Андрей Смирнов
Время чтения: ~44 мин.
Просмотров: 1

Ankilozan spondilit hastalarında üveit neden olur ve nasıl tedavi edilir?

Fibromiyalji birçok kişinin kabusu. Ama bu kaderiniz değil. Gelin fibromiyalji belirtilerini ve fibromiyalji tedavi yöntemlerini beraber inceleyelim.

Son zamanlarda sıklığı artmış hayalet bir hastalık ile karşı karşıyayız. Kendisi fibromiyalji ismini alan, yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren ve kronik bir hastalık.

Eğer bu hastalık ile karşılaştıysanız -yada karşılaşan birini tanıdıysanız- ne kadar kötü hissettirdiğini bildiğinize eminim.

Madem fibromiyalji bu kadar büyük bir problem oluşturuyor, size bir hekim gözüyle medikal tedaviyle beraber uygulayabileceğiniz doğal tedavi yöntemlerinden bahsetmeme izin verin.

Bu yazıda fibromiyalji nedir? sorusundan, fibromiyaljinin belirtilerine, fibromiyalji sebeplerinden, fibromiyalji tedavi yöntemlerine kadar birçok konuya değinecek, soruları cevaplayacağım.

Hazırsanız başlıyoruz!

Fibromiyalji nedir?

Fibromiyalji çok yeni bir hastalık. O kadar yeni ki 1970’lerin başında romatoid artrit adı verilen farklı bir hastalıktan ayrıldı. 1990’lı yılların başında ise tanı ve sınıflaması yapılabildi.

Hastalık genel olarak kadınlarda ve orta yaş popülasyonda (40-50 yaş) görülüyor. Ülkemizde fibromiyaljinin ortalama görülme sıklığı %1-5 arasında (1).

Genel olarak fibromiyaljideki ana belirti ise ağrı. Bu ağrı belirli bir sebebe bağlı olmaksızın, uzun süre devam eden ve ataklar halinde (başlayıp, geçen ve sonra tekrar başlayan) tarzda ortaya çıkıyor.

Ayrıca fibromiyaljinin tanısı da oldukça zor. Çünkü çoğu zaman tek semptom ağrı ve ağrının kaynağına fibromiyalji demek için birçok hastalığı dışlamak gerekiyor.

Tabi tanı konulduktan sonra hastaları büyük bir problem daha bekliyor. O da tedavi. Çünkü fibromiyalji için belirlenen ve kesin etki gösteren bir tedavi yöntemi yok.

Verileri toplayınca karşımıza şöyle bir tanım çıkıyor.

Fibromiyalji, belirli bölgelerde çıkan ağrı ve hassasiyet ile karakterize olan, bazen yorgunluk ve farklı semptomların eşlik ettiği kronik bir hastalıktır.

Ama moralinizi bozmanızı istemiyorum. Çünkü bu yazı sizin için hazırlandı ve tedavinize büyük bir fark katacak. Hadi devam edelim.

image

Dr. Can’ın YouTube Kanalı!

Sizin için hazırladığım videoları kaçırmamak için youtube kanalıma abone olmak için buraya tıklayın.

Fibromiyaljinin belirtileri

Fibromiyalji ile ilgili belirtiler genel olarak belli belirsiz ortaya çıkıyor. Bu sebeple iyi inceleyip dikkatli olmakta fayda var.

Öncelikle basit ve ek olarak ortaya çıkan bulguları değerlendirmek yerine ana belirti olan ağrı ile ilgili konuşmak istiyorum.

Fibromiyalji ağrısının özellikleri:

  • Belirli noktalarda yoğunlaşmıştır.
  • Dokunma ile hassasiyet vardır.
  • Ağrı ataklar halinde gelir ve bazen geçebilir.

Ağrı ile ilgili faydalı olabilecek bir beden tablosunu aşağıda paylaşıyorum.

Fibromiyalji ağrısının genel olarak yoğunlaştığı noktaları yukarıda belirttim. Hastalar genellikle bu noktalarda ağrı olduğunu tariflerler.

Fibromiyalji belirtileri sadece ağrı ile sınırlı değil. Fibromiyalji hastalarında daha sık görülen diğer problemler,

  • Halsizlik,
  • Uyku problemleri (uykuya dalamama, uyurken dinlememe),
  • Baş ağrısı,
  • Depresyon, anksiyete ve dikkat dağınıklığı,

olarak sıralabilir (2).

Gelelim belirtilerin tanı sürecinde kullanılmasına. Tanı için belirli kriterlerimiz var. Bu kriterlerin tamamı ağrı odaklı.

Bir hastaya fibromiyalji tanısı koymak için,

  • Hastanın ağrısını şiddet olarak 10 üzerinden 7 ve üzeri bir puanla derecelendirmesi,
  • Hastanın ağrısının en az 3 aydır benzer şiddette devam etmesi,
  • Hastanın ağrısının başka bir sebep ile bağdaştırılamaması,

gerekmektedir (3). Bu kriterler Amerikan romatoloji birliği tarafından belirlenmesine rağmen, tam olarak bir fikir birliği maalesef yok.

Klinikte basit tanı için bahsettiğim tanı yöntemi oldukça etkili ve doğru sonuç vermekte.

Özellikle fibromiyalji tanısı almış bireylerde, hastalığın tekrardan doğrulanması için sık kullandığım bir yol bu.

Fibromiyalji nedenleri

Fibromiyalji için sebep sonuç ilişkisi kurmak zor. Ama fibromiyalji sıklığını arttıran bazı durumların olduğunu biliyoruz. Sıralamama izin verin,

  • Genetik en önemli etken. Çünkü bazı bireylerde genetik özelliklere bağlı olarak fibromiyalji gelişme riski çok daha fazla.
  • Stres bir diğer neden. Fiziksel stres (kaza, darp edilme) veya mental (baskı, emosyonel şiddet) fibromiyalji oluşma riskini arttırabilir. Ne yazık ki mekanizma hakkında net bir bilgimiz yok.
  • Enfeksiyon, kişinin ileride yaşayabileceği fibromiyalji riskini arttırabilir. Genel olarak tahminimiz enfeksiyonların altta yatan fibromiyaljinin ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı yönünde.
  • Kadın cinsiyet özellikle önemli. Çünkü fibromiyalji vakalarının %80’i kadınlarda görülüyor.
  • Farklı bir romatolojik hastalık olması fibromiyalji riskini de arttırıyor. Özellikle romatoid artrit ve lupus.

Tabi ki fibromiyalji nedenleri ve risk faktörleri sıraladıklarım ile sınırlı değil. Çünkü hala mekanizma büyük bir soru işareti ve süreci tam olarak bilmiyoruz.

Fibromiyalji tedavisi

Fibromiyalji ile ilgili medikal tedaviye değinmeyeceğim. Çünkü bu tedavi kişiye özel oluşturulmuş ve ihtiyaçlar dahilinde sürekli değiştirilen bir yapıya sahip.

Benim odaklanmak istediğim nokta ise tedavinin sürekli ve değişmez parçasını oluşturacak olan diyet ve spor parçaları. Çünkü her hastalıkta olduğu gibi doğru beslenme ve egzersiz uygulamak fibromiyaljide de tedaviye oldukça büyük fayda sağlıyor (4).

Fibromiyalji tedavi yöntemlerine diyetle başlamak istiyorum.

Fibromiyalji için diyet tedavisi

Öncelikle size bir diyet tablosu oluşturacağım. Ardından tüketmemeniz gereken besinlere değineceğim.

Fibromiyalji hastalarında diyet ile ilgili çok fazla seçenek var ama benim tercihim,

  • Glutensiz,
  • Çiğ sebzelerin yoğun olduğu,
  • Yoğun antioksidan alımının yapıldığı,
  • Probiyotik ve prebiyotik açısından zengin,

bir beslenme olacak.

Glutensiz beslenmeyi tercih etmemizin sebebi; birçok romatolojik hastalıkta olduğu gibi fibromiyalji hastalarında da gluten hassasiyetinin olması ile alakalı. Ayrıca gluten hassasiyeti olan bireylerde, gluten tüketiminin inflamasyonu arttırmasını engellemek fibromiyaljide çok değerli bir husus.

Yapılan araştırmalar glutensiz beslenen fibromiyalji hastalarının bulgularında iyileşme olabileceğini gösteriyor (5). Aynı şekilde klinikte takip ettiğim birçok hasta da glutensiz beslenmeden fayda sağlıyorlar.

Çiğ sebzelerden zengin bir beslenmeyi ise fibromiyalji belirtilerinden en önemlisi olan ağrıyı rahatlatmak için kullanıyoruz. Çünkü çiğ sebzeler vitamin, mineral ve antioksidan kaynaklarından zengin olmakla beraber, bu besin öğeleri hücre düzeyindeki enerji üretim ve diğer metabolik olayların doğru devam etmesine yardım eder.

Yapılan araştırmalar çiğ sebzelerden zengin beslenmenin ağrı ve rahatsızlık hissi bulgularını azalttığını göstermekte (6).

Tükettiğiniz tüm besinlerin doğal kaynaklı olmasına, tarım ilacı ve diğer zararlı içerikler ile temas etmemiş olmasına dikkat etmelisiniz.

Birçok kişi önerdiğim beslenme tipini uygulamasına rağmen fayda sağlayamadığını söyleyerek bana dönüyor ve görüyorum ki tüketilen besinlerin neredeyse tamamı ciddi şekilde tarım ilacı maruziyetine sahip.

Bu besinleri doğal üretilmiş muadilleri ile değiştirdiğimizde ise sonuç harika oluyor ve birçok hasta rahatlıyor.

Probiyotik ve prebiyotik açısından zengin beslenme de fibromiyalji açısından oldukça önemli. Çünkü birçok romatolojik hastalık bozuk bağırsak florasıyla ilgilidir ve florayı düzeltmek hastalığın gidiş hattına olumlu etki eder.

Fibromiyaljide de aynı şey geçerli. Dolayısıyla doğal kefir gibi probiyotik besinler tüketilmeli, eğer bu tip besinler alınamıyorsa dışarıdan probiyotik takviyesi kullanılmalıdır.

Yapılan araştırmalar fibromiyalji hastalarında obezite sıklığının, toplum ortalamasından fazla olduğunu gösteriyor (7). Ayrıca yine araştırmalar gösteriyor ki normal kilolu bireyler, aşırı kilolu bireylere göre daha başarılı şekilde tedavi edilebiliyor (8).

Dolayısıyla beslenmenizi düzenlerken hem bahsettiğim besin öğelerini tüketmeli hem de kilo vermeye odaklanmalısınız.

Ayrıca bahsettiğim besin öğeleri ile beraber,

  • Omega-3 yağları,
  • Magnezyum,
  • Koenzim Q10,
  • Asetil L-karnitin
  • Zerdeçal,
  • D vitamini,
  • SAMe,
  • 5-HTP (9),

takviyesi fibromiyalji semptomlarını rahatlatmak için faydalı olabilir.

5-HTP takviyesi aynı antidepresanlar gibi beyindeki seratonin düzeyini arttırır.

Antidepresan kullanıyorsanız -ki fibromiyalji hastalarında düşük doz antidepresan kullanımı sık önerilir- kesinlikle 5-HTP kullanmamalısınız.

Dolayısıyla kullanacağınız tüm supplementler için hekiminize danışmanız çok önemli.

Kabataslak bir beslenme planı oluşturduğumuzu düşünüyorum.

Peki tüketmemeniz gereken besinleri biliyor musunuz? Çünkü bazı besinler fibromiyalji belirtilerini -özellikle ağrıyı- ciddi şekilde kötüleştirebiliyor.

Monosodyum glutamat birçok işlenmiş besine lezzet katması için eklenen bir kimyasal. Deneyimlerimiz gösteriyor ki monosodyum glutamat tuzlarının diyette aşırı düzeyde bulunması fibromiyalji belirtilerini kötüleştiriyor. Bu sebeple paketli gıdaları dikkatli incelemeli ve monosodyum glutamat olan besinleri tüketmemelisiniz.

Şeker tüketimi inflamasyon artışı ile direkt olarak bağlantılıdır. Dolayısıyla romatolojik bir hastalık olan fibromiyaljinin tetiklenmesinde şeker rol alıyor olabilir. Diyetinizden şeker ürünlerini çıkartmalı ve düşük karbonhidratlı beslenmelisiniz.

Süt ürünleri laktoz intoleransı olan erişkin bireyler için rahatsız edici olabilir. Ayrıca fibromiyalji hastalarında süt ürünlerinin şikayetleri kötüleştirebileceğini biliyoruz. Bu sebeple süt ürünlerini kısıtlamak fibromiyalji hastalarında faydalı olabilir.

Kafein ve teofilin tüketimi uykuya zarar verir. Fibromiyalji hastalarındaki uyku problemleri düşünüldüğünde bireylerin özellikle gece saatlerinde kahve ve çay tüketimini sınırlaması uyku kalitesini arttırıp, fibromiyalji bulgularını azaltabilir.

Fibromiyalji için spor tedavisi

Ağrı yaşayan hastaların neler hissettiklerini biliyorum. Klinikte gördüğüm ağrı çeken -neredeyse- tüm hastalar ciddi şekilde bıkkın hissediyorlar ve fiziksel aktiviteden kaçınıyorlar.

Fibromiyaljide de durum benzer. Ama bu bir kısır döngü ve döngüyü kırdığınız anda daha iyi hissedeceğinize eminim. Çünkü fiziksel aktiviteyi arttırmak uzun vadede fibromiyalji hastalarında ciddi iyileşmeler oluşturabiliyor.

Fiziksel aktivite fibromiyalji hastalarında,

  • Anksiyete ve depresyon riskinin azalmasına,
  • Hücrelerin antioksidan kapasitesinin artmasına,
  • Kasların esnemesine ve gevşemesine,

yardım eder. Dolayısıyla egzersiz, fibromiyalji hastlarında bir gerekliliktir.

Birçok fibromiyalji hastası egzersiz sonrası fazla hamlık hissettiğini belirtiyor. Bu doğru çünkü fibromiyalji hastalığının şüpheli mekanizmalarından biri de hücre içi toparlanma ve enerji üretme mekanizmasının bozulması ile alakalı.

Ama bu sürekli yaşanacak bir durum değil ve doğru egzersiz ile mevcut kas hamlığı azaltılabilir.

Fibromiyalji hastaları egzersiz yaparken,

  • Yavaş başlamaya dikkat etmeli. Çünkü biraz önce değindiğim gibi aşırı yüklenme aşırı kas hamlığı yapabilir.
  • Esneme ve ısınma hareketlerine dikkat etmeli. Çünkü esneme fibromiyalji hastaları için gerçekten olumlu sonuçlar doğuruyor ve bu önemli kaynağı alelade şekilde kullanmamalısınız. Özellikle yoga ve pilates bu konuda çok etkili ve fibromiyalji hastalarına tavsiye ettiğim cinsten egzersiz yapısına sahip.
  • Aerobik egzersizler hem kas içi oksijen kullanım kapasitesini arttırması hem de hücre içi metabolik olayları düzenlemesi açısından fibromiyalji hastalarına tavsiye ettiğim bir diğer egzersiz tipi. Özellikle açık hava yürüyüşleri ciddi fayda sağlıyor.

dikkat etmeli. Sonuç olarak fibromiyalji hastalarına haftada en az üç gün, günde en az 20 dakika aerobik egzersiz ve yine en az 20 dakika esneme egzersizlerini öneriyorum.

Fibromiyalji belirtileri ve tedavisi: Özet

Fibromiyalji tıp literatürüne yeni yeni yerleşen bir hastalık. Ağrı odaklı birçok farklı belirti ile ortaya çıkıyor, tanı ve tedavisi ne yazık ki zor.

Bu nedenle bedeninizi iyi tanımanız, sürekli devam eden ağrılarda hekiminize danışmanız oldukça önemli. Tabi ki fibromiyalji tanısı alan takipçilerimin moral bozmaması gerekiyor.

Ayrıca fibromiyalji tedavisi için bahsettiğim doğal yöntemleri iyi değerlendirmeli ve yaşam kalitenizi arttırmalısınız. Çünkü aldığınız ilaçlar size tedaviye ulaşmanız için bir basamak oluşturur. Bu basamağı ise sadece doğru yaşama, beslenme ve egzersiz alışkanlığı ile çıkmanız mümkün.

Artık fibromiyalji nedir?, fibromiyalji belirtileri neler?, fibromiyalji nasıl tedavi edilir? gibi soruların cevaplarını biliyorsunuz.

Hastalıkla savaşırken aklınıza takılan soruları bana yorumlar aracılığı ile iletebilirsiniz. Konu ile ilgili muayene olmak için randevu sayfasına gidebilirsiniz.

Son olarak, pes etmeyin. Çünkü fibromiyalji sizden güçlü değil!

image

Dr. Can Çiftçi Hakkında

Eğitimini Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde tamamlayan Dr. Can kar amacı gütmeyen ve tarafsız bir girişim olan Fitekran.com sitesini 2013 yılında kurdu. Obezite, onkoloji beslenmesi, fitoterapi, sporcu sağlığı, nadir hastalıklar, fonksiyonel tıp ve patofizyoloji ile ilgilenen Dr. Can kendi kliniğinde fitoterapi uzmanı ve konsültan hekim olarak çalışmaktadır.

Siroz, hepatit ve alkol bağımlılığı gibi nedenlerden dolayı karaciğerin deformasyona uğrayarak sağlıklı ve yumuşak dokusunun skar olarak adlandırılan sert ve işlevsiz bir hale gelmesi sonucunda oluşan ciddi bir sağlık problemidir. Eğer tedavi sürecine geç kalınırsa hastalık karaciğerin büyük bir bölümüne yayılarak kişide karaciğer yetmezliğine neden olur.

Başlangıç evresinde fark edilir derecede belirti görülmese de hastalığın ilerleyen dönemlerinde güçsüzlük, yorgunluk, iştahsızlık ve şiddetli ağrılar oluşabilir. Siroz tedavisine geç kalındığında karaciğerde oluşan hasar iyileştirilemeyeceği için erken teşhisin önemi büyüktür. Hastalığa erken müdahale edildiğinde neden olan problem giderilerek doku hasarı önlenebilir. Bunun yanında bazı siroz türlerinde ilaç tedavisi uygulanabilirken bazı vakalarda karaciğer nakli yapılması gerekebilir.

Karaciğerde sürekli hücre hasarlarının oluşması sonucunda meydana gelen siroz hastalığı karaciğerin sağlıklı dokusunu öldürerek işlevselliğini bozan bir sağlık problemidir. Oluşan hasarlar ilerledikçe karaciğerde kan akışını engelleyen skar adlı sert bir doku oluşturur. Bunun sonucunda karaciğerde yapısal bozukluklar oluşarak besin, ilaç ya da zararlı maddelerin işlenmesi gibi hayati fonksiyonlarda azalma meydana gelir. Erken müdahale edildiğinde çoğunlukla kontrol altına alınabilen siroz eğer uzun süre boyunca tedavi edilmezse ölümcül bir hastalık olan karaciğer yetmezliğine dönüşebilmektedir.

Bir kişinin siroz hastası olmasına alkol başta olmak üzere sağlıksız beslenme alışkanlığı ya da çeşitli sağlık problemleri neden olabilmektedir. Alkole bağlı meydana gelen siroz, kişinin 10 yıl ve üzeri aşırı alkol tüketimi nedeniyle karaciğer hücrelerinin yapısal bozukluğa uğraması sonucunda gelişir. Sirozun oluşmasını tetikleyen başlıca faktörler aşağıdaki gibi sıralanabilir.

  • Uzun süre aşırı alkol tüketimi
  • Şeker hastalığına bağlı oluşan karaciğer yağlanması
  • Vücutta aşırı demir birikmesi
  • Hepatit C ya da hepatit B gibi nedenlerden dolayı karaciğerde doku hasarlarının oluşması
  • Karaciğerde aşırı yağ birikmesi sonucunda meydana gelen iltihaplara bağlı oluşan NON-alkolik steatohepatit hastalığı
  • Wilson Hastalığı
  • Karaciğerde alfa-1 antitripsin adlı enzimin eksikliği
  • Galaktozemi ve glikojen hastalığı gibi kalıtsal metabolizma rahatsızlıkları
  • Alagille sendromu
  • Frengi ve brusella gibi enfeksiyon hastalıkları
  • Kistik fibroz
  • Otoimmün hepatit, primer biliyer siroz ve primer sklerozan kolanjit gibi bağışıklık sistemi hastalıkları
  • Safra kanalının tıkanması
  • Metotreksat ve izoniazid gibi ilaçların uzun süre kullanılması
  • Kronikleşen kalp krizi ya da kalp yetmezliği gibi rahatsızlıklardan dolayı karaciğerde ödem oluşumu
  • A vitamini ve parasetamol gibi ilaçların yüksek dozda kullanımı
  • Zararlı kimyasal maddeler ve diğer çevresel toksinler
  • Parazitler nedeniyle oluşan enfeksiyon hastalıkları

Siroz hastalığının karaciğerde oluşan nodüllerin türüne göre 3 farklı çeşidi bulunmaktadır.

Mikronodüler Siroz

Karaciğerde çapı en fazla 3 mm olan nodüllerin oluştuğu siroz türüdür. Alkole bağlı meydana gelen siroz mikronodüler grupta yer almaktadır.

Makronodüler Siroz

Karaciğerde oluşan nodüllerin çapı 3 mm ile 5 mm arasında olduğunda bu makronodüler siroz olarak adlandırılmaktadır. Kronik viral hepatit nedeniyle gelişen siroz bu gruba dahildir.

Karışık Tip Siroz

Çoğu sirotik hastalıkta karaciğerin hem mikronodüler hem de makronodüler siroz türüne ait belirtileri gösterdiği durumu ifade etmektedir.

Uzun süre alkol tüketimi ya da çeşitli viral enfeksiyonlar nedeniyle karaciğer dokusunda yıpranma ve skar doku oluşumları görülebilir. Buna bağlı olarak karaciğer büzüşerek sertleşir ve siroz hastalığı meydana gelir. Karaciğer dokusundaki sertleşme karaciğere besin aktarımını sağlayan portal damarın tıkanmasına ve basıncının artmasına neden olur. Bunun sonucunda da yemek borusu ve midede damar genişlemeleri ya da kanama gibi bazı semptomlar oluşabilir. Siroz hastalığında görülen diğer belirtiler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir.

  • Kişinin dinlendiği halde kendisini halsiz, güçsüz ve yorgun hissetmesi
  • Mide bulantısı ve kusma
  • Nedensiz yere kilo kaybetme ve iştahsızlık

Bunlar sirozun başlangıç evresinde görülen genel semptomlardır. Hastalık ilerlediğinde yaşanan belirtiler ise şu şekilde sıralanabilir.

  • Cilt ve göz renginde sararma
  • Kan kusma
  • Kanlı dışkı
  • Koyu renkli ve yoğun idrar
  • Cildin çeşitli bölümlerinde kaşıntı ve kızarıklık
  • En ufak bir darbe sonucunda kolaylıkla morarma ve kanama
  • Burun kanaması
  • Avuç içlerinde kızarıklık ve kaşıntı
  • Diş etlerinde kanama, morarma ve ağız içinde yaralar
  • Bacaklarda ödem oluşumu ve ağrı
  • Deri üzerinde kılcal kan damarların belirginleşmesi
  • Karında asitli ödem oluşumu
  • Kadınlarda adet kanamasının durması
  • Erkeklerde homonal değişikliklere bağlı olarak meme büyümesi, testislerde küçülme ve cinsel isteğin azalması
  • Hastalığın ilerleyen evrelerinde bilinç kaybı, konuşma bozuklukları ve uyku düzeninde bozukluk

Doktorlar siroz teşhisi yaparken öncelikle hastanın geçmişte yaşamış olduğu ya da şuan halen devam eden herhangi bir hastalığının olup olmadığını sormaktadır. Bunun yanında fiziksel muayene yapılarak karaciğer hastalığıyla ilgili belirtilerin varlığı kontrol edilmektedir. Eğer muayene sırasında siroz hastalığından şüphelenilirse kesin teşhis koyabilmek adına aşağıdaki test ve görüntüleme yöntemleri uygulanabilmektedir.

Kan Testleri

Karaciğerdeki enzim oranlarının belirlenmesi amacıyla hastaya karaciğer fonksiyon testi yapılabilmektedir. Ayrıca kan pıhtılaşmasının kontrolü ve albumin düzeyinin belirlenmesi için bazı kan testleri ve karaciğerde kanserli doku tespiti için de alfa feto protein ölçümü gibi testler uygulanabilmektedir.

Karaciğer Biyopsisi

Karaciğer dokusundaki deformasyonları belirlemek için ince bir iğne kullanılarak karaciğerden doku örneği alınır ve laboratuarda incelenir.

Endoskopi

Siroz hastalığının semptomlarından birisi olan şişmiş damarların varlığını tespit etmek amacıyla ucunda ışık ve kamera bulunan esnek bir tüp hastanın boğazından içeriye itilmektedir. Endoskop olarak adlandırılan bu cihazla kişinin yemek borusu ve midesi incelenerek herhangi bir anormallik olup olmadığı kontrol edilir.

Bu uygulamaların yanında karaciğer ultrasonografisi, manyetik rezonansla karnın görüntülenmesi ve karın tomografisi gibi bazı görüntüleme yöntemleri de teşhis aşamasında kullanılabilmektedir.

Siroz hastalığını tamamen tedavi edebilecek herhangi bir tedavi uygulaması bulunmamakla birlikte bazı yöntemler hastalığın semptomlarının ve komplikasyonların etkisini azaltabilmektedir. Hepatit C nedeniyle oluşan karaciğer enfeksiyonlarında iyileşme sağlayabilmek adına bazı anti-viral ilaçlar kullanılabilmektedir. Bu tür ilaçlar sirozun daha ileri boyutlara ulaşmasını büyük ölçüde önleyebilir. Ayrıca siroza neden olan hastalığın ya da etkenin ortadan kaldırılması sirozun daha ciddi boyutlara ulaşarak karaciğer kanserine dönüşmesini de engellemektedir. Aşırı kilolu olan kişilerin uyun bir diyet programıyla zayıflaması ya da alkol bağımlılarının çeşitli sağlık kuruluşlarından destek alarak alkolü terk etmesi karaciğer hasarlarını önlemede büyük bir katkı sağlayacaktır. Eğer tedavi sürecine kalınırsa ve doku hasarları önlenemeyecek boyutlara ulaşırsa bu durumda yapılabilecek tek tedavi yöntemi karaciğer naklidir.

Siroz hastalığının ilerlemesini durdurmak ve semptomları hafifletmek amacıyla uygulanan genel tedavi yöntemleri şu şekilde sıralanabilir.

Doktorlar hastanın genel durumuna ve sirozun evresine göre çeşitli ilaçları verebilmektedir. Portal damar hipertansiyonunda beta blokerler ya da nitrat türevi tansiyon ilaçları reçete edilebilmektedir. Karın zarı iltihabının olduğu durumlarda ise damar içi antibiyotikler ve hepatik ensefalopati olan hastalara da lactulose veya düşük protein diyeti verilebilir. Bu tür ilaçların yanında siroz semptomlarını arttırıcı etkisinden dolayı hastaların ibuprofen ve parasetamol gibi ilaçları kullanmaması gerekir.

Sirozun tedavisine geç kalındığında ve karaciğerdeki doku hasarlarının artık kontrol altına alınamayacak boyutlara ulaştığı vakalarda doktorlar son çare olarak karaciğer nakli yapılmasını isteyebilir. Vücudun yeni nakledilen organı kabul etmemesine karşın üretilen bağışıklık baskılayıcı ilaçların geliştirilmesine bağlı olarak karaciğer transplantasyonları daha başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir.

Ciddi bir karaciğer hastalığı olan siroz kişide aşağıdaki gibi bazı komplikasyonlara neden olabilmektedir.

Bacaklar ve Karında Şişlik

Portal damarlarda tıkanıklık nedeniyle meydana gelen basınç artışı karın bölgesinde asit birikmesine ve bacaklarda ödem oluşumuna neden olabilmektedir.

Dalak Büyümesi

Portal hipertansiyon dalak dokusunda deformasyonlar oluşturarak splenomegali olarak adlandırılan dalak büyümesine ve trombositlerin dalakta yığılmasına neden olabilir.

Kanama

Portal hipertansiyon nedeniyle küçük çaplı damarlarda daha fazla miktarda kan yığılması oluşabilir. Bunun sürekli hale gelmesi sonucunda küçük damarlar bir süre sonra genişleyerek patlar. Buna bağlı olarak da o bölgede ciddi kanamalar, varis ve pıhtılaşma gibi sorunlar görülebilir.

Kilo Kaybı

Siroz hastalığı dokuların beslenmesi için gerekli olan besin maddelerinin işlenmesini ve iletilmesini zorlaştırıcı bir etki yapmaktadır. Bu da kişinin hızlı bir şekilde zayıflamasına neden olur.

Enfeksiyonlar

Siroz kişinin bağışıklık sistemini zayıflatan bir hastalık olduğu için vücut enfeksiyonları önlemede zorlanır. Özellikle karında sıvı birikmesi sonucunda bakteriyel bir enfeksiyon hastalığı olan karın zarı iltihabı meydana gelebilir.

Sarılık

Karaciğer yapısal bozukluğa uğradığında zararlı bir toksin madde olan bilirubini kandan uzaklaştıramaz ve bunun sonucunda da sarılık hastalığı oluşur. Bilirubin adlı maddenin kanda yoğunlaşması göz ve cildin sararmasına neden olmaktadır.

Kemik Hastalıkları

Siroz kemiğin doğal yapısını bozarak dayanıklılığını azaltıcı bir etki yapmaktadır. Buna bağlı olarak da kemik kırıkları ve çeşitli rahatsızlıklar görülebilir.

Şifalı bitkiler birçok hastalığın tedavisinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Siroz hastalığında da hem karaciğer dokusunu onarmak hem de hastalığın semptomlarını azaltmak amacıyla uygulanabilecek bazı bitkisel yöntemler vardır. Ancak bu tür bitkisel uygulamalar yapılırken ileride zarar görmemek adına kesinlikle doktora danışmak gerekir.

Kereviz Kürü

Siroz hastalığının başlangıç evresinde uygulandığında büyük oranda iyileşme sağlayan kereviz kürü aynı zamanda hastalık nedeniyle oluşan belirtileri de hafifletmeye yardımcı olacaktır. Bu uygulama için öncelikle bir adet kerevizi güzelce yıkayın ve kabuklarıyla birlikte halkalar halinde doğrayın. 2 su bardağı sıcak suyun içerisine doğradığınız kerevizleri atın ve yaklaşık 10 dakika boyunca kaynatın. Kereviz kürünü sabah ve akşam yemeklerinden 30 dakika önce için. Bu kürü içeceğiniz zaman taze olarak yapın ve 3 ay boyunca düzenli olarak haftada 3 gün uygulayın.

Kibrit Otu Çayı

Bir bardak sıcak suyun içerisine 1 tutam kurutulmuş kibrit otunu ekleyin ve kısık ateşte 5 dakika boyunca kaynatın. Hazırladığınız kibrit otunu 1 ay düzenli olarak akşam yemeklerinden 2 saat önce için.

Çilek

Uzmanlar çileğin karaciğerde oluşan deformasyonların iyileşmesinde en etkili gıdalardan birisi olduğunu belirtmektedir. Siroz belirtilerini azaltmak amacıyla sabah, öğle ve akşam olmak üzere günde 3 kez 5-6 tane çileği ezerek tüketebilirsiniz. Eğer çilek yemeyi sevmiyorsanız meyve sıkacağıyla suyunu sıktıktan sonra tüketerek de faydalı içeriğinden yararlanabilirsiniz.

Tarçın

Bir bardak sıcak suya bir dal çubuk tarçın ekledikten sonra kaynatın ve her yemekten sonra bunu için.

Sirke

Siroz hastalığına iyi gelen ürünlerden birisi de güçlü bir antioksidan olan sirkedir. Bir bardak suya 2 çorba kaşığı elma sirkesi ekleyerek elde ettiğiniz karışımı öğünün ardından için. Sirkeyle yapabileceğiniz bir diğer uygulama da sirke buğusudur. Bir tencere suyun içerisine yaklaşık yarım bardak sirke ekledikten sonra kaynatın ve bunun buğusunu soluyun.

Kişniş

Bir miktar kişnişi havanda ezerek lapa haline getirin ve bunu karında şişlik bulunan bölgenin üzerine sürün. Yaklaşık yarım saat beklettiğinizde karaciğer bölgesinde oluşan şişliklerde azalma olacaktır.

Menekşe Kökü

Kurutulmuş menekşe kökünü kaynattıktan sonra süzün ve elde ettiğiniz sudan her gün bir bardak için. Menekşe kökü karaciğeri güçlendirmede etkili bir ürün olsa da kullanımı bazı hassas bünyelerde alerjik reaksiyonlara neden olabileceği için doktorunuza danışmadan tüketmeniz tavsiye edilmemektedir.

İğde

Karaciğerde hücre yenilenmesini hızlandırması ve bağışıklık sistemini güçlendirmesi yönüyle siroz hastalığında tercih edilen gıdalardan birisi de iğdedir. Bir miktar iğdenin kaynatılmasıyla elde edilen sudan her gün bir bardak içmek siroz hastalığının önlenmesine büyük ölçüde katkı sağlayacaktır.

Kantaron Çiçeği

Başlangıç evresinde olan siroz hastalığında tedavi sürecinin hızlanmasına yardımcı olan bitkisel ürünlerden birisi de kantaron çiçeğidir. Bir bardak kaynar suyun içerisine bir tutam kurutulmuş kantaron çiçeği ekleyin ve yaklaşık 10 dakika boyunca demlenmeye bırakın. Demleme işleminin ardından çayın posasını süzerek için. Kantaron çiçeği çayını 1 ay boyunca düzenli olarak günde 1 bardak tükettiğinizde etkili sonuçlar almanız kolaylaşacaktır.

Toplum içinde ölüm oranlarının ağırlıklı bir yüzdesini oluşturan kalp rahatsızlıklarının belirtileri konusunda bilinçli olup zamanında tedaviye başlanılması konusunda hassas davranmak gerekmektedir.

Kalp Rahatsızlıkları

Vücut mekanizması için gerekli olan vitaminler, mineraller, oksijen gibi besinleri pompaladığı kan yardımıyla sağlamakla görevli olan kalp kası farklı etkilere dayanarak sahip olduğu fonksiyonları gerçekleştirirken sorunlar yaşayabilmektedir. Kalp kasında ortaya çıkan problemler hem kardiyovasküler sistemin hem de bu sistem sayesinde beslenerek fonksiyonlarını sürdüren bütün vücut organlarının, dokularının ve hücrelerinin sorun yaşamasına neden olmaktadır.

Sağlıksız beslenme alışkanlıkları, günlük hayatın yoğun temposuyla oluşan stresler, alkol veya sigaraya olan yatkınlıklar kalp rahatsızlıklarını ve paralelinde de sonu ölümle bitebilen ciddi sağlık problemlerini gündeme getirmektedir. Dünyada yaşanmakta olan ölüm oranları arasında ağırlıklı bir yüzdeye sahip olan kalp rahatsızlığının zamanında fark edilip gerekli olan tedavinin yapılması hayati bir önem taşımaktadır.

Erkeklerde daha yoğun olarak rastlanıldığı düşünülen kalp rahatsızlıkları kadınlar arasında ölüm nedenleri arasında ilk sırayı almaktadır. Bunun ana nedeni de kadınlarda gözlemlenen belirtiler erkeklerinden daha farklı olmasıdır. Erkeklerde direk olarak göğüs ağrısı gibi belirtiler veren bu hastalık kadınlarda baş dönmesi, mide bulantısı, yorgunluk gibi sıradan bir soruna yorumlanabilecek belirtiler verebilmektedir.

Belirtileri

Kalp rahatsızlığı bazı durumlarda oldukça sinsi ilerleyen; herhangi bir belirti vermeden birden bire ortaya çıkabilirken bazı durumlarda da hastadan hastaya ve oluşma nedenlerine bağlı olarak farklı belirtiler gösterebilmektedir. Bu rahatsızlık kadınlarda erkeklere oranla daha fazla rastlanmakta ve bilhassa menopoz döneminden sonra sıklıkla görülmektedir. Kalp rahatsızlıkları ile ilgili belirtilerden en yaygın olanlara şu şekilde örnekler verebiliriz:

  • Göğüs, omuz, boyun, sırt, karın ağrıları
  • Nefes alıp vermede yaşanan sorunlar ve oksijensiz kalmış hissi
  • Sürekli olarak bitkinlik, yorgunluk ve halsizlik durumu
  • Kalp kasında dışarıdan da dinleme sırasında oldukça net olarak duyulan çarpıntılar
  • Airtmi sorunları
  • Bacak, ayak bileği ve karın bölgesinde oluşan ödemlere bağlı ortaya çıkan şişkinlikler
  • Öksürük nöbetleri
  • Şuurun geçici olarak kaybedilmesi veya bayılmalar oluşması
  • Mide sorunları, bulantılar ve kusmalar
  • Pembeleşen yanaklar
  • Birden bire aşırı bir şekilde bilhassa göbek kısmından kilo alımları
  • Dudaklarda oluşan morarmalar
  • Erkeklerde erken yaşlarda meydana gelen kellikler
  • Hazım problemleri
  • Kalp kasında yanma hissi
  • Sol kolda meydana gelen uyuşma ve ağrılar
  • Göz çevresinde oluşan yağ birikimleri
  • Baş ve ense kısmında oluşan ağrılar
  • Morarmalar

Nedenleri

Bütün toplumlar için ciddi bir problem olan kalp rahatsızlıkları, karşılaşılan ölüm oranları arasında en sık ortaya çıkandır. Kalp rahatsızlıkları birçok çeşide ayrılmıştır. Damarlarda yaşanan tıkanmalar, daralmalar, kapaklarda yaşanan sorunlar, kalpte oluşan tümörler, kalp kası iltihaplanmaları gibi farklı şekilde gündeme gelen kardiyovasküler sistem rahatsızlıklarının oluşma nedenleri farklı etkenlere bağlı olarak değişiklikler göstermektedir.

Kalp rahatsızlıklarının en yaygın şekilde gözlemlenen nedenlerine şu şekilde örnekler verebiliriz:

  • Yüksek oranda kan yağlarının oluşması
  • Aşırı kilolar
  • Hipertansiyon
  • Alkol ve sigara alışkanlıkları
  • Diyabetik rahatsızlıklar
  • Ani yaşanan travmalar
  • Obezite
  • Daha önce kalp ve kalp kapakçıkları ve damarlarla ilgili cerrahi bir müdahale geçirmiş olmak
  • Damarlarda oluşan plaklara bağlı meydana gelen daralmalar
  • Damar genişlemeleri
  • Genetik sorunlar
  • İlerleyen yaş unsuru
  • Hareketten uzak bir yaşam stili

Etkileri

Kalp hastalıklarının vücut mekanizması içinde birçok etkisi bulunmaktadır. Bu etkilerden en çok rastlanılan enerji kaybı, çabuk yorulma, öksürük nöbetleri, baş ağrıları, göğüs ağrıları, mide bulantıları gibi sorunlardır. Kalp hastalıkları genel olarak bilhassa göbek çevresinden ani kilo alımlarına da neden olabilmektedir.

Kalp Rahatsızlıkları

Kardiyovasküler sistem rahatsızlıkları olan kişilerde gözlemlenen; nefes almada yaşanan sorunlar, oksijensiz kalma hissi vücut mekanizmasına en önemli etkileri arasındadır. Bu sağlık sorunu solunum sistemi gibi sindirim sistemini de etkisi altına alabilmektedir. Zamanında fark edilip gerekli olan önlem alınmadığı takdirde pek çok rahatsızlığı da beraberinde getirecek olan kalp hastalıkları bazı durumlarda sonu ölümle bitebilen ciddi tablolar ortaya çıkarabilmektedir.

Uygulanan Tedavi Yöntemleri

Kalp hastalıkları konusunda gerekli olan tanı yapılıp teşhis konulduktan sonra uygulanacak tedavi yönteminin belirlenmesinde oluşan hastalığın çeşidi ve oluşmasının altında yatan neden önemli faktörlerdir. Hastalığın nedeninin belirlenip tedavi edilmesi bu rahatsızlığın tedavisinde başarılı sonuç alınabilmesi için en önemli etkenlerden biridir.

Dünyada yaşanan ölüm oranlarının ana nedenleri arasında olan kardiyovasküler sistem rahatsızlıkları; bu konuda yapılan araştırmaları ve incelemeleri yoğunlaştırmış; tıp teknolojisinde önemli gelişmeler ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur.

Kalp rahatsızlıklarının tedavisinde iki yöntem uygulanır. İlki rahatsızlığın tedavisi edilmesiyken buna paralele olarak ikincisi bu rahatsızlığın oluşmasına neden olan sorunun saptanıp tedavi edilmesidir.

Kardiyovasküler sistem hastalıklarında ilk tedavi genel olarak medikal yolla yani ilaçla yapılmaktadır. Bu tedavi yöntemi istenilen başarıyı göstermediği takdirde girişimsel yöntemlerle tedavi seçeneği gündeme gelmektedir. Eskiden geleneksel yöntem olarak kabul edilen açık kalp ameliyatları yerine günümüzde; minimal invaliz, koltuk altı kalp ameliyatı gibi yeni sistemler gelişmektedir. Bunun yanında katater yardımıyla uygulana anjiyografiler, stent, balon veya bypass gibi yöntemler de başarılı sonuçlar vermektedir.  

Bitkisel Tedavi Yöntemleri

Kardiyovasküler sistem hastalıkları konusunda yapılan tıbbi tedavilerin yanında; bitkisel tedavi yöntemleri de başarılı sonuçlara imza atmaktadır. Kan sulandıran, kalp kası güçlendiren, damarlarda oluşan tıkanıklıkların çözülmesine yardımcı olan bir takım bitkiler, bitki kürleri veya bitkisel çaylar kardiyovasküler hastalıklar konusunda oldukça olumlu gelişmeler göstermektedir. Bu konuda en çok kullanılan kür oğul otundan yapılan kürdür. Birkaç kaşık oğul otunu iki bardak suda on dakika kaynatın. Demlenmeye bıraktığınız bu çaya biraz sirke ekleyin ve yemek arası bir fincan kadar için

Anasayfa » Sağlık » Uyuz Hastalığı Ve Tedavisi

Uyuz hastalığı, uyuz nasıl tedavi edilir, uyuz nasıl bulaşır, uyuz nasıl geçer, halk arasında bilinen adı ise  “gidişik” hastalığı bir tür parazitin deri altına yerleşerek kaşıntıya neden olduğu bilinen bir tür cilt yani deri hastalığıdır. Bu cilt hastalığına neden olan parazit çok küçüktür ve asla göz ile görünmez bulaşıcı bir hastalık olan uyuz insandan insana bulaşabilir.

Uyuz hastalığı genel olarak ellerde, koltuk altlarında, karın bölgesinde ve el ayak parmak aralarında sıkça bulunur ve kaşıntıya sebeb olur bu kaşıntı insana çok büyük rahatsızlık verir. Aşırı şekilde kaşımak sonucu iltihapa neden olabilir. Uyuz hastalığı nasıl olur sorusuna kısaca cevap vermek gerekirse uyuz hastalığına sebep olan parazitin deri altına yerleşerek kaşıntıya neden olan bir cilt hastalığıdır. Uyuz hastalığına neden olan parazit çok küçüktür ve asla gözle görülmez.

Uyuz 0,2 mm boyunda bir parazittir. Kesinlikle sadece cilt temasıyla bulaşır diye birşey yok tabiki. Genellikle gençlerde cinsel temasla ve aynı giysileri giymekle bulaşabilir. Uyuz hastalığına yol açan mikrop açık hava solunumu yaptığı için cildin derinliklerine dalamaz. O yüzden sadece cilt katmanları arasına tünele benzeyen birtakım yollar açabilir. Uyuz parazitleri, giysilerde 3 gün süresince yaşayabilir.

Uyuz hastalığının tedavisi basit ve kolaydır genel olarak krem şeklinde verilen ilaçlarla hastalıktan kurtulmak mümkündür. Burada dikkat edeceğiniz konu kremi kullanmadan önce vücudun temiz olması ayrıca banyodan sonra ise iyice kurulandıktan sonra kremi kullanmaya özen göstermelisiniz. Size verilen ilaçı gece kullanmanız tavsiye edilir çünkü uyuz hastalığı geceleri dahada şiddetlenir.

Uyuz hastalığı tedavi edilen bir hastalık olmasına rağmen tekrardan nüksetme durumu vardır. Bu hastalıktan korunmak için mümkün oldukça

  • Uyuz hastalığına yakalanan kişilerin özel eşyalarını asla kullanmayın.
  • Hastanın bütün eşyaları kaynar suda yıkanmaları ve ütülenmelidir.
  • Uyuz olan kişiler ile yakın temastan kaçının,elini sıkmak bile bulaşması için yeterlidir.
  • Evde yıkanması zor olan eşyaları mutlaka ilaçlayınız.
  • Hasta olan kişilerin mümkün oldukça kalabalık ortamlara girmesi tavsiye edilmez.
  • Sık sık banyo yapılmalı ve bütün kıyafetler banyodan sonra değiştirilmelidir.

Uyuz tedavisinde kullanılan kremlerin çeşidi çok olsa da en etkili krem metrin deri merhemidir. Uyuz mikrobu Vücutta çok uzun süre yaşayabilir, ama insanların bu kaşıntıya karşı dayanması çok zordur dayanılmaz bir kaşıntı hissi oluşur. Uyuz kremi tamda bu devrede çok etkili ve rahatlatıcı etki göstererek kaşıntıyı ortadan kaldırır. Uyuz kremi yetişkinlerde tüm vücuda özellikle genital bölgeye, koltuk ve tırnaklara sürülerek bir tüpün tamamı bitirilecek şekilde sürülür ve ortalama 8 saat beklendikten sonra banyo yapılır. Uyuz kremi kullanıldığında uyuz hastalığı kesin olarak yok edilir. Eğer işinizi garanti altına almak istiyorsanız 10 gün sonra 2. defa aynı şekilde uyuz kremi tekrar kullanabilirsiniz. Uyuz tedavisinde kremi bütün aile bireylerinin kullanıması genel olarak tavsiye edilir. Uyuz kremi sürdükten sonra

Uyuz tedavi edilebilen bir hastalıktır. Uyuz tedavisi ne kadar sürer soruna cevap vermek gerekirse uyuz tedavisi ortalama olarak bir ay sürmektedir.

Uyuz tedavi kullanılan bir yöntem ise tuzlu sudur. Ülkemizde sıkça görülen bir diğer uyuz hastalığı da arpa uyuzudur. Kısa sürede uyuz belirtileri görülmeye başlar. Bu uyuz hastalığına yakalandığınızda tuzlu su ile yıkanmak çoğu zaman sorunun ortadan kalkmasını sağlamaktadır. Uyuza tuzlu su uygulamak çok eskiden beri kullanılan bir yöntemdir.

Uyuz hastalığı asla endi kendine geçmez bazen kuluçka döneminde kaşıntı azalması insanlarda iyileştiği hissi uyandırsa da uyuz kuluçka dönemimden sonra tekrar rahatsızlık verir mutlaka uyuz kremleri kullanmak ve bir doktora görünmek gerekmektedir.

Kükürtlü sabun uyuz hastalığına iyi geldiği bilinmektedir. Uyuz hastalığına yakalana kişiler bütün vücudunu kükürtlü sabun ile yıkadıklarında kaşınma hissi ortadan kalkacaktır. Kükürt pek çok deri hastalığına iyi geldiği gibi uyuz tedavisinde de çok etkilidir. Ayrıca arap sabunu ile karıştırılarak kullanmak mümkün.

Uyuza karşı sirke kullanmak diğer uyuz tedavisinde kullanılan bitkisel yöntemlerden biridir. Bir miktar kekik sirke ile beraber kaynatılır ve günde defa defa sürülür.

Uyuz hastalığına iyi gelen bitkiler ve uyuz hastalığı bitkisel tedavi yöntemleri ile uyuz hastalığından kurtulabilirsiniz. Sizlere uyuz hastalığı nasıl geçer, uyuz hastalığına iyi gelen bitkiler, uyuz için şifalı bitkiler nelerdir bilgi vermeye çalışacağım.

  • Taze kekik yaprakları ile cilt ovalanır
  • Teze nane yaprakları ile cildin her yeri ovalanır
  • Kekik ve sirke uyuz tedavisinde etkili bir yöntemdir. Bir miktar kekik ve sirke kaynatılarak vücuda sürülür.
  • Sabun otu kaynatılarak vücuda sürülür. Kaşıntı olan bölgeye sürenizde yeterlidir.
  • Sarımsak ezilerek bir miktar sirke ile beraber vücuda sürülerek kullanılır.

Sizlere bu yazımda uyuz nedir, uyuz nasıl tedavi edilir, uyuz belirtileri nelerdir uyuz nasıl geçer konuları hakkında bilgi vereye çalışırken uyuza iyi gelen bitkisel yöntemlerden bahsetmeye çalıştım. Unutmayın uyuz tedavi edilmezse belli bir süre sonra tekrar ortaya çıkar. Uyuz hastalığı kendiliğinden geçer mi diye düşünmek yerine bir doktora tedavi olarak kısa sürede uyuz hastalığını kökten yok edebilirsiniz…

BENZER KONULAR Kalsiyum İçeren Besinler, Sebzeler, Meyveler ve Bitkiler İdrar Yolu Enfeksiyonu Nedenleri ve Belirtileri Nelerdir? Tedavisi Nedir? Sivrisinek Kaşıntısı Nasıl Geçer Yağlardan Kurtulmak İçin Etkili Yöntemler ve Öneriler Kızlık Zarı Muayenesi Dikimi Ve Fiyatları Böbrek Ağrısı Nasıl Geçer? Böbrek Ağrısı Geçiren Öneriler

image
ALS hastalığı nedir ve belirtileri nelerdir?

ALS hastalığının belirtilerini ve bilinmeyenlerini sizler için hazırladık. ALS ( Amiyotrofik Lateral Skleroz ) hastalığı oldukça fazla merak ediliyor. ALS hastalığına kapılan Stephen Hawking’in de bugün hayatını kaybetmesiyle birlikte hastalık oldukça fazla merak edilir oldu. İşte ALS hastalığı…

ALS hastalığının belirtileri

Hastalığın başlangıç belirtileri çok hafif olduğundan çoğu kez farkedilmeyebilir. Hastalık özellikle kol ve bacaklarda olmak üzere kas güçsüzlüğü ile başlar. Konuşma, çiğneme ve nefes alma etkilenir. Yutmanın bozulması sonucu, ağızda tükürük birikmesi de konuşmayı zorlaştırır.

Kaslar sinirler tarafından uyarılmadığında yapısı bozulur ve iş görmez hale gelir. Kol ve bacaklar incelir. Özellikle el ve ayak kaslarında seyirme ve kramplar olabilir. Kişi kol ve bacaklarını iyi kullanamaz. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir.

REKLAM

Başlangıç belirtileri her hastada aynı olmaz. Kimi hasta halının saçaklarına takılmaya, tökezlemeye başlar; kimi hasta eşyaları kaldırmakta zorlanır, kimisi de konuşurken kelimeleri yuvarladığını fark eder.

Kas zafiyeti önce bir kas grubundan başlar, yavaş yavaş diğer kas gruplarına yayılır. Kaslardaki iş görememenin derecesi ve hastalığın ilerleyişi hastadan hastaya değişir. Solunum kaslarının giderek daha fazla etkilenmesi ve buna bağlı solunum güçlüğü hastalıkta gelinen son aşama olur.

Hastalıkta genel olarak duyular, idrar ve barsak işlevleri, cinsel işlevler etkilenmez. Kalp kası zarar görmez. Göz kasları çoğu kez en son etkilenen kas olur, kimi zaman da hiç etkilenmez. Kişinin zihni yetenekleri normaldir.

REKLAM

ALS hastalığı teşhisi

ALS nöroloji denen sinir hastalıkları uzmanlığını ilgilendiren bir hastalıktır. Hastalık pek çok kas ve sinir hastalığı ile karışabildiği için teşhis uzun zaman alabilir. Teşhiste manyetik rezonans görüntüleme ve elektromiyogram denen yöntemlerden, kastan parça alınarak değerlendirilmesinden ve kanın incelenmesinden yararlanılabilir. Elektromiyogram kasın etkinliğinin normal olup olmadığını gösteren bir testtir.

Bazı kişilerde sonradan ALS’nin sık rastlanan türüne dönüşen bazı motor sinir hastalıkları görülür. Bunlar:

Progresif bulbar felç: Beyin sapını etkileyerek konuşma ve yutma güçlüğüne neden olur.

Progresif kas atrofisi: Alt motor sinirleri etkileyerek iskelet kaslarında zafiyete neden olur.

REKLAM

Primer lateral skleroz: Üst motor sinirleri etkileyerek spastisiteye neden olur, ilerleyişi daha yavaştır.

ALS hastalığı tedavi yöntemleri

Halen kesin tedavisi olmayan hastalık belirtilere yönelik olarak tedavi ediliyor. İstenmeyen etkilerin önlenmesi, hastanın rahatlatılması ve mümkün olduğu kadar normal yaşamını sürdürmesi amaçlanıyor.

ALS ne zaman ortaya çıkar?

Her yıl dünyada ortalama 100 binde bir veya iki kişiye ALS tanısı koyuluyor. Erkekler, kadınlara göre daha fazla etkileniyor. Genellikle 50’li yaşlarda tanısı koyulan bu hastalık, genç yetişkinleri de etkileyebiliyor ancak 30 yaşından önce nadiren görülüyor.

Yatağa bağımlı kılıyor

REKLAM

Hastalığın son evrelerine kadar kişinin günlük hayatındaki ihtiyaçlarını kendi başına karşılayabildiğini, kaslarda çok yoğun erimeler baş gösterdiğinde ise yürüyemez, konuşamaz ve kollarını kullanamaz hale geldiğini, buna karşın hafızanın ve zihnin etkilenmediğini belirten Doç. Dr. Geysu Karlıkaya, hasta yakınlarının sabırlı, şefkatli ve özenli davranmaları gerektiğini vurguluyor. ALS hastalığının tanısını koymak için çeşitli incelemeler yapıldığını belirten Doç. Dr. Geysu Karlıkaya “Kaslarda güçsüzlük, konuşma bozukluğu, seyirme gibi şikayetlerle başvuran hastalarda yapılacak ayrıntılı bir nörolojik muayene çok önemlidir. Refleks değişikliği, patolojik bulgular açısından değerlendirme yapılır, ardından EMG testi yapılarak tanı konulur. ALS hastalığını taklit eden hastalıkların ayırımı açısından kan tahlilleri de yapılır” diyor.

REKLAM

Ссылка на основную публикацию
Похожие публикации