisinde kullanılan ilaçlar bulantı gibi yan etkilere ve karaciğer rahatsızlıklarına yol açabilmektedir.

Bu nedenle ilaca başlandıktan 1 hafta sonra mutlaka karaciğer fonksiyonlarına bakılmalıdır. Bir diğer önemli konu; kişiye verem tanısı konulduktan sonra tüm ailesinin ve yakın çalışma arkadaşlarının mutlaka taramadan geçmesidir. Bu tarama akciğer filmi veya deri testiyle yapılabilmektedir.

Veremli kişiyle aynı evde yaşayan çocukların 3-6 ay süreyle koruyucu tedavi olarak ilaç kullanmaları gerekmektedir. Çocuklarda koruyucu tedavi kesinlikle ihmal edilmemelidir. Çocuklarda verem yetişkinlerdeki gibi hemen belirti vermez ve çok hızlı ilerler. Beyin zarını tutan menenjit tüberkülozuna ya da tüm vücuda yayılan miliyer tüberküloza dönüşmemesi için erken dönemde önlem alınmalıdır.

Tüberküloz (‘verem’) belirtileri nelerdir? Tedavisi nasıldır?

Çeşitli fiziksel ve psikolojik etkenlerden dolayı cilt yani deri üzerinde meydana gelen rahatsızlıklar genel anlamda cilt hastalıklarını oluşturur. Cilt hastalıkları stres, kötü beslenme, zararlı alışkanlıklar ve uykusuzluk gibi olumsuz etkenler nedeniyle meydana gelmektedir. Bununla birlikte genetik faktörler nedeniyle de cilt yani deri hastalıkları görülebilir.

Deri hastalıkları başka bir hastalığın belirtisi veya sonucu olarak da kendisini belli edebilir. Dünya üzerinde yaygın bir şekilde görülen cilt hastalıkları arasında sivilce, egzama, kurdeşen dökülmesi, mantar, Sedef hastalığı, isilik, zona hastalığı, Behçet ve vitiligo sayılabilir.

Bu hastalıklar cilt üzerinde tahriş görünümüne neden olmakla birlikte zaman zaman ağrı ve acı hissi de yaşatır. Cilt hastalıklarının büyük bir kısmı bulaşıcı olma özelliği gösterir. Kimi cilt hastalıkları yüz ve çevresinde başladıktan sonra vücudun diğer kısımlarına yayılma gösterebilir.

Mantar ve Sedef hastalığı gibi deri rahatsızlıkları ise cilt ile birlikte tırnak ve saç yapısını da etkilemektedir. Tüm deri hastalıkları ortak özelliklere sahip olmakla birlikte, birbirinden ayrılmasını sağlayacak belirgin belirti ve sebeplere de sahiptir. Örneğin egzama ve Sedef hastalığında cildin pul pul döküldü görülürken, akne hastalığı daha çok iltihaplı bir durumu temsil etmektedir.

Bütün cilt hastalıkları tıbbi yöntemlerle araştırılmalı ve tedavisinde de aynı anlayış + uygulanmalıdır. Cilt hastalıklarına neden olan sebepler çok geniş çapta sayılabilir. Yanlış bir temizlik malzemesi kullanımı bile cilt hastalıklarına neden olabilir.

Cilt hastalıkları genellikle kızarıklık ve kaşıntı gibi en temel belirtiler ile kendisini gösterir. Hemen hemen her cilt hastalıkları belirtileri içerisinde kaşıntı olmaktadır. Bu kaşıntıya kaşıyarak cevap verilmesi halinde belirtiler daha fazla kızarıklık ve şişlikler ile devam eder. Aynı zamanda cildin pul pul dökülmesi, sivilceye benzer oluşumlar, iltihaplanma, yer yer kanamalar, dokunulduğu zaman sızı ya da acı hissi olması ve iltihap akması da cilt hastalıkları belirtileri arasında yer alır.

Cilt hastalıkları bitkisel tedavisi konusunda pratik ve faydalı uygulamalar yerine getirilebilir. Bu konuda birçok bitki, yağ, kür ve merhem fayda sağlar. Cilt hastalıklarının bitkisel tedavisi için önerilen doğal yöntemler hem pratik hem de ekonomik olacaktır. Bitkisel tedavi yöntemleri ne kadar güvenilir olursa olsun, bu yöntemlere de tıbbi bir bakış açısıyla yaklaşmak en doğrusu olacaktır.

Daha çok gelişme çağındaki bireylerde görülen akne sorunu aslında her yaş grubu için riskli bir cilt hastalığıdır. Karbonat akne sorununu gidermek için büyük ölçüde fayda sağlar. Bir tatlı kaşığı karbonat içerisine iki tatlı kaşığı su ve birkaç damla limon ekledikten sonra haftada bir kez yüz üzerine sürüp 10 dakika bekletmek çok iyi gelecektir.

Egzama hastalığı, cildin pul pul dökülmesi ile birlikte kendisini gösteren bir rahatsızlıktır. İltihaplanma ve ağrıları azaltmak için aloe vera içeren bitkisel tedavi yöntemleri çok fayda sağlar. Doktorlar da içerisinde aloe vera bulunan kremleri önermektedir.

Vücudun hiçbir sebep yokken farklı noktalarında çıkan benler için büyük ölçüde önlem almak amacıyla karbonat içeren maskeler iyi gelebilir.

Vücudun pigmentleri ile alakalı olan bir hastalık olarak bilinen vitiligo rahatsızlığı için iki yemek kaşığı kırmızı kil tozu ve bir çorba kaşığı zencefil suyunun karıştırılması gerekmektedir. Bu karışım sabah ve akşam olmak üzere iki kez yüze sürülüp 10 dakika bekletilmelidir.

Virüslerin sebep olduğu bir cilt hastalığı olarak bilinen zona hastalığı, enfeksiyon açısından tehlikelidir. Bu nedenle antibiyotik etkisi yaratacak yöntemler uygulanmalıdır. Soğan ve sarımsak ile buğdayı unu hem kaşıntıyı alması hem de iltihabı engellemesi açısından tercih edilebilir.

Ürtiker adı ile de bilinen kurdeşen hastalığı için özellikle kaşıntıyı alması ve kızarıklığın giderilmesi açısından soğan içeren kürler ve soğuk kompresler faydalı olabilir. Bununla birlikte elma sirkesi, papatya ve buğdayı unu da kurdeşen için iyi gelecektir.

Daha çok yarattığı kaşıntı ve kızarıklık ile bilinen isilik hastalığı için buz kompresi uygulamak ve papatya içeren kremler sürmek iyi gelebilir.

Genellikle enfeksiyon ve iltihap içeren cilt hastalıkları dendiği zaman mantar oluşumu ilk sıralarda yer alır. İltihapların ve mikropların engellenmesi için mantar hastalığına sarımsakla hazırlanan kürler çok iyi gelmektedir.

Önemli cilt hastalıklarından birisi olan Behçet hastalığı iltihaplı bir cilt rahatsızlığıdır. Behçet hastalığı için dut kurusu ve tane karabiber ile hazırlanan kürler iyi gelebilir. Bu iki malzeme özellikle iltihapların engellenmesi açısından fayda sağlar.

Cildin soyularak yara almış görünümüne neden olan Sedef hastalığı için zerdeçal, zeytin yağı ve çay ağacı yağı ile hazırlanan kürler büyük ölçüde fayda sağlar.

Uçuk Nedir?

Uçuk, Herpeks Simpleks adlı virüsün özellikle dudak üzerinde ve çevresinde meydana getirdiği bir cilt hastalığı olarak bilinir. Hastalığı bir virüs sebep olduğu için bulaşıcı olma özelliği de göstermektedir. Bu nedenle dikkate alınması gereken bir hastalık olarak bilinir. Uçuk çıktıktan sonra dudak veya deri üzerinde birçok belirti ile birlikte kendisini göstermeye başlar. Uçuk belirtileri görüldükten sonra geç kalınmadan tıbbi bir müdahale yapılması şarttır.

Gereken tedavi yöntemlerinin uygulanmasına rağmen uçuğun iyileşmesi en az bir haftalık bir süre gerektirmektedir. Özellikle grip ve benzeri soğuk algınlığı hastalıkları öncesinde uçuk çıktığı görülebilir. Bununla birlikte kişisel temizliğe ve hijyene dikkat etmemek, ağır ve zararlı kimyasal içeren cilt ürünleri kullanmak, sivilce ve benzeri cilt problemleri, sağlıksız beslenme ve kansızlık gibi etkenler nedeniyle de uçuk çıktığı görülebilir. Özellikle dudak çevresinde uçuk çıktıktan sonra konuşmak, gülmek ve ağız çevresini hareket ettirmek daha zor hale gelir. Uçuğun olduğu bölüm hareket ettikçe acı hissi yaşatacaktır.

Uçuk Belirtileri Nelerdir?

Dudak veya cilt üzerinde uçuk çıkmaya başladıktan sonra ilk olarak o bölgenin kaşınması ile belirtiler başlar. Daha sonra uçuğun çıkacağı bölgede hafif kızarıklıklar ve şişlikler görülebilir. Bu kızarıklıklar zamanla iltihaplı su torbalarına dönüşmektedir. İltihap cilt üzerine tamamen yerleştikten sonra daha kırmızı ve yara görünümlü bir hal alacaktır.

Birçok uçuk üzerine hafif dokunulduğunda bile sızı yaratmaktadır. Bununla birlikte çok fazla dokunulduğunda yayılma riski de artar. Uçuğun çıktığı bölgenin daha sıcak olması, hafif ateş yükselmesi ve uçuğun olduğu bölgenin hafif bir şekilde sızlaması da uçuk belirtileri arasında yer almaktadır. Uçuğun belirtileri başladıktan hemen sonra müdahale edilmesi daha kolay ve kısa sürede iyileşmesi açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle uçuk belirtileri konusunda her birey bilinçlenmeli ve kendisinde herhangi bir belirti fark ettiğinde hemen gereken müdahaleyi sağlamalıdır.

Virüs kapılması veya hijyenik bazı ihmaller nedeniyle çıkan uçuk, stres ve uykusuzluk gibi problemler nedeniyle de çıkabilir. Fiziksel etkenler kadar psikolojik etkenler nedeniyle de uçuk problem yaşanabilir. Gelişme çağında olan bireylerin beslenmesine dikkat etmemesi ya da vücutlarında meydana gelen bazı eksiklikler sonucunda uçuk problemini çok sık yaşadığı görülür. Böbrek, akciğer ve kalp hastalıklarının belirtileri arasında da yer alan bir sorundur ancak tek başına yeterli değildir.

İnsanlar uçuğun daha hızlı ve kolay bir şekilde iyileşmesi için genellikle bitkisel tedavi yöntemleri konusunda araştırma yaparlar. Uçuk için bitkisel tedavi dendiği zaman akla ilk olarak sarımsak mucizesi gelecektir. Doğal bir antibiyotik olarak bilinen sarımsak sayesinde uçuğa neden olan virüsleri büyük ölçüde engellemek mümkün olacaktır. Ancak sarımsağın beklenen faydayı gösterebilmesi için uçuk henüz yeni başlarken yaralı bölgeye hafif hafif bastırmak gerekmektedir.

Uçuk çok ilerlediğinde sarımsak etki etmeyecektir. Aynı şekilde yağsız süt uçuğa iyi gelecek bitkisel tedavi yöntemlerinden birisidir. İçerisinde alo vera ve C vitamini bulunan bitkisel kürler ile uçuk oluşumunu büyük ölçüde engellemek mümkün olacaktır. Bu nedenle uçuk belirtileri başladığı zaman bol bol C vitamini içeren besinler tüketilebilir.

Uçuk Çıktıktan Sonra Ne Yapmalı?

Kendisinde uçuk çıkan bireyler kişisel temizliğine ve hijyenine çok daha dikkat ederek günlük yaşamına devam etmelidir. Uçuk bulaşıcı bir hastalık olduğu için kişisel malzemelerini kendisinden başka hiç kimse kullanmamalıdır. Havlu ve benzeri eşyalar günlük olarak değiştirilmelidir.

Uçuk üzerinde çok fazla sıcak veya soğuk malzemeler dokundurulmamalıdır. Bununla birlikte doktor onayı almamış herhangi bir tedavi yöntemi uygulanmamalıdır. Bunun gibi yanlış hamleler virüs içeren uçukların daha tehlikeli bir hal almasına neden olabilir. Uçuk genellikle iyileştikten sonra deri üzerinde iz bırakmaz. Ancak uçuk bölgesi ile çok fazla oynamak ve yarayı kanatmak gibi yanlış hamleler hafif iz kalmasına neden olabilir.

Uçuk için kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmemesi ve tıbbi anlamda onay verilen uygulamalarla iyileştirilmeye çalışılması en doğrusu olacaktır. Böylelikle beklenen süre içerisinde uçuğa neden olan virüs yok olarak iyileşme görülebilir.

Anasayfa » Sağlık » Uyuz Hastalığı Ve Tedavisi image

Uyuz hastalığı, uyuz nasıl tedavi edilir, uyuz nasıl bulaşır, uyuz nasıl geçer, halk arasında bilinen adı ise  “gidişik” hastalığı bir tür parazitin deri altına yerleşerek kaşıntıya neden olduğu bilinen bir tür cilt yani deri hastalığıdır. Bu cilt hastalığına neden olan parazit çok küçüktür ve asla göz ile görünmez bulaşıcı bir hastalık olan uyuz insandan insana bulaşabilir.

Uyuz hastalığı genel olarak ellerde, koltuk altlarında, karın bölgesinde ve el ayak parmak aralarında sıkça bulunur ve kaşıntıya sebeb olur bu kaşıntı insana çok büyük rahatsızlık verir. Aşırı şekilde kaşımak sonucu iltihapa neden olabilir. Uyuz hastalığı nasıl olur sorusuna kısaca cevap vermek gerekirse uyuz hastalığına sebep olan parazitin deri altına yerleşerek kaşıntıya neden olan bir cilt hastalığıdır. Uyuz hastalığına neden olan parazit çok küçüktür ve asla gözle görülmez.

Uyuz 0,2 mm boyunda bir parazittir. Kesinlikle sadece cilt temasıyla bulaşır diye birşey yok tabiki. Genellikle gençlerde cinsel temasla ve aynı giysileri giymekle bulaşabilir. Uyuz hastalığına yol açan mikrop açık hava solunumu yaptığı için cildin derinliklerine dalamaz. O yüzden sadece cilt katmanları arasına tünele benzeyen birtakım yollar açabilir. Uyuz parazitleri, giysilerde 3 gün süresince yaşayabilir.

Uyuz hastalığının tedavisi basit ve kolaydır genel olarak krem şeklinde verilen ilaçlarla hastalıktan kurtulmak mümkündür. Burada dikkat edeceğiniz konu kremi kullanmadan önce vücudun temiz olması ayrıca banyodan sonra ise iyice kurulandıktan sonra kremi kullanmaya özen göstermelisiniz. Size verilen ilaçı gece kullanmanız tavsiye edilir çünkü uyuz hastalığı geceleri dahada şiddetlenir.

Uyuz hastalığı tedavi edilen bir hastalık olmasına rağmen tekrardan nüksetme durumu vardır. Bu hastalıktan korunmak için mümkün oldukça

  • Uyuz hastalığına yakalanan kişilerin özel eşyalarını asla kullanmayın.
  • Hastanın bütün eşyaları kaynar suda yıkanmaları ve ütülenmelidir.
  • Uyuz olan kişiler ile yakın temastan kaçının,elini sıkmak bile bulaşması için yeterlidir.
  • Evde yıkanması zor olan eşyaları mutlaka ilaçlayınız.
  • Hasta olan kişilerin mümkün oldukça kalabalık ortamlara girmesi tavsiye edilmez.
  • Sık sık banyo yapılmalı ve bütün kıyafetler banyodan sonra değiştirilmelidir.

Uyuz tedavisinde kullanılan kremlerin çeşidi çok olsa da en etkili krem metrin deri merhemidir. Uyuz mikrobu Vücutta çok uzun süre yaşayabilir, ama insanların bu kaşıntıya karşı dayanması çok zordur dayanılmaz bir kaşıntı hissi oluşur. Uyuz kremi tamda bu devrede çok etkili ve rahatlatıcı etki göstererek kaşıntıyı ortadan kaldırır. Uyuz kremi yetişkinlerde tüm vücuda özellikle genital bölgeye, koltuk ve tırnaklara sürülerek bir tüpün tamamı bitirilecek şekilde sürülür ve ortalama 8 saat beklendikten sonra banyo yapılır. Uyuz kremi kullanıldığında uyuz hastalığı kesin olarak yok edilir. Eğer işinizi garanti altına almak istiyorsanız 10 gün sonra 2. defa aynı şekilde uyuz kremi tekrar kullanabilirsiniz. Uyuz tedavisinde kremi bütün aile bireylerinin kullanıması genel olarak tavsiye edilir. Uyuz kremi sürdükten sonra

Uyuz tedavi edilebilen bir hastalıktır. Uyuz tedavisi ne kadar sürer soruna cevap vermek gerekirse uyuz tedavisi ortalama olarak bir ay sürmektedir.

Uyuz tedavi kullanılan bir yöntem ise tuzlu sudur. Ülkemizde sıkça görülen bir diğer uyuz hastalığı da arpa uyuzudur. Kısa sürede uyuz belirtileri görülmeye başlar. Bu uyuz hastalığına yakalandığınızda tuzlu su ile yıkanmak çoğu zaman sorunun ortadan kalkmasını sağlamaktadır. Uyuza tuzlu su uygulamak çok eskiden beri kullanılan bir yöntemdir.

Uyuz hastalığı asla endi kendine geçmez bazen kuluçka döneminde kaşıntı azalması insanlarda iyileştiği hissi uyandırsa da uyuz kuluçka dönemimden sonra tekrar rahatsızlık verir mutlaka uyuz kremleri kullanmak ve bir doktora görünmek gerekmektedir.

Kükürtlü sabun uyuz hastalığına iyi geldiği bilinmektedir. Uyuz hastalığına yakalana kişiler bütün vücudunu kükürtlü sabun ile yıkadıklarında kaşınma hissi ortadan kalkacaktır. Kükürt pek çok deri hastalığına iyi geldiği gibi uyuz tedavisinde de çok etkilidir. Ayrıca arap sabunu ile karıştırılarak kullanmak mümkün.

Uyuza karşı sirke kullanmak diğer uyuz tedavisinde kullanılan bitkisel yöntemlerden biridir. Bir miktar kekik sirke ile beraber kaynatılır ve günde defa defa sürülür.

Uyuz hastalığına iyi gelen bitkiler ve uyuz hastalığı bitkisel tedavi yöntemleri ile uyuz hastalığından kurtulabilirsiniz. Sizlere uyuz hastalığı nasıl geçer, uyuz hastalığına iyi gelen bitkiler, uyuz için şifalı bitkiler nelerdir bilgi vermeye çalışacağım.

  • Taze kekik yaprakları ile cilt ovalanır
  • Teze nane yaprakları ile cildin her yeri ovalanır
  • Kekik ve sirke uyuz tedavisinde etkili bir yöntemdir. Bir miktar kekik ve sirke kaynatılarak vücuda sürülür.
  • Sabun otu kaynatılarak vücuda sürülür. Kaşıntı olan bölgeye sürenizde yeterlidir.
  • Sarımsak ezilerek bir miktar sirke ile beraber vücuda sürülerek kullanılır.

Sizlere bu yazımda uyuz nedir, uyuz nasıl tedavi edilir, uyuz belirtileri nelerdir uyuz nasıl geçer konuları hakkında bilgi vereye çalışırken uyuza iyi gelen bitkisel yöntemlerden bahsetmeye çalıştım. Unutmayın uyuz tedavi edilmezse belli bir süre sonra tekrar ortaya çıkar. Uyuz hastalığı kendiliğinden geçer mi diye düşünmek yerine bir doktora tedavi olarak kısa sürede uyuz hastalığını kökten yok edebilirsiniz…

BENZER KONULAR image Kalsiyum İçeren Besinler, Sebzeler, Meyveler ve Bitkiler image İdrar Yolu Enfeksiyonu Nedenleri ve Belirtileri Nelerdir? Tedavisi Nedir? image Sivrisinek Kaşıntısı Nasıl Geçer image Yağlardan Kurtulmak İçin Etkili Yöntemler ve Öneriler image Kızlık Zarı Muayenesi Dikimi Ve Fiyatları image Böbrek Ağrısı Nasıl Geçer? Böbrek Ağrısı Geçiren Öneriler

Ссылка на основную публикацию
Похожие публикации